Özellikle Yeşilçam’ın Altın Çağı’na şahit olanlar için 60-70’li
yıllar ayrı bir güzel, farklı ve içli bir hayaldir. Televizyonun insan hayatını
işgal etmediği, kendi yağıyla kavrulan sinemanın alt gelir gurubunun neredeyse
tek eğlence olduğu dönemler… Yeşilçam, muazzam bir ince zeka ile el attığı her
yabancı yapımı, bir şekilde yerelleştirmeyi başarmak gibi bir ustalığa sahipti.
Batman, Spiderman gibi kültürümüzle en ufak bir alakası olmayan kahramanlar
bile Yılmaz Atadeniz, Kunt Tulgar, Çetin İnanç, İrfan Atasoy gibi sinemacıların
elinde birer yerli süper kahramana dönüşebiliyordu. Büyük kent salonlarını tapulayan
eden melodram ve yıldızların oynadığı filmler, Yeşilçam’ın bu ucuz ve fantastik
yapımlarına hayat hakkı tanımıyordu. Ne ki Anadolu seyircisi sahip çıkmıştı bu
fantastik türe. Bu filmlerin de melodramlar kadar özgünleşme yönleri ve
yetileri vardı. Flash Gordon devasız ince hastalıklara yakalanabiliyor,
Kızılmaske bir kız uğruna yakıyordu şehri! Bu tür filmlerle ilgili incelemeyi
şurada bulabilirsiniz.
Bırakınız belgesel sinemacılığımızın gelişmemişliğini,
bizzat bu türe eser veren isimlerin bile arşiv defolu oluşları, maalesef dünya
sinema tarihine geçecek bu enteresan dönem ve filmleri bugünkü neslin bilmesine
engel teşkil ediyor.
Bazı isimlerin hayat ve hatıratlarını kaleme almasıyla
sadece –o da çok kısıtlı- yazılı olarak nakil olunmuş günümüze. Bir de zaman
zaman sinemayı konu alan filmler çok genel hatlarıyla aktarmış. Levent Kırca’nın
Son filmi böyle bir örnekti. Ancak, TV skeci kalıplarına sıkışıp kaldığı için
pek bir kıymet ifade etmedi ne yazık ki!
Cem Yılmaz’ın GORA, Yahşi Batı gibi sulu komedilerinin
dışındaki filmlerinde (Her Şey Çok Güzel Olacak, Hokkabaz) özlenilen,
yüceltilen bir tablodur aslında yukarıda bahsettiğimiz. Gerçi, parantez dışına
taşıdığımız filmlerde bile saygı ve selam duruşu vardır. Misal Ofsayt Osman’ın
mahkeme sahnesini uzaylılara izletir Yılmaz. Pek Yakında, Yılmaz’ın sinemaya,
özellikle Yeşilçam’a duyduğu sevgiyi dolaysız olarak gösteren bir film.
Elbette, yine Cem Yılmaz’a has zekice eleştirilerin, iğnelemelerin, buluş ve
cinliklerin sıklıkla yer bulduğu bir yapım.
Aslında Yılmaz’ın sinema anlayışına uzak değiliz. Çektiği
reklam filmleri birer sinema filmi tadında, çoğu kez ürünün önüne geçen bir
drama içerir. Telekom’dan banka reklamlarına kadar neredeyse istisnasız tüm
reklamlarında uygular kendi yöntemini ünlü komedyen.
Filmimizin kahramanı Zafer, doğrudan sinema sektöründen bir
kişilik. Korsan piyasasında hisleriyle iş çeviren ve yanılmadan piyasanın nabzını
tutup, sinemanın ruhundan anlayan bir tiplemedir Filmci Zafer. Devam etmeden
önce konusunu detaylandıralım:
Korsancılık yapan Zafer, eşiyle sıkıntılar yaşamakta,
boşanmanın sınırına gelmiş bir kaybedendir aslında. Karakter bu yönüyle gerek
Her Şey Çok Güzel Olacak’ın Altan, gerekse Hokkabaz’ın İskender’iyle çok
yakındır. Ve her tutunamayanın kaderidir, kendisi gibi olanlarla yolunun
kesişmesi. Son korsan işini yapmaya zorlanan Zafer, bir grup ‘düşkün’ sinemacıyla
yıllardır çekilemeyen bir filmin yapımcısı olur. Aslında onun niyeti, dizilerde
küçük rollerde oynayan eşini başrol oynatarak tekrar evliliğini kurtarmaktır.
Genelde iyilerin, nadiren kötülerin yer aldığı bir maceranın içine dalar Zafer…
Pek Yakında, literatürde ‘B Movie’ ya da ‘Trash Movie’ denen
bir türün vaktiyle Yeşilçam’da da denendiğin gösteren, bu yönüyle belki de bir
ilk olan eser olarak da sinema tarihimizde yerini alıyor. Filmin bir diğer
özelliği, bu güne kadar yönetmenlik koltuğunu hep birileriyle paylaşan
Yılmaz’ın ilk kez tek başına bir filmi yönetiyor olması. Bu anlamda Pek
Yakında, ‘Yazan, oynayan ve yöneten Cem Yılmaz’ tabirini hak ediyor. Fantastik
Türk sinemasının mutfağına dair fikir vermesi açısından ilginç olan film,
sinemamızın asırlık idraki münasebetiyle de bence enteresan bir tarihe denk
gelmiş.
Tib Burton’un güzeller güzeli filmi Ed Wood’u bana
hatırlattı Pek Yakında. Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en yeteneksiz yönetmeni
olarak kabul edilen Ed Wood’un filmi yapma tutkusunu, tekaüt sinemacılar,
imkansızlık içinde yaptığı filmleri anlatır Burton, Ed Wood’da.
Pek Yakında Eşkıya filminin final sekansıyla açılıyor. (İlerleyen
sahnelerde de saygı duruşu kabilinden parodisini eklemeyi ihmal etmemiş) Kahramanımız
figürasyondan birini canlandırırken, birazdan izleyeceğimiz filmin duygusal
dokusuna dair de epey ipucu veriyor. Evet, Pek Yakında pek çok yönüyle Yavuz
Tuğrul hüznü de içeriyor. Cem Yılmaz’ın alemet-i farikası ise bu hüznü ustaca
mizah ile harmanlayabilmesi. Daha sonra birkaç daha parodisini de yaparak bazı
Yeşilçam klasiklerine gönderme yapıyor Yılmaz. Bununla beraber, Yılmaz Erdoğan,
Sunay Akın ve Mazhar Alanson gibi isimleri gerçek kimlikleriyle filme koyarak
bir tür ticari cinliği, klasik Cem Yılmaz esprisiyle de birleştirmeyi deniyor.
Estetik ve içeriğiyle uzun metrajlı Cem Yılmaz reklamlarını
hatırlatan Pek Yakında, son derece basit bir hikayeyi yer yer dokunaklı
işlemesine işliyor ama meseleyi bu kadar uzatmanın anlamı var mıydı emin
değilim! 130 dakikalık film, sarkan yönlerinin budanmasıyla pekala yarım saat,
belki daha fazla kısaltılabilirmiş esasen. Aslında bunu yapabilecek bir yetenek
olduğunu da finaldeki ‘Şahikalar’ filminin fragmanıyla görüyoruz. Neredeyse
geriye kalan 127 dakikaya denk bir güçlü anlatım ve derdini ifade edebilme
estetiği var bahsettiğim klipin.
Klasik kadrosuna yeni yüzleri katarak zenginleştirdiği
oyuncular fena bir iş çıkarmıyorlar. Ayşen Gruda biraz eklemlenmiş gibi dursa
da, filmin yapısını bozacak bir oyuncu torpili yok kimsenin. Keza müziği de
yerli yerinde, yer yer sözlerle destekleyerek duygusal etkiyi artırmayı
başarıyor.
Filmin başka bir enteresan yönü ise psikianaliz ile bir tür
alter-ego karakteri. Her ne kadar finalde tam bir yere bağlamıyorsa (Ki filmin
temel zaaflarından biri de, bazı meselelerin ucunun açık bırakılması,
kurşunlanan araba gibi) ilginç bir hayali karakter zaman zaman gelip muhasebe
yapmasını sağlıyor kahramanın.
Toparlayacak olursak; klasik Yeşilçam melodram tadı içeren,
konusuyla Türk sinemasına saygı duruşunda bulunan, Cem Yılmaz’dan beklenen
nüktedanlık ve zeka oyunları içeren yönleriyle Pek Yakında, -popüler sinema
izleyicisini ne kadar tatmin eder bilemiyorum ama- hoş bir seyirlik. Ama en iyi
filmi değil şüphesiz.













