 |
| Bu genç kızın hemen yanında ağlıyordu pembe eşofmanlı kız. |
Hakikat bazen gündemi alt üst edebiliyor. Eğer dünkü deprem ve sonrasındakiler yaşanmasaydı, siz bugün bu köşede ‘Kaddafi’nin son günü’ başlıklı bir yazı okuyacaktınız.
Kendini bir devrimci olarak gören diktatörün ibretli ölümü ve akabinde yaşanılan manzarayı tahlil etme imkanı yakalayacaktık.
Öğlenden sonra 2 civarı sarsıldı yer. Bu kez Van’ın üzerine kurulduğu topraklar titremişti sıtmalı bir hasta gibi.
Biz bambaşka gündemleri konuşurken, apayrı meselelere eğilmişken gösterdi kendini afetin yüzü.
İletişimin gelişmesi bu tür afetleri akıl almaz bir hızla ulaştırıyor en ücra köşelere bile. Nitekim enkaz başında ağlayan pembe eşofmanlı Kürt kızını çok geçmeden geçti ajanslar. Büyük bir travma yaşıyordu. Annesi ya da ablası kendini yerden yere vururken o şaşkın bir şekilde ağlıyordu sadece.
Depremin yerle bir ettiği binaların enkazlarında ki dışarı sarkık perdeler yakıyor benim canımı. Balkonlarda kurutulmaya bırakılmış bembeyaz çamaşırların bulandığı toz duman insanı çok fena yapıyor bu görüntülerde.
Ve tabi enkaz başında ağlayan çocuklar…
Ne ki, olayın üzerinden vakit geçtikçe insanlığın bambaşka bir afete yakalandığını gördük üzüntüyle. Aslında Kaddafi’nin cenaze görüntülerinde şahit olduğumuz o içler acısı acımasızlıktan çok farklı değildi söylemeye çalıştığım şey.
Önce küçük bir hatırlatma yapmama izin verin lütfen.
Her sene belli dönemlerde anket yapar istatistik şirketleri. En beylik anketimiz ise, ‘Sizce Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?’ şeklinde olandır.
Bilirsiniz işte, on yıllardır yapılır bu.
İik sıradakiler yer değiştirse de, genel klasman değişmez pek. Kimi dönem işsizlik olur, kimi dönem terör, kimi dönem yolsuzluk vs…
Bizde olduğu gibi tüm dünya için de yapılır bu.
Azlık çıkar kimi zaman, savaşlar çıkar, küresel ısınma vs. çıkar…
Oysa yapılan hiçbir istatistiğin pek bahsetmediği, bahsetse bile bizim öyle kolay kolay dile getirmeyeceğimiz sorunlarımız var.
Sadece bize ait değil elbette, tüm dünyanın benzer sorunları var kanaatimce.
Utanmazlık mesela modern insanın en önemli sorunlarından biridir. Sonra ahlaksızlık, vicdansızlık…
Umursamazlık da en az bunlar kadar başımıza bela bir hastalık.
Van’da yaşanan deprem sonrasında bazılarından öylesine tuhaf, vicdansız ve ahlaksız tepkiler geldi ki, inanın nutkum tutuldu.
Şöyle diyebilen namussuzlar çıktı mesela; Devletin yapamadığını Allah yaptı ve Van’ı yerle bir etti!
Durun, hemen sinirlenmeyin lütfen.
Ruskin’e atfedilen bir söz vardır, der ki, ‘Pek çok din vardır ama ahlak tektir.’
Ahlaksızlık ise çeşit çeşit ne yazık ki!
Bu felakete ‘İlahi adalet’ diyen vicdansızlar çıktı ne yazık ki! Deprem ile terör arasında bağlantı kurup, şehit ailelerinin ettiği bedduaların bu depremi oluşturduğunu sağa sola mesaj olarak atan beyinsizler vardı.
Daha da süflileşen çirkef ruhlar vardı hatta. Hükümetin afet bölgesine asla yandım göndermemesini ‘Kürdo’lara yardım edilmemesini, yapılan yardımların teröre gideceğini söyleyebilecek kadar insanlıktan çıkanları gördüm dün.
Bu vicdansızlara, ‘şayet Allah nokta atışı yapsaydı, ilk başta sizin kafanıza inerdi binalar’ diyerek susturmak da mümkündü ama mesele bir toplumun bozulmasıydı bence. Anketlere girmeyen sorunlarımız çıkıyordu bu tür durumlarda. İstatistiklerde yer almayan hastalıklarımız.
Ve belki de bütün afetler bu bozulmanın neticesinde yağıyordu üzerimize.
‘Vicdanına esir ol’ der Aristo, vakta ki, kin ve nefret yerine vicdanlarımızın esir oluruz, o zaman mutlu bir toplum, huzurlu bir dünyadan bahsedebiliriz.
Vicdan sızlardı elbette ama bunu nereden bilecekti ki vicdansızlar!
Allah bütün afetlerden korusun hepimizi.