Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2022 Pazar

Ürkütücü bir kavram: “Hizmet Mürtedi!”

 


Önce had sınırlarımın idrakinde olduğumu ibraz edeyim.

Ahmet Kurucan Hoca, zekasına, ilmine, vicdanına hayran olduğum, hemen her sohbetinden, yazısından mutlaka kendime ait kazanımlarla çıktığım çok değerli bir alimdir benim gözümde. Gerek genel perspektifte inanca, özel olarak İslam ve din anlayışındaki dar kalıpları aşan bakış açısı benim için daima ufuk açıcı olmuştur.

Kurucan Hoca’nın birkaç gün önce yayınlanan Hizmet Mürtedi başlıklı yazısı benim için zihin açıcı olmanın ötesinde nice zamandır ertelediğim bir konuya tekrar yoğunlaşmama sebep oldu.

İzah edeyim.

Yıllar önce, henüz meş’um darbe olayları filan yaşanmadan, sanıyorum 17/25 Aralık olayları sonrasında Hizmet Haraketi’nin gördüğü baskı artık görünür katmana taşınmaya başladığında Fethullah Gülen hocaefendi bir sohbetinde, kendisine yöneltilen bir sorudan yola çıkarak “Hizmet Mürtedi” kavramı kullandığında, epey şaşırmakla beraber, konu ilgimi çekmiş ve kendimce hemen birtakım araştırmalarda bulunmuştum. Niyetim bu konuda kapsamlı bir çalış yapmaktı ama sonrasında yaşanan olaylar (darbe girişim, yurt dışına çıkış, aile ve sağlık sorunları vs) bu niyeti sürekli ertelememe sebep olmuştu. Ahmet Hoca’nın bu yazısı konuyla alakamı depreştirdi ve tekrar araştırmaya daldım. Birazdan okuyacağınız metin, 40-50 sayfalık şimdiye kadar hazırlanmış bir çalışmanın içerisinden bir bölümü ve Kurucan’ın yazısı üzerine eklediğim bazı bireysel kanaatimden oluşuyor.

Bundan sonra sağlığım ne kadar elverir bilmiyorum (Üç kalp krizi, 5 stent sonrası) ama Allah ömür verirse bu çalışmayı tamamlamak istiyorum.

Neyse girizgahı çok uzatmamak gibi bir niyetim her zaman oluyor. Mevzuya geçiyorum.

Fethullah Gülen'in 26 Aralık 2014 tarihinde "Liyakat ve İstihkak" başlıklı sohbetinde ortaya koyduğu "Hizmet Mürtedleri" kavramı, o günden bugüne nedense beklediğim tartışmaya sebep olmamıştı. Oysa ben hem şaşırmış, hem de paniklemiştim.  Bu kavram, 17-25 Aralık operasyonlarından hemen sonra, AKP iktidarının cemaate baskıyı maksimum düzeye çıkardığı, 15 Temmuz'a giden sürecin başladığı kritik dönemde söylenmişti.

Şimdi bu sohbetin üzerinden neredeyse 8 yıl geçtikten sonra Ahmet Kurucan’ın bu konuda yazdığı makale beni hem sevindirdi hem de şaşırttı.

Her zaman olduğu gibi Kurucan’ın metnini epey zihin açıcı bulmakla beraber, yazıya sinen o samimi “defans” havası, Hocaefendi’nin yazıyı okuma ihtimali göz önünde bulundurularak kaleme alındığı intibaını uyandırdı bende.

Evet, doğal olarak Kurucan’ın en önemli ilmi beslenme kaynağı Gülen idi, ancak böylesine çetrefilli mevzuda Kurucan’ın (haddimi aşarak söylüyorum) biraz daha cesurca davranmasını beklerdim.

Madem o böyle yapmadı, mahallenin delisi olarak benim topa girmemde bir sakınca yoktur, paylanacaksam ben paylanayım, ne yapayım!

Hemen şunu ifade edeyim; Ahmet Kurucan'ın "Hizmet Mürtedi" kavramına ilişkin analizi, benim zihnimde inşa ettiğim kuramsal çerçeve ile karşılaştırıldığında, önemli yöntemsel ve içeriksel farklılıklar sergiliyor. Kurucan'ın yaklaşımı, Michel Foucault'nun "söylem çözümlemesi" kuramındaki "savunmacı söylem" kategorisine dahil edilebilecek bir karakter taşımakta. Bu yaklaşım, kavramın eleştirel çözümlemesinden ziyade, kavramın meşrulaştırılması ve potansiyel olumsuz yorumlardan arındırılması üzerine odakladığını tahmin etmek zor değil elbette.

Nitekim Kurucan'ın analizi "bilginin laneti" metaforu ile başlıyor. Hemen söyleyeyim bu yaklaşım, epistemolojik açıdan sorunlu bir duruş sergiliyor. Karl Popper'in "bilimsel yöntem" kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, bir kavramın potansiyel yanlış anlaşılma riski, o kavramın bilimsel değerini sorgulamak için yeterli bir gerekçe oluşturamaz. Keza Thomas Kuhn'un "bilimsel devrimler" kuramında da şahane şekilde vurguladığı üzere, yeni kavramlar her zaman mevcut paradigmalarla çelişki üretme potansiyeli taşıyor, ancak bu durum onların bilimsel geçerliliğini ortadan kaldırmıyor.

Kurucan'ın analizi, kavramın 18 Ocak 2015 tarihli kullanımını 17-25 Aralık operasyonları ve sonrası sürecin psikolojik etkisiyle açıklama girişiminde bulunyor ki, bu benim de kısmen katıldığım bir kanaat.

Ne ki bu yaklaşım, bazı geçerli noktalar içermekle birlikte, önemli metodolojik sorunlar barındırıyor ve bu sorunları hala aşabilmiş değilim.

İlk olarak, Kurucan'ın "spontane konuşma" hipotezi, kavramın 2018 yılında "Süvari de Yetim Kuheylan da" başlıklı sohbette yeniden ve daha sistematik şekilde kullanılması karşısında geçerliliğini yitiriyor. 25 Mart 2018 tarihli bu sohbet, Gülen'in "iman irtidadı", "İslam irtidadı" ve "hizmet irtidadı" şeklinde üçlü bir sınıflandırma yaptığını gösteriyor. Bu sistematik ve kategorik ayrım/yaklaşım, kavramın sadece anlık bir çağrışımın ürünü olmadığını, tersine zihinsel ve düşünsel bir çerçevenin parçası olduğunu ortaya koyuyor.

İkinci olarak, Kurucan'ın "maksadı aşan beyan" kavramlaştırması, yorumbilim kuramındaki "yazar merkezli yorum" yanlışına düşüyor. Kavramın sahibi Gadamer'in "ufukların kaynaşması" kuramına göre, bir metnin anlamı sadece yazarın kastıyla sınırlandırılamaz; metin kendi dinamik anlamsal yapısına sahiptir ve tarihsel bağlam içerisinde yeni anlamlar kazanabilir.

Kurucan'ın Ahmet Şahin'den aktardığı "düşünürken konuşan insan" tespiti de, kavramın sistematik kullanımını açıklamakta yetersiz kaliyor. Aristoteles'in "Retorik" eserindeki "deliberative rhetoric" (müzakereci söz sanatı) kuramı perspektifiyle bakacak olursak, bir alimin 70 yıllık konuşma deneyimi sonucu geliştirdiği kavramsal çerçevenin tesadüfi olmadığı açıktır.

Ayrıca Wittgenstein'ın "dil oyunları" kuramı perspektifinden ele aldığımızda, dini bir otoritenin kullandığı terminolojinin "yaşam biçimi" bağlamında sistematik bir anlam taşıdığını görürüz. Gülen'in hem 2015, hem 2018'de aynı kavramsal çerçeveyi kullanması, bu terminolojinin düşünce sisteminin organik bir parçası olduğunun ispatı mahiyetindedir.

Benim yıllardır zihin kazanıp kaynayıp duran ve Kurucan'ın "Hizmeti din yerine koyma" iddiasını kesin bir dille reddetmesi,bana göre epistemolojik açıdan oldukça sıkıntılı bir yaklaşım. Gerekçelerine girersem bu yazı okurun sabrını zorlayan bir hacme ulaşacak ki, bunu şimdilik istemiyorum.

Öte yandan Kurucan'ın "Kabre girdiğinizde Münker Nekir gelecek..." anekdotu üzerinden yaptığı çıkarım, metodolojik açıdan da "anekdotal delil" yanlışına düşüyor. Bilenler bilir meşhur (Hume’nındı sanırım) "tümevarım sorunu" kuramında ifade ettiği, tekil örneklerden genel sonuçlara ulaşmak epistemolojik açıdan pek kıymet ifade etmeyen bir şey.

Daha da önemlisi, benim zihnimde inşa ettiğim, "Hizmet Mürtedleri" kavramının işlevsel değeri, onun hizmeti din (İslam değil) yerine koyup koymadığından bağımsız olarak değerlendirilebilir. Max Weber'in "ideal tip" metodolojisi çerçevesinde, bu kavram toplumsal hareketlerdeki ayrışma dinamiklerini anlama konusunda açıklayıcı değer taşımakta.

Kurucan'ın "akılzede, kalbzede, zavallı" nitelendirmelerini dönemin psikolojik koşullarıyla açıklama çabası, kavramsal çözümlemenin psikolojik indirgeme naifliğini gösteriyor. Pirlerin piri Durkheim'in "sosyolojik açıklama"sı, toplumsal olguların açıklanmasında bireysel psikolojik faktörler için yeterli olmadığını söyler bize; çünkü yapısal ve kurumsal dinamiklerin de dikkate alınması gerekmekte.

Bana göre Kurucan'ın analizindeki en ciddi eksiklik, "Hizmet Mürtedleri" kavramının tarihsel doğrulamasını ve öngörücü değerini tamamen göz ardı etmesi. Zira konuşmanın yapıldığı tarihten Kurucan’ın bu metni kaleme aldığı tarihe kadar geçen süre zarfında yaşanan gelişmelere bakarsak, mezkur sohbet yaşanacakları kayda değer bir doğrulukla öngörmüş.

Kurucan'ın "gönüllülük esası" vurgusu, da kavramın eleştirel değeri konusundaki bir diğer tutarsızlıktır bana göre. Yanlış anlaşılmasın tutarsızlık Hizmetin tamamen gönüllülük esasına dayanması kısmında değil, "mürted" kavramının kullanılmasının neden olacağı rahatsızlık! Hatta bu durum, Kurucan'ın kendi mantığı içerisinde bile bir çelişki oluşturmakta.

Bu konuların uzmanı Simmel'in "sosyal form" kuramı, her sosyal yapının üyelik ve ayrılma dinamikleri üzerine kurulu kendi normları olabileceğini söyler. İşin kurucusunun tesis ettiği bir normu başkasının anlamsızlaştırması tuhaf bir oksimoronluk oluşturur. Bu normların tanımlanması ve adlandırılması ise, sosyal grupların doğal işleyişinin bir parçasıdır doğal olarak.

Plonje bir perspektife çıkarsak, Kurucan'ın genel yaklaşımı, Jürgen Habermas'ın "ideoloji eleştirisi" kuramındaki "sistematik yanılsama" kategorisine pekala dahil edilebilir. Malum olduğu üzere bu yaklaşım, eleştirel mesafeyi korumak yerine, mevcut yapıyı meşrulaştırma güdüsüyle hareket etmekte.

Diğer yandan Max Weber'in "değer nötrelliği" ilkesi açısından değerlendirildiğinde, ilmi bir çözümlemenin savunmacı kaygılardan arındırılması gerekmekte. Kurucan'ın analizinin bu yönünün sıkıntılı, hatta defolu olduğunu söylemek zorundayım.

Toparlıyorum; zihnimde -yaptığım pek çok araştırma neticesinde- kurguladığım "Hizmet Mürtedleri" kavramının çözümlenmesinde en azından şimdilik iki farklı metodolojik yaklaşım olduğunu söylemek bile benim için rahatlatıcı. Tekrar edecek olursam Kurucan'ın savunmacı-açıklayıcı yaklaşımına karşılık, benim zihnimde inşa ettiğim eleştirel-analitik yaklaşım, kavramın toplumsal hareket literatürüne katkısını ve kuramsal değerini daha kapsamlı şekilde ortaya koyuyor bence.

Yazıya dönecek olursak, bu bağlamda, Kurucan'ın hareket içerisindeki konumu ve duygusal bağlılığı, analizinin objektifliğini etkileyebilecek faktörler olarak dikkate alınmalı.

Son bir not; eğer yanılmıyorsam Ahmet Kurucan muhtemelen, Gülen’in 12 Mayıs 2020 tarihinde yaptığı çok önemli bir konuşmayı kaçırmış. Zira Hocaefendi bu konuşmasında aslında “Hizmet mürtedleri” kavramını adeta izah ediyor.