23 Ekim 2011 Pazar

Kötülük bir virüs mü?



Jose Saramago’nun aynı adlı romanından uyarlanan, ünlü Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles’in (City of God) imzasını taşıyan 2008 yapımı ‘Körlük/Blindness’ filminde, medeniyetin sonu nereden çıktığı belirsiz bir salgınla geliyordu. İnsanların teker teker kör olduğu (karanlığa değil, beyazlığa gömülen bir körlüktü bu) dünyada ne devlet, ne ahlak ne de otorite kalıyor, tam bir kaos hüküm sürüyordu. Meirelles’in “Medeniyetin kırılganlığını göstermek istedim” cümlesiyle açıkladığı roman ve romanın oldukça iyi bir uyarlaması olan film, salgın filmleri açısından alt metni en sağlam olanlarından biriydi.

Salgın insanlık tarihi kadar eski bir bela. İnsanoğlu belki savaşlardan çok daha fazla kaybı büyük salgınlarda vermiştir. Sıtma, Cüzzam, Veba, Çiçek, Frengi, Kıtlık, Verem, AIDS, Ebola ve son birkaç yıldan beri her sonbahar ödümüzü kopartan grip türleri… Bir açıdan bakıldığında sonun başlangıcının da sanki böylesi bir salgınla olabileceği akla yakın bir ihtimal gibi geliyor.

Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir!


Finale doğru şirazesinden çıkmasa, çekilmiş en derinlikli felaket filmi olacakmış Körlük...

İnsanoğlu gelişip, medeniyet bağlamında ilerleme kaydettikçe ne yazık ki, bu tür büyük afetlerin bizzat başlatıcısı, yayıcısı ve mucidi olmuş. Duymuşsunuzdur, dünyada son dönemde ortaya çıkan tüm bu tür salgınların kökeninde bir komplo teorisi yer alıyor.

Mesele bu kadar dehşet verici ve enteresan olacak da sinema buna kayıtsız kalacak! Mümkün değil elbette…
Nitekim sinema tarihi bu anlamda birçok başarılı filmle dolu. Bir tanesini hemen girişte size aktardım. Körlük’ün en önemli farkı, bu tür salgınları bir tür ‘kötülük’ olarak görüp, dünyanın trajik sonuna dair bir şeyler söylemesiydi.

Bu tür filmlere dair kişisel bir liste yapmak gerekirse, şahsen çocukluk dönemimden kalma bir film olan 1976 yapımı The Cassandra Crossing’le aşlamak isterim. Belki sinema değeri açısından çok fazla anlam ifade etmiyordu ama sıra dışı konusu ve ünlü oyuncuları (S. Loren, R. Harris, M. Sheen) ile hafızımda silinmez izler bırakmıştır.



Sinema tarihinin en etkileyici 'mikrop' filmi İngilizlerden gelmişti!

Elbette böylesi bir listede 28 Days Later’in ürpertici bir yeri olacaktır. Eminim bir çok okuyucu hatırlayacaktır o dehşetli filmi. Hemen diğerlerini sıralayayım; Outbreak, 12 Monkeys, Children of Men, I am Legend vs.
Steven Soderbergh’in yönettiği Salgın-Contagion bu tür film sıralamasında epey yukarıları zorlayan bir film. Salgın sadece sağlam oyuncu kadrosundan almıyor gücünü, yönetmenin farklı sinematografisi ve filmin hiç de küçümsenmeyecek olan alt metinleri önemli kılıyor filmi

Hikaye şu: Uluslararası bir yolcu, havaalanının barında kredi kartını garsona vermeden önce çerez kasesine uzanır. Bir iş toplantısı tokalaşmalarla başlar. Kalabalık bir otobüste bir adam öksürür... Bir temas. Bir an. Ölümcül bir virüs bulaşmıştır. Beth Emhoff (G. Paltrow), Hong Kong'daki bir iş gezisinden Minneapolis'e döndüğünde uzun yolculuğun kendisini sarstığını düşünür. İki gün sonra, Acil Servis'te ölür ve doktorlar şok ve matem içindeki kocasına (M. Damon) bunun nedeni hakkında en ufak bir fikirleri olmadığını söylerler. Çok geçmeden, başkaları da aynı gizemli semptomları göstermeye başlar: Yoğun öksürük ve ateş, ardından gelen nöbet, beyin kanaması... Minneapolis, Chicago, Londra, Paris, Tokyo ve Hong Kong derken, vakaların sayısı hızla artar: Bir vaka önce dört, sonra on altı, ardından yüzler ve binler olur. Ortalama bir günde gerçekleşen sayısız insan etkileşimiyle güçlenen salgın tüm ülkelere yayılır. Küresel bir salgın patlak verir.

Salgın, bu tür felaket filmlerin tüm klişelerini güncelleyerek içine alan bir senaryoya sahip. İnternet, aktivistlik vs.

En önemli unsuru ise, bir yandan tür klişelerini uygularken diğer yandan önemli klişelere tersinden vurması. Örneğin türdeki ‘kötülük’ kavramını sadece virüs bağlamında ele almayan, mutlak iyileri abartmayan, kurbanlara çok yaklaşıp işi dram kalıplarına hapsetmeyen bir film yapmış Soderbergh. Hatta dünyayı kurtarmaya ‘eril’ olarak bile bakmaması enteresan bence.

Salgın aynı zamanda iyi bir gerilim sineması örneği de. Açıkçası görünmeyen virüsün varlığını seyirciye hissettirmekte epey başarılı. Ve her gün televizyonlarda, sadece tematik, resmi reklamlarda karşımıza çıkan uyarıları bir hikayenin içine şahane yerleştirerek meselenin dehşetine dikkat çekmeyi başarıyor.

Soderbergh, bu türden filmlerde alışık olduğumuz şekilde, afetten kahraman çıkarma çabasına sahip değil Salgın’da. Hatta tersini; gerçeklik adına kahramanlarına mesafeli yaklaştığını söylemek mümkün. Tadınızı kaçırmamak adına fazla bahsetmeyeceğim etkileyici finaliyle kurmaca ile belgesel arasında bir yerde durarak da bitiriyor söyleyeceğini.

Eğer bu tür filmleri izleyip paranoyak olmamak gibi bir haslete sahipseniz, kaçırılmayacak bir film Salgın.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder