Batma nedeniyle meydana gelen deprem, Hint Okyanusu'na
kıyısı olan karaları vuran, yüksekliği 30 metreye kadar çıkan tsunamiler üretti
ve bu nedenle on dört ülkede 230 binden fazla kişi öldü. Bu, tarihteki en çok
ölüme yol açan doğal afetlerden biriydi. Endonezya en ağır zararı alan ülkeydi,
onu Sri Lanka, Hindistan ve Tayland izledi.
Teknolojinin gelişmesi ve sinemanın da bu gelişimden
ziyadesiyle yararlanması hem iyi hem de kötü neticeler getirdi.
İyi olan şuydu; felaketi seyirciye geçirmek için, kullanılan
başarılı görsel efektler yaşananları çok daha yakından ve gerçekçi
hissettiriyordu. Kötü olan ise, buna güvenen sinemanın insan ve dramından
kaçmaya başlaması oldu.
Özellikle büyük bütçeli felaket filmlerinde yapılan
harcamalar boşa gitmesin diye, meselenin insanı boyutu ikinci plana itiliyor
maalesef. Yönetmenliğini J. A. Bayona’nın yaptığı (Yetimhane filminden
hatırlayacaksınız) Imposibble-Kıyamet böylesi bir tuzağa düşmeyen nadir
filmlerden. Bayona, deprem/tsunaminin etkilediği milyonlarca kişiden Amerikalı
bir Turist aileyi ele alıp, hikayelerini anlatıyor.
Gerçek, yani yaşanmış bir hikayeye dayanan Kıyamet Günü,
2004 Noel’inin hemen arifesinde başlıyor. Amerika’da yaşanan ekonomik
sıkıntının da etkisiyle, bir takım kararlar almak için kafa dinleme amacıyla
tatile çıkan Henry, eşi Maria ve çocukları Lucas, Simon ve Thomas, Tayland’ın
cennet gibi bir kumsalındaki yeni bir otele yerleşirler. Baba Henry, tatil
boyunca hem ihmal ettiği ailesiyle vakit geçirecek, hem de yeni iş imkanlarıyla
ilgili kafasını toparlayacaktır.
Ancak, Sumatra’nın batı kıyısında meydana gelen deprem ve
akabinde oluşan tsunami pek çok ülkeyi olduğu gibi Tayland’ı da vurur. 5
kişilik aile felaket sonrasında hem hayatta kalmaya çabalar, hem de tekrar bir
araya gelmek için mücadele ederler.
İspanyol sineması Franco’nun baskıcı rejim döneminden beri,
kendine bir anlatım tarzı geliştirmiş. En çetrefilli mevzuları bile ustaca
anlatmayı başarabilen yönetmenleri çıkarmış bir sinemadan bahsediyoruz.
Özellikle Yetimhane’de Bayona, Aile Sırları meselesini o kadar ehil bir dille
anlatmayı başarmıştı ki, ister istemez beklentileri yüksek tutarak beklenen bir
film oldu Kıyamet Günü.
Başta da vurguladığımız gibi, özellikle teknolojinin
gelişmesiyle felaket tasvirleri dudak uçuklatan bir inandırıcılık boyutuna
ulaşabildiği için, Tsunami’nin kendisi olmasa da, sel/baskın ve felaket sonrası
sahneler son derecede etkileyici filmde.
Ancak temel bir problem ile açılıyor film. Hem aileyi tam
olarak tanımıyoruz hem de, yaşanacak felaket ile ilgili doğrudan/dolaylı bir
gerilim oluşturmayı tercih etmiyor film. Bunun yerine uçak seyahati esnasında
gerekli olduğu şüpheli birkaç gerilim noktası oluşturuyor.
Yönetmen aileyi önce ikiye, sonra üçe bölerek hikayeyi
izletiyor bize. Son derece akılcı ve etkileyici bölünmeler bunlar. İlk, anne
ile büyük oğlanın peşine düşüyoruz. Ve neredeyse ailenin geri kalanını
unutturacak kadar uzun tutuyor bu faslı Bayona. Nedendir bilmem bir de bana son
derece gereksiz ve aşırı uzun gelen gerilim sahneleri koyuyor. Misal, anne/oğlun
ağaca tırmanma sahnesi. O kadar abartılı ve gerilim yüklü şekilde veriliyor ki,
orada bir şey olacağı beklentisi oluşuyor seyircide ama nafile.
Benzeri bir gereksizlik, baba ile diğer iki oğla geçtiğimiz
ilk sahnede yaşanıyor. Odanın içindeki baba ile çatıdaki çocukların
muhabbetinin gereksizliği hem filmi uzatıyor hem de felaket sahnelerinin
etkisini azaltıyor.
Bununla beraber çok etkileyici felaket sonrası tabloları
var. Kargaşa, herkesin kendi derdine düşmesi ve acziyet. Çok etkili bir dille
aktarılıyor Kıyamet Günü’nde. Ancak yine senaryodan kaynaklanan, yan hikayeler
oldukça yetersiz filmde. Kurtarıcı yerliler, diğer felaketzedeler, hemşire
karakterleri çalakalem geçiştiriliyor adeta.
Hastanede yan yatakta yatan kadın ve selin orta yerinde
bulunan çocuk ile ilgili derinleşmeler de maalesef yetersiz duruyor.
Oyunculuklar genelde çok iyi ama büyük oğlanın performansı
ayrıca övgüyü hak ediyor.
Hasılı, felaket anı ve sonrası ile ilgili tabloların son
derece etkileyici olduğu, kişisel dramların sadece ana öykünün karakterlerinde
doyurucu olduğu bir film Kıyamet Günü. Bir ailenin en zor zamanlarda nasıl kenetlenebileceğine dair şiirsel tablolar da içeriyor. Hayatı acılaştırıp, gereksiz pek çok
şeyin anlamını yitirdiği felaketi izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Bizim gibi,
deprem kuşağında bulunan toplumların özellikle izlemesi gereken bir yapım.





