5 Mayıs 2014 Pazartesi

Yorgun Ajan

Sinema tam da böyle bir şey: Harika bir fikriniz oluyor önce, sonra buna güzel olaylar, iyi karakterler ekliyorsunuz. Kâğıt üzerinde her şey iyi gibi görünürken, iş hikâyeden senaryoya dönmeye başlayınca yavaş yavaş güzelim malzeme heba oluyor.

Hele hele Hollywood’a iş yapıyorsanız, önceden test edilmiş ve netice alınmış her yöntem mecburi istikametiniz oluyor. Eh, bu da ‘klişe’ demek. Ve film yapımcılarının yanlış anladığı en önemli husustur bu klişe meselesi. Zannederler ki izleyici aynı şeyi defalarca seyretmekten sıkılmaz. Aksine belki niye sıkıldığını bile bilmeden klişeler tekrarlandıkça uzaklaştırır seyirciyi.
Luc Besson hem Avrupa sinemasına tarz getiren, hem de Hollywood klişelerini aşmak için yeni pek çok öykü biriktiren bir sinemacıydı. Nikita ve Leon ile sinema tarihinde önemli bir yere oturduktan sonra bu işin ticareti daha tatlı geldi ve seri hâlde proje üretmeye başladı. Hayal kırıklığıyla biten proje sayısı iyi filmlerinden kat be kat fazla şimdi. 30’dan fazla bu şekil; yapımcılığını ve senaristliğini üstlendiği sade suya tirit film var kariyerinde. Besson’un son projesi usta bir aşçının yemek tarifi gibi hazırladığı bir ajan filmi: "3 Days To Kill – Son Üç Gün." Hikâye ilk bakışta hiç de fena değil aslında:

Şiddetli bir gribe duçar olan gizemli ve karizmatik ajan Ethan (Kevin Kostner), ailesini işinin gerektirdiği tehlikelerden korumak isterken, onlarla arasına mesafe koymuştur. Elbette kolay şey değil ajanlık. Sırbistan’da aldığı bir görev sonrası hastalığı nedeniyle 3 ay ömrü kaldığını öğrenen Ethan, Paris’te yaşayan eski eşinin ve kızının yanına dönerek son günlerini kaybettiği yılları telafi ederek aile saadeti ile geçirmeyi planlıyor. Fakat hastalığını sona erdirecek bir tedavi karşılığında Suriye’ye silah satan dünyaca ünlü bir teröristi yakalaması istenince, ailesi ile işi arasında kalıyor ve doğal olarak Paris kan gölüne dönüyor.


Dediğim gibi; kâğıt üzerinde gayet yakışıklı duran bu hikâye, senaryo olarak neredeyse bir felakete dönüştürülmüş. Tuhaf yan öyküler ile destekleyelim derken, saçma sapan ve ölçüsüz, ana omurgadan sapışlar, gereksiz klişeler ile tıka basa doldurulmuş. Film matematiğini çok iyi bilen usta sinemacıların sıklıkla düştüğü bir hata bu.

Bir film kahramanını defolu yapmak, insaniliği ve inandırıcılığı artıran bir husustur şüphesiz. Ancak, yerlerde dakikalarca sürünen, öldü/ölecek, bitti/bitiyor hissiyatını defalarca tekrar etmek izleyicide ‘anladık kardeşim’ hissiyatından başka bir netice vermez/vermiyor.

Filmin küçük çatışması gibi görünen baba/kız gerilimi fikir olarak güzel gibi dursa da filmin akış mekaniğini ve meselenin aksiyon dengesini bozdukça bozuyor. Oysa Son 3 Gün açılış sekansıyla iyi şeyler vadeden bir film.

Yaşlılık sendromu bir bela sinema için. Gençlik dönemlerinde büyük hayranlıkla izlediğimiz nice sanatçı, yaşlandıktan sonra kariyerlerine sırtlarını dayanarak az maymuna dönmüyorlar kimi filmlerde. Kevin Kostner, bu dezavantajı hissettirmediği gibi belki de seyircinin temas kurup yakınlaşabildiği tek karakter olarak yer alıyor filmde. Karakterin yaşına uygunluğunu olumlu anlamda kullanmayı başarıyor, senaryo her ne kadar işi abartsa da oyunuyla bu riski minimize ediyor sanatçı.


Filmin diğer karakterleri ise vasatı aşamayan oyunculuklarıyla Son 3 Gün’ü sıradan bir film yapmaktan çıkaramıyor ne yazık ki!

Film bir ara ahlaki bir duruş sergiler gibi olurken, çok fazla dayanamıyor ve yine ‘Devlet her şeyden önce gelir’ klişesine teslim ediyor kendini. Dibine kadar klişe olan baba/kız kuşak çatışması sahneleri özensiz şekilde eklemlenirken Amerikalı kahramanlardaki dünyayı kurtarma potansiyeli hep hissettiriliyor!

Besson’un senaryolarının en başarısız yönü şüphesiz antagonist, yani kötülerdeki tek boyutluluğu. Neredeyse karikatür boyutunda ele aldığı kötücül karakterler bu filmde de var. Böylesine derinliksiz bir yapıyı şüphesiz yatay düzlemde yapılan hızlı kurgu ile kotarmaya çalışmış yönetmen McG. Montajın baş döndürücülüğü meselenin sığlığını unutturmuyor, insanı yoruyor sadece.


Hasılı kelam, izleyene ‘vakit kaybı’ hissini yaşatan bir film olmuş Son 3 Gün.