27 Ekim 2012 Cumartesi

Gergedan Mevsimi: Tükürüktür hayatın tutkalı!



1979 Devrimi öncesinin İran’ındayız. Ünlü bir şair olan Sahel Ferzan, sanatının ve şöhretin zirvesindedir. Şah ordusunun bir albayının kızıyla da tutkulu bir aşk yaşamaktadır. Ne ki, sevgilisi Mina’nın şoförü de, gizliden ve çok daha derin bir tutkuyla Mina’ya vurgundur. Biz bu aşk üçgeninin etkileyici atmosferi içerisinde yuvarlanırken, birden devrim olur ve ayaklar baş, başlar ayağa dönüşür. Mina’nın subay babası tutuklanır. Belki Mina kurtaracaktır ama evlendiği kocası şair Sahel’in de tutuklanmasıyla o da hapse atılır. Aşık şoför, bir şekilde devrimin önemli isimlerinden biri olur ve Sahel’in hiç de politik olmayan şiirlerinin cezalandırılmasına ön ayak olarak Sahel’i 30 yıl, Mina’yı 10 yıl cezaya çarptırır. Aradan zaman geçtikçe intikam hissinin yerini reddedilmişliğin hırçınlığı alır ve olmadık tuzaklar ile Mina’yı bir şekilde elde etmek ister tutkulu şoför. İğrenç bir şekilde emeline ulaşır ve Mina hapiste hamile kalıp ikiz çocuk doğurur. Kocasının öldüğünü söylerler, hatta bir mezar bile gösterirler. Hapisten çıkan Mina, İran’da kalmaz ve İstanbul’a gelir.   Ve tabii aşık şoför de peşinden. Şair Sahel’in cezasını tamamlayıp karısının peşine düşmesiyle bu ilginç hayatların final mevsimi İstanbul’da yaşanır.

Gergedan Mevsimi-Fasle Kargadan’ın konusu kısaca böyle. İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi’nin fena halde ‘ödüllük proje’ kokan filmi, yönetmenin önceki çalışmalarında gördüğümüz o enfes sadelikteki muazzam etkiden oldukça uzak.

Gergedan Mevsimi, üçlü bir aşk öyküsü üzerinden mi, yoksa bir şairin özgürlük mücadelesi üzerinden mi yürüyeceğine tam olarak karar veremiyor. 
Hatırlayalım; Ghobadi, daha önce “Sarhoş Atlar Zamanı” ve “Kaplumbağalar da uçar” ile sıradan insanların, basit gibi görünen hayatlarından şahane bir sefaletin damıtıldığı etkileyici hikayeler çıkarabilen bir yönetmendi. Hele hele ülkemizde pek bilinmeyen filmi “Niwemang- Yarımay” var ki, kara mizah ve müzik türünde –şahsen- sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri olduğunu düşünürüm. Gergedan Mevsimi’nde yönetmen, nedense tuhaf bir kontrolsüzlük ile filmini çığırından çıkarıp, adeta stilizasyonun dibine vurmuş.

Filme biraz daha yakından bakalım.

Mina hapisten çıkana kadar gel-gitler ile iki dönemi anlatan Gergedan Mevsimi, odağına yerleştirdiği ‘aşk üçgenini’ hiç de fena olmayan bir derinlikle ele almayı başarmış aslında. Özellikle filmin kahramanının dizeleriyle süslendiği geçiş kapakları küçümsenmeyecek bir lirizm taşıyor. Ne var ki yönetmen, çoğu noktada bu derinleşmeyi yeterli bulmuyor ve adeta dibini yakarcasına yüklenip, bu naifliği melodramın ağdalı ve anlaşılması zor sularına gömüyor.

Makyaj harikası ile gençliğini de Yılmaz Erdoğan'ın canlandırdığı karakter muhteşem. Erdoğan on numara oyunculuk yapıyor. 
Yakından takip edenler bilir;  Ghobadi’nin en önemli özelliklerinden biri de resimleridir. Daha önceki filmlerinde şiirsel bir görselliğin hakim olduğu resimler, Gergedan Mevsimi’nde –ne yazık ki- zorlama bir estetiğe bırakıyor yerini. Hele hele, görsel etkiyi yükseltme adına bir ‘color correction’ yapılmış ki evlerden ırak. Instagram tarzı bir yapaylık ve sıradanlaşma tadı geliyor çoğu yerde.

Yarımay’ı izlerken ‘İran işi Selamsız Bandosu’ demiş ve böylesi basit bir anlatımda nasıl olur da muazzam bir etkiyi yakalayabildiğini hayretlerle çözememiştim. Kürt yönetmen, hiçbir metazoriye kalkışmaksızın olayın geçtiği coğrafyayı, kültürü ve insanları o kadar doğal ve yalın aktarıyordu ki, Niwemang anlatım diliyle günümüz sinemasının tıkandığı pek çok noktaya bir çözüm sunar gibiydi.

Maalesef Gergedan Mevsimi bu anlamda çok gerilerde kalmış. Benim gözümde esas üzücü olan ise yönetmenin bunu bilinçli bir şekilde yapması. 15 yıl önce böyle bir film çekmiş olsa daha mazur görür, tolere edebilirdik ama ‘Kaplumbağalar da uçar’ gibi bir başyapıta imza attıktan sonra, bir takım görünmeyen beklentiler uğruna işin matematiğine yüklenildiğini hissetmek hakikaten ıstırap verici. Tam da bu noktada devreye giren gereksiz metafor yağmuru filme bir şey katmak bir yana çok şey alıp götürmüş.

Filmin oyunculukları çok başarılı. 
Kimse filmin vermek istediği siyasi mesaja bir şey diyemez. Yönetmen Ghobadi, İranlı kimliğinden çok daha fazla Kürt kimliğiyle yaşayan, bundan dolayı acı çekmiş, sürgün yaşamış ve kendi kültürünün sıkıntılarını çok iyi bilen bir yönetmen. Önceki filmlerinin başarısı da belki burada. Ve Gergedan Mevsimi’nin de zaafları nedense yine burada başlıyor. Esasen başlarda çok yerinde ve dengeli bir dil ile ilerliyor anlatım. Ancak ilerledikçe siyasi yönü ile ele aldığı aşk üçgeni meselesinin giderek çorbaya dönüşmesi yönetmenin kafa karışıklığının bir göstergesi gibi. Hele hele sonlara doğru ‘iki kadın’ üzerinde gereksiz ve geveze bir balans sıkıntısı yaşanıyor ki bu seviyedeki bir yönetmene yakışmayacak nitelikte.

Oyunculuklar genelde iyi. Sahel rolünün gençlik bölümünü oynayan Türk oyuncu Caner Cindoruk oldukça başarılı. Monica Belluci kendisinden beklenileni ziyadesiyle veriyor. Beni esas etkileyen ise Yılmaz Erdoğan’ın muhteşem performansı oldu. Sahel’i canlandıran ve devrim ile beraber ülkesinden kaçarak sinema yapmayı bırakan İran’ın efsanevi oyuncusu Behrouz Vossoughi de biraz senaryo kurbanı gibi duruyor. Belki de, dil problemi yüzünden zaman zaman kartonlaşan bir karaktere dönüşüyor Vossoughi.

Hikayenin İstanbul kısmında senaryo kontrolden çıkıyor ve epey gereksiz karakter ile film yolundan sapıyor. 
Mina’nın kızı rolündeki Beren Saat filmde niye bu kadar var, pek anlaşılmıyor. İkizi olan erkeğin neden neredeyse hiç olmadığı da! Kadın satıcısı rolü ise filme sonradan para bandıyla yapıştırılmış gibi duruyor. Bunda oyuncu Belçim Bilgin’in hiç kabahati yok, onu da söyleyelim. Bu karakteri filmden silseniz hiçbir eksiği olmaz Gergedan Mevsimi’nin.

Gerçeklikten çok daha fazla imgelere sığınmayı tercih eden Gergedan Mevsimi, bu tercihi yaparken sıklıkla anlamsız bir kopuş yaşıyor ve hiç de yabancısı olmadığımız (Bkz. Nuri Bilge Ceylan filmleri) metaforik bir görselliğe başvuruyor. Elbette tek başına kötü bir şey değil bu durum, ancak bunu yaparken diyeceğini bir türlü söyleyememesi ve imgelere yüklenerek işin içinden çıkmaya kalkışması hem olmamış, hem de başka sekanslarda gördüğümüz melodramatik yapıyla muazzam çelişmiş.

Filmin gerçek bir hikayeyi anlatması, inandırıcı olması anlamına gelmiyor ne yazık ki. Bu yönüyle Gergedan Mevsimi, Bahman Ghobadi’nin inandırıcılıktan en uzak filmi. Dahası, samimiyet sorunu var filmin.

BBC’ye verdiği demeçte, ‘İlk kez özgürce, kendi kendimi sansürlemeden film yaptım’ mealinde demeç veren yönetmen Ghobadi, belli ki ‘özgür dünya’ kendisini sevsin ve okşasın diye yola çıkmış ama maalesef ayaklarını bastığı ve daha önce durduğu dünyadan çok başkalaşarak çıkmış işin içinden.

İyisi mi, sinemanın bu usta isminin bir önceki filmi ‘Yarımay’ı bir yerlerden temin edip tekrar izlemek…