19 Aralık 2011 Pazartesi

Umutsuz ve bisikletli ülkem!



Maddi durumu ne olursa olsun, şehirli her çocuğun (elbette önceki asrın ikinci yarısı için geçerli) geçmişinde bisikletli anıları vardır. Bisiklet çocukluk demektir birçoğumuz için. İlla sizin olmasına da gerek yoktur bisikletin. Bir arkadaşınızındır, bir tur atımlık binmişsinizdir yahut başınızı belaya sokan bir maceraya girmişsinizdir beraber. Ama ekseriyetle vardır her çocuğun belleğinde bisikletli zamanları.



Hayatın önünüze açtığı yollara belki girişi bu bisiklet ve onunla olan anılarınızla yaparsınız. Büyüyünce ne olacağınıza dair hiçbir fikriniz yokken vardır bisikletiniz. Pahalı ya da ucuz fark etmez. Gıcır gıcır yeni ya da kullanılmış, ikinci el. Yahut, hep hayal olmuştur sizin için. Ne bileyim, karne hediyesi olarak bir büyüğünüz almayı vadetmiştir belki.


Le gamin au vélo – Bisikletli Çocuk böyle bir film. Bir çocuk dünyasındaki küçük bir ayrıntı gibi görünen bisikletin hayatın savurduğu insanın geçmişindeki anıları olarak çıkıyor karşımıza. Film her ne kadar mebzul miktar iyimserlik lensiyle hayata ve geçmişe baksa da, gerçekçilikten mümkün mertebe kopmamaya çalışıyor. Köken olarak çok sıkı birer belgeselci olan Belçikalı Dardenne Kardeşler’in filminin öyküsü şöyle:


“11 yaşındaki Cyril, babası tarafından istenmeyince konulduğu bakım yurdunda bir başına kalmıştır. Hayat karşı öfkeli ve kötümserdir. Bu durum o kadar ilerler ki artık o yaşta umutsuzluğa düşmeye başlamıştır. Tam bu esnada karşısına mahalle kuaförü Samantha çıkar. Tutunacak dalı olmayan bu çocuk sıradan bir kadın olan kuaföre sıkı sıkıya yapışır. Ancak hayat, oyunlarını daha yeni sahnelemeye başlamıştır ve problemli çocuğun ilk imtihanı bir torbacıdır. Başı belaya girer. Hayatın sonraki merhalelerini etkileyecek domino etkisi başlamıştır artık.”






Bisikletli Çocuk, drama alanında belirli bir tarz, sinematografi oluşturmaya çalışan Belçikalı kardeşlerin (kardeşler dediysek dünkü çocuk değiller; biri 60, diğeri 57 yaşında) en iyi filmi belki de. Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödülü Nuri Bilge Ceylan’ın filmi Bir Zamanlar Anadolu’da ile paylaşması da bunun göstergesi olsa gerek.


Şahsen filmin en önemli özelliği, bu tür filmlerin sıklıkla düştüğü abartma ya da sıkıcılık tuzağına düşmemesi oldu. Malum, insanoğlu geçmişi hatırlarken iki şeyi yapar; ya abartıp çok duygulanır ya da gerçekçi olacağım derken, bir sanat eseriyle yan yana duramayacak kadar gerçek olur. Her ikisi de yok Bisikletli Çocuk’ta. Duygu dozu çok iyi ayarlanmış. Gözyaşına boğmak gibi bir ucuzluğa sapmıyor, öte yandan seyirciyi sıkıp boğmuyor da… Orta karar ilerleyip pek de parıltılı olmayan bir final ile söyleyeceğini söylüyor.






Film, karakterimizin oluşma sürecinde bize yön veren etkenler hakkında hiç bağırıp çağırmaya ihtiyaç duymadan önemli şeyler söylüyor. Ve en önemlisi ‘baba’ kavramının öneminin en iyi ‘yokluk’ zamanında anlaşılabileceğini…


Aslında bizim Yeşilçam tarihimize baktığımızda benzer temalı birçok filme rastlamak mümkün. Ömercik, Sezercik, Yumurcak gibi filmlerin anlatmak istediğini melodram kalıplarının dar dünyasına sıkışmadan anlatıyor Bisikletli Çocuk. Yoksa ortaya ‘Cyrilcik’ gibi bir karakter çıkarmış ki film değeri olarak hiçbir kıymet-i harbiyesi olmazmış!


Ezcümle: Son derece sade; ama asla basit olmayan bir film Bisikletli Çocuk…





BİSİKLETLİ ÇOCUK (LE GAMIN AU VÉLO)


Yönetmen: Luc Dardenne,  Jean-pierre Dardenne 


Oyuncular: Cécile De France, Jérémie Renier,  Olivier Gourmet, Samuel De Rijk, Thomas Doret, Batiste Sornin...


Tür: Dram


Süre: 87dakika


2011, Fransa