15 Ekim 2013 Salı

Babasız bayramlar


Tam 7 yıldır her bayram yaşıyorum bu derin hüznü. Biliyorum çünkü baba ölünce çocuk yetim kalıyor, yaşı kaç olursa olsun. Be nedenle 7 kere 365 gündür yetimim ben.

O gittiğinden beri bayram sabahları hüzünle karışık karşılıyor beni. Tatlı sert otoritesi, çocuklarına, torunlarına toz kondurmaması ve her bayram sanki yeryüzünün kralı gibi kendini mutlu hissetmesini hatırladıkça buruklaşıyor bayramlarım.

Babasız bayram hüzün dolu, babasızlık zorun zoru.

Bu nedenle bilmeli insanın babasının kıymetini daha hayattayken.

Anneler çok şanslı… Şefkatin çekiciliği oluyor, Allah öyle yaratmış. Çocuk daha doğar doğmaz annesine sığınıyor. Anne bir liman, bir sığınak. Baba ise hırçın fırtınalara karşı korunaksız bir rıhtım, bir uçurum sanki.

İnsan, hayattayken söyleyemiyor işte babasına, 'seni seviyorum' diye. Halbuki, gidince anlıyor içindeki boşluktan sevginin büyüklüğünü.

Babasızlık çok büyük bir boşluk.

Ve evlatlar nedense cimriler babalarına karşı. Göstermiyorlar annelerine gösterdikleri kadar sevgilerini. Oysa en az anne kadar sever her evlat babasını, bunu da çok iyi biliyorum. Çünkü babamı özlüyorum. Araya mesafe girdikçe ben küçülüyorum, çocuk oluyor ve daha bir başka özlüyorum.

Babasız bir bayram daha…

Babalarının elini öpme bahtiyarlığını yaşayanlar bunu bilemezler. 

Beraber geçirdiğimiz son bayramı hatırlıyorum mesela. Annemin sadece sesiyle eşlik ettiği birkaç gün. Çünkü hep mutfakta, hep içerlerde bir şeyler yapar anneler. Baba ise, sanki oturduğu koltuktan yeryüzüne hükmeder. Şunu aldınız mı, şu gelecek mi, şu gitti mi, kurban kesildi mi, etler verildi mi vs vs.. Küçük çaplı bir cihan devletinin mütevazı imparatoruydu benim babam.

Şimdi, şehirden epey uzak bir yamaçta dinleniyor ruhu. Ve ben özlüyorum her bayram daha çok babamı. Birkaç damla göz yaşı eşlik ediyor avuçlarıma, susuyorum sonra.

İyi ki dua var, Fatiha var. Yoksa ne yapardık Allahım!

Ardından şöyle sayıklamıştım