3 Nisan 2012 Salı

Öleceğiz, müjdeler olsun!


Rahmetli babam ömrünün son döneminde yatağa bağımlı yaşadığı için, sohbet ettiği konular da enteresan olurdu. Bir keresinde, kendi yaşlarında bir misafiri vardı evde.

Misafirle mezar yeri ve ölüm hakkında o kadar rahat konuşuyorlardı ki, rahatsız olduğumu hissedip, haddimi de aşarak bahsi kapatmalarını söylemiştim sert şekilde. Babam bana dönüp, her Anadolu yaşlı insanının söyleyebileceği şu cümleyi söylemişti: ‘Evladım ölüm de hayat kadar tabii, bunda gücenecek bir şey yok ki!’

Doğru aslında, ölüm belki de en bilinen ve en sıradan gerçekliği insanoğlunun. Ancak buna rağmen ölüden, ölümden bahsetmeyi pek sevmiyoruz. Özellikle de ahir zaman insanları olarak. Hatırlayalım o muhteşem Bab’aziz filminin final sekansını, dervişimizin genç Hasan’a nasihatini: ‘Hasan ölümden korkma, anne karnındaki bebek de dünyanın nasıl bir şey olduğunu bilmediği için ağlar…’




“Niye öldürüyorsunuz, zaten ölecek” der bir Çin sözü. Kimsenin bu gerçeği reddedeceği yoktur sanırım. Mesele ölüme hazırlıklı olmakla ilgili sanırım. Bir insanın yakın zamanda öleceğini öğrenmesi ruhunda ne tür kırılmalara sebep olabilir acaba? İnternette bununla ilgili siteler bile var; ‘24 saat sonra öleceğinizi bilseniz ne yapardınız?’ diye soruyorlar üyelerine.

Tepkiler de cevaplar da çeşit çeşit ve elbette insanın başına gelmeden bilebilmesi imkânsız bunun cevabını.

Bu hafta vizyona giren, Will Reiser’in senaryosunu yazdığı, Jonathan Levine’in yönettiği “Şansa Bak/ 50-50” böylesi bir konuyu ele alıyor.

Adam; bir yerel radyoda programcılık yapan, dünyası, son derece geveze ve vurdumduymaz bir iş arkadaşı, kendisini çok sever gibi görünen kız arkadaşı ve uzaktaki anne babasından ibaret 27 yaşındaki biridir. Son derece mazbut bir hayatı vardır. Hiçbir kötü alışkanlığı bulunmadığı gibi, ölüm sebebi sıralamasında trafik kazaları 5. diye ehliyet bile almamıştır. Ve bir gün sırt ağrılarından şikayetle gittiği doktordan acı gerçeği öğrenir; kanserdir. Üstelik kötü huylu bir tümöre sahiptir.




Hastalığını duyduğunda ilk tepkisi sıradan olur, ailesine durumu izah ederken de gayet metanetlidir. Ve hastalıkla mücadeleye başladığında her şey gayet romantik görünür. Kız arkadaşı ona bakmakta, annesinin aşırı ilgisine bile sırtını dönmektedir Adam. Hoppa iş arkadaşı çok sağlam durmayacak gibi olurken, gelişmeler çok farklı noktaya götürür genç kanserliyi. Hastalık, çevresindeki gerçek dostları diğerlerinden ayırmasına vesile olur. Ve yaşadığı travmayı atlatabilmek için genç bir terapiste gider. Acemi hasta, acemi terapist ile uyumlu bir ikili oluştururlar. Ne ki, ölüm gerçeği usul usul genç adamı sarmaya başlar. Sardıkça hayatın parıltılı makyajı akar ve hakikatin can yakıcı yüzüyle karşılaşır.

Açık söyleyeyim, sinema sitelerinde kategori olarak ‘Romantik-komedi’ türünü görünce izlemek geçmemişti içimden. Ancak, son derece sağlam senaryosu, gerçekçi anlatımı ve abartısız doğal mizahı ile sarsıcı bir film çıkarmış yönetmen Levine…

Bir kere, hastayı filmin odağına oturturken onun perspektifinden aşırı provokatif duygusal yüklenmelere girişmiyor senaryo. Hastadan ziyade çevresinin tepkileriyle gelişiyor film. Ve bu kadar önemli bir meselede asla abartıya kaçmıyor yönetmen.

Elbette tüm bu olup bitenlerin sağlık sistemi oturmuş bir memlekette olması, bizi farklı noktalara odaklıyor. Bizde olsa, sigorta, imkânsızlık, yetersizlik gibi konuyu daha da ağdalı hâle getirebilecek yan katmanlar mümkünken, bunlarla hiç ilgilenmiyor film. Sadece bir noktada, hassas anne, ‘Sana bakan doktor devlet üniversitesi mezunuymuş’ diye tepki gösteriyor.




Çaresizliğin insan psikolojisi üzerinde oluşturduğu çıkışsızlık ve nihayetinde teslim olma hâlini o kadar şahane ele alıyor ki, etkilenmemek mümkün değil Şansa Bak’tan. Özellikle Joseph Gordon-Levitt, Seth Rogen ve Anjelica Houston muazzam iş çıkarmışlar.

Kendine ait diliyle başlarda sükûnetle ilerleyen film, tam da sıkıcılık tuzağına düşecekken, ani gelişmeler yaşanıyor ve müzikle desteklenen duygusal ritim izleyiciyi perdeye daha da bağlıyor. Bu arada filmin özellikle şarkı seçimini tebrik etmek gerekiyor.

Şansa Bak, son tahlilde samimi ve sıcak bir film. Öyle sular seller gibi gözyaşı dökülsün diye çaba harcamıyor ama bol bol yutkunduruyor. Hele hele finale doğru, ameliyat öncesi sahnesi var ki, unutulmayacak türden.

Kahramanlarının sıradanlığını gösterme adına, malayani geyikler ve argosu filmin tek olumsuz yanı bence.



ŞANSA BAK ( 50/50 FIFTY / FIFTY)

Yönetmen:

Jonathan Levine

Oyuncular: Anna Kendrick, Joseph Gordon-levitt Bryce, Dallas Howard, Seth Rogen, Anjelica Huston, Jessica

Parker, Kennedy Matt Frewer

Tür: Dram, komedi, romantik

Süre: 99 dakika

2011, ABD