
Duymayan kaldı mı bilmem ama insanın bazen içinde bulunduğu durumun farkında olmadan ne tür bir uçurumun kenarına milim milim gittiğini anlatan meşhur bir örnek vardır. Hani şu kurbağalarla ilgili olanı. Derler ki, kaynar suya atılan kurbağa tek hamlede kendini kazanın dışına fırlatabilir. Ama soğuk suya konulan kurbağa alttaki ateş vasıtasıyla su yavaş yavaş ısıtılırsa, farkına varmaz ve su kaynadığı anda, o da haşlanmış olur.
Suyun yavaş yavaş kaynaması! Enteresan tabii…
1970’li yılların başında Yeşilçam sineması en parlak dönemini yaşarken ‘avantür’ denen filmler moda olmaya başladı. Ve bir süre sonra İtalyanlardan kaptığımız ‘erotik avantür’ü keşfetti Türk sineması. Önceleri açık saçık konuşma, birkaç bayan bacağı düzeyinde olan bu tür, gittikçe cinselliğin dozunu arttırdı. Erotizm önce soft, ardından hard pornoya dönüştü. Öyle ki yılda 130 tane seks filmi çekilen bir sektöre dönüştü Yeşilçam ve 1978’de artık tam porno filmler sinema salonlarında gösterilir hale geldi.
Kurbağa deneyi gibi…
Hollywood sinemasında şiddet ve vahşet de benzeri bir tarzda yükseldi. Korku kavramı öyle bir hale geldi ki, şimdilerde iğrençliğin dozu arttıkça artıyor ve yapımcılar bunu türün gereği olarak yaptıklarını sanıyor. A. S. Porter’dan Hitchcock’a, ondan Peckinpah’a uzanın gerilim, korku ve şiddet patikasında öyle bir otobana gelindi ki, Hollywood sineması bir yılda en az 200 tane kanın seylaplar halinde aktığı, insan parçalarının havada uçuştuğu vahşet filmlerini sinema diye çekip izleyiciye yutturmaya kalkışıyor.
Üstelik her film bir önceki örneğinden daha da iğrençleşerek yapıyor bunu.
Saw -Testere serisinin ilk filmi normal bir insanın zor seyredebileceği düzeyde şiddet ve vahşet barındırıyordu. Ancak atmosfer ve tarz olarak farklı bir film olan serinin ilk örneği tüm bu kötü özelliklerine rağmen, içerdiği zeka ile beraber belli bir ilgi gördü.
Ne var ki, yapımcılar her yeni filmde, bir öncekinin iğrençlik dozunu artırmayı marifet saydılar ve Testere filminin har örneği, bir öncekinden daha iğrenç ve kötü oldu.
Sanırım lafı serinin son örneği Testere 6 – Saw 6’ya getireceğimi anladınız artık. Bir kere bir filmin bu kadar devamının çekilmesi saçmalığın daniskası. Hani neredeyse araba modeli ya da elektronik alet sürüm kodu gibi. Bu gidişle (kendileri her ne kadar 9 filmle tamamlanacak diyorsa da) Saw 312 filan da çekilir! Ve iş öyle bir saçma boyuta ulaştı ki, konu, diyalog, replik filan önemsenmiyor artık. Foşur foşur akan kanın miktarı ve kesilen beden parçalarının adedi önem kazanıyor. Seyirci severek izliyorsa, ‘bakalım bu sefer hangi yaratıcı aletle, insanların neresini kesecekler’ şeklinde sapıkça bir merakla izliyordur. Açıkçası bu da bir film yazısından ziyade ruh doktorlarının alanına giriyor.
Bu kadar aforizmadan sonra hala konusunu merak edenler için yazayım:
Serinin altıncı filminde Jigsaw'ın (bu da kim demeyin uzun hikaye) öğrencisi Amanda bizleri korkutacak yeni oyunlarla karşımıza çıkacak. Testere'ni oyunlarına tabi tutulanları yine ölümcül sınavlar bekliyor olacak. Rus ruletinden esinlenerek hazırlanan 6 kişilik bir döner düzenek içerisine hapseden Jigsaw bu kez tutsak aldığı kişilerden kendilerini feda ederek arkadaşlarını kurtarmasını isteyecek...
Biraz önce de vurguladığım gibi mevzu öyle bir hale geldi ki artık konu filan hikaye… Mühim olan kan ve vahşetin dozajının boyutu. Eh Allah var, yeryüzünde hiçbir sinemacı bu konuda Hollywood yapımcılarının eline su dökemez. Netice itibariyle, bir tür dizi film gibi, ‘sezon finali’ sayın Testere 6’yı.