Tam 7 yıldır her bayram yaşıyorum bu derin hüznü. Biliyorum
çünkü baba ölünce çocuk yetim kalıyor, yaşı kaç olursa olsun. Be nedenle 7 kere
365 gündür yetimim ben.
O gittiğinden beri bayram sabahları hüzünle karışık
karşılıyor beni. Tatlı sert otoritesi, çocuklarına, torunlarına toz
kondurmaması ve her bayram sanki yeryüzünün kralı gibi kendini mutlu
hissetmesini hatırladıkça buruklaşıyor bayramlarım.
Babasız bayram hüzün dolu, babasızlık zorun zoru.
Bu nedenle bilmeli insanın babasının kıymetini daha
hayattayken.
Anneler çok şanslı… Şefkatin çekiciliği oluyor, Allah öyle
yaratmış. Çocuk daha doğar doğmaz annesine sığınıyor. Anne bir liman, bir
sığınak. Baba ise hırçın fırtınalara karşı korunaksız bir rıhtım, bir uçurum
sanki.
İnsan, hayattayken söyleyemiyor işte babasına, 'seni
seviyorum' diye. Halbuki, gidince anlıyor içindeki boşluktan sevginin
büyüklüğünü.
Babasızlık çok büyük bir boşluk.
Ve evlatlar nedense cimriler babalarına karşı.
Göstermiyorlar annelerine gösterdikleri kadar sevgilerini. Oysa en az anne
kadar sever her evlat babasını, bunu da çok iyi biliyorum. Çünkü babamı
özlüyorum. Araya mesafe girdikçe ben küçülüyorum, çocuk oluyor ve daha bir
başka özlüyorum.
Babasız bir bayram daha…
Babalarının elini öpme bahtiyarlığını yaşayanlar bunu
bilemezler.
Beraber geçirdiğimiz son bayramı hatırlıyorum mesela.
Annemin sadece sesiyle eşlik ettiği birkaç gün. Çünkü hep mutfakta, hep
içerlerde bir şeyler yapar anneler. Baba ise, sanki oturduğu koltuktan
yeryüzüne hükmeder. Şunu aldınız mı, şu gelecek mi, şu gitti mi, kurban kesildi
mi, etler verildi mi vs vs.. Küçük çaplı bir cihan devletinin mütevazı
imparatoruydu benim babam.
Şimdi, şehirden epey uzak bir yamaçta dinleniyor ruhu. Ve
ben özlüyorum her bayram daha çok babamı. Birkaç damla göz yaşı eşlik ediyor
avuçlarıma, susuyorum sonra.
İyi ki dua var, Fatiha var. Yoksa ne yapardık Allahım!
