24 Ağustos 2015 Pazartesi

İnsanlıktan uzakta: Ölüm de serindir!


Albert Camus diğer varoluşçuların aksine hayatın anlamsızlığına dair her ne kadar fikir birliği ediyor gibi görünse de, hayatı anlamlı yaşamanın sakıncası olmadığına inanır. Ve Türk okurları olarak bizler maalesef geçen yüzyılın bu önemli yazarının eserlerini doğru dürüst bir çeviriyle okuyamadığımız için, Camus, ülkemizde tam olarak anlaşılmamış mütefekkirlerden biri olarak kalmıştır. Cezayirli yazar 46 yaşında bir trafik kazası neticesinde hayata veda ettiğinde geride çok sayıda roman, deneme, oyun ve bir de hikâye kitabı bıraktı.
Yönetmen David Oelhoffen, yazarın ülkemizde de yayımlanan Sürgün ve Krallık (L’exil et le royaume) isimli öykü kitabında geçen Misafir’i uyarlama ile serbest uyarlama arasında bir yere odaklayarak filme çekti. İnsanlıktan Uzakta (Loin des hommes) eski bir asker olan Daru’nun küçük ama ilkeli dünyasını anlatıyor. İzbe bir köyde ilkokul öğretmenliği yapan Daru (Viggo Mortensen canlandırıyor) Cezayirlidir ama köken olarak İspanyol olduğu için ne yerliler ne de Fransız koloniciler tarafından makbul sayılmaktadır. Ancak bu fiilî aidiyetsizlik durumu Daru’nun erdemlerini eksiltmemiştir. Yaşadığı bu münzevi hayat, kendisine teslim edilen bir suçlunun hayatına girmesiyle tepe taklak olacaktır. Bir avuç buğday için cinayet işlemiş olan Müslüman köylüyü jandarmaya teslim edecektir ama maktulün akrabaları cezayı kendileri infaz etmek için Daru’yu bulur… Başlarda kendisine emanet edilen suçludan nefret eden sessiz öğretmen sonuçları ne olursa olsun emaneti yerine ulaştırmaya azmeder ve tehlikeli bir yolculuğa başlar.


Albert Camus bir tasvir sihirbazıdır. Özellikle roman ve hikâyelerinde bu işi öylesine muazzam yapar ki, okur kendini ister istemez betimlenen hikayenin odağına yerleştirir ve ilk elden şahit olmaya başlar yaşanacaklara. Cezayirli yönetmen David Oelhoffen en başta Camus’nun bu yönünü çok iyi çözümlemiş. Bunda elbette hikâyenin geçtiği toprakların kendisine yabancı olmamasının da etkisi büyük. Ancak, İnsanlıktan Uzakta’da mekân ve durum tasviri açısından çok yetkin bir dil kullanıyor yönetmen.



İnsanlıktan Uzakta en genel anlamıyla bir
 ‘ahlak’ filmi. İçinde bulunulan durum ne olursa olsun, bir ahlakı olması gerektiğinin altını kalın bir çizgiyle çiziyor. Ki özellikle bugünlerde ülkemizde oldukça hasretini çektiğimiz bir erdemdir bu. Öyledir de; savaşın ve hatta isyanın bile bir ahlakı vardır esasen. İnsanlıktan Uzakta, Camus’nun dingin ama şiirsel dünyasına yeni şeyler ekleyerek zenginleştirilmiş bir öykü sunuyor. Hayatın insanı savurmasıyla, varılan nokta ile çıkılan nokta arasındaki korkutucu mesafeyi film diliyle göstermeyi başarıyor Oelhoffen. Mevlana’nın ‘pergel metaforu’ etrafında dönercesine ‘hayat sizi nereye savurursa savursun, bir ayağınız insani hasletlerin üzerinde sabit kalmalı’ alt metnini güçlüce haykırıyor film.

Antoine Lacomblez ile beraber yönetmen Oelhoffen’nin de katkıda bulunduğu senaryo Camus’nun hikâyesini epey zenginleştirmiş. Tasvir edilen dünyayı daha iyi tanımlayıcı karakterler ve yan öyküler eklenmiş Camus’nun Misafir’ine. Açıkçası bu hiç de kolay ve sık rastlanacak bir şey değil.

Dahası Camus öyküsünün en önemli odağını oluşturan iç çatışma, hem zenginleştiriliyor hem de yeni karakterler ile dış çatışma da eklenerek dağınık olmayan genişleme sağlanıyor senaryoda. Suçsuz hisseden suçlu ile suçlu hisseden suçsuz arasındaki gizli gerilim bir Western yapımına özgü şiddet ile harmanlanarak ana öyküye eşlik ediyor. Bu yönüyle Cezayirli yönetmen âdeta ‘sinemada uyarlama nasıl yapılmalı’ dersi veriyor izleyiciye.


Toparlıyorum; İnsanlıktan Uzakta, Camus’ya has bir dili görsel ve içerik olarak zenginleştirerek önemli bir film olmayı başarıyor. Yabancı romanında hayatın anlamsızlığına rağmen insanoğlunun yaşamayı tercih etmesini ‘Absürdizm’in şu cümlesiyle açıklıyor yazar: Ölüm de serindir!


Şuradan alındı

Kusur


“Nene” dedim

“pek de mükemmel değilmiş rahmetli” diye takıldım.

Tebessüm etti ve

“Kusursuzu sevmenin nesi var oğul;


kusurlarıyla sevebilmektir marifet!” dedi.