Fetih 1453 birçok açıdan belki eksik bir filmdi ama Türk
Sineması için bir cesaret ve kırılma noktasıydı. Yapımcıları büyük bütçeli
filmler adına cesaretlendirdi, klasik sinema izleyicisinin dışındaki insanların
da salonlara çekilebileceğini gösterdi. Bunun semeresini de 6 milyondan fazla
bilet satarak gördü zaten.
Bir özelliği daha vardı Fetih filminin; iyi niyetli bir
filmdi. Tarihi şu ya da bu açıdan yaklaşarak değil, sağduyuyla, art niyetsiz
olarak beyaz perdeye taşıma gayreti vardı. Dediğim gibi kusursuz ya da tam
değildi belki ama önemliydi. Eminim birçok yapımcının görüşünü değiştirdi,
hedefini büyüttü, vizyonunu genişletti.
Çanakkale 1915 filmi bu yönüyle Fetih 1453’ün yolundan
ilerliyor. Büyük bütçeli ve iyi niyetli bir film olarak karşımızda. Ve elbette
tıpkı onun gibi başarılı/başarısız olduğu yönler var.
![]() |
| Dekor, kostüm, mekan; filmin en başarılı unsurlarından... |
Filmin konusunu bilmem anlatmaya gerek var mı? Bir ülkenin
bağımsızlık mücadelesinin en önemli savaşlarından biridir Çanakkale.
‘Çanakkale 1915’ bir kitap uyarlaması. Kısa süre önce
popüler olan Turgut Özakman’ın ‘Diriliş’ romanından uyarlama. Her ne kadar
‘roman’ türüne soksak da, kitap bir romandan ziyade uç uca eklenmiş ‘Çanakkale
Hatırları’ gibidir. Film de aynen öyle olmuş; bir sinema filmi ve kurmaca türü
yerine romana sadık kalınarak hikayeden çok olaylar üzerinden yürüyor.
Belki de bu tespiti en başta söyleyip, hem filme haksızlık
yapma ihtimalimizi düşürür hem de seyirciyi ne tür bir yapımın beklediğini belirtmekte
fayda var. Çanakkale 1915, bir tür belgesel-drama, canlandırma sineması. Klasik
drama beklentisi oluşmamalı.
![]() |
| Filmin her karesinde ciddi bir emek olduğu izlenimi edinmek mümkün. |
Turgut Özakman yakın tarih meselesine daldığında bir tartışma da epey popüler olmuştu. Özellikle Şu Çılgın Türkler ve Diriliş kitapları dolayısıyla, o güne değin Türk halkının zihninde oluşturduğu yakın tarih algısı değiştirilmeye çalışılmıştı. Bunun en temel nedeni –kısmen haklı da olunsa- hurafeler, söylenceler ile gerçekliği ayrıştırma çabasıydı. Oysa, bu hassasiyeti gösteren çevrelerin başka bir takım sıkıntılara sebep olduğunu o dönem dilimizin döndüğünce anlatmaya çalışmıştık. Tamam; tarihi kahramanlıklara aktarırken fazla abartıya kaçırılarak, olmayan şeyleri olmuş gibi göstermek tarihe ve o kahramanlara büyük haksızlıktı ama bir milletin istiklal mücadelesinin en temel motivasyonu olan ‘inanç’ı bilinçli bir operasyonla çekip almaya kalkışıyorsanız, derdiniz başka demektir.
Benim için en şaşırtıcı kısım bu oldu. Açıkçası Çanakkale
1915 filminde, kaynaklık eden romandan dolayı ‘ideolojik’ duruş bekliyordum,
yanıldım. Hatta kısa süre önce vizyona giren Sinan Çetin’in Çanakkale Çocukları
filmini izledikten sonra böylesi bir filmin önemli bir şans olduğunu düşündüm. Çanakkale
1915, ilk başta tarihe ve millete doğru yerden ve dürüstçe bakmayı başarmış.
Her ne kadar yer yer didaktizm sınırlarını da aşıp hamaset topraklarına girse
de, böylesi bir destansı mücadele filminde pek abes durmuyor açıkçası.
![]() |
| Bir hikaye ve kahramanlar üzerinden değil, olaylar üzerinden yürüyen bir 'canlandırma sineması' var karşımızda. |
İfade ettiğim gibi, film bir belgesel/canlandırma sineması dolayısıyla daha önce çekilmiş yerli ve yabancı başka dramalarla karşılaştırmak pek mantıklı değil. Belki şu denilebilir; daha önce benzeri bir gaye ile çekilen Dersimiz Atatürk’ten çok daha başarılı bir çalışma var karşımızda.
Önce olumlu bulduğumuz yönlerini sıralayalım:
İyi niyet en önemlisi, zira daha pek çok tarihi filmimizde
göremediğimiz bir samimi çaba var filme sinen. Belki de bunun yansıması olan
büyük prodüksiyon. Burayı sayılara boğmak istemem ama daha önce pek çok filmde
görmediğimiz bir maddi risk var filmde. İşin ruhuna uygun olması için, klişe
tabirle, hiçbir fedakarlıktan kaçınılmamış gibi. Tabii paranın çözebildiği
sorunlar var, çözemedikleri de…
![]() |
| Yazarın yanlış tarih bilgisi, yönetmenin abartılı yorumuyla birleşince güzelim kahraman harcarmış maalesef. |
Oyunculuklar hiç fena değil. Ben özellikle Şevket Çoruh’un oynadığı Bigalı Mehmet Çavuşa bayıldım. Diğerlerine de haksızlık etmek istemem elbet, sırıtan hiçbir oyuncu yok gibi. Ufuk Bayraktar’ın canlandırdığı Seyid Onbaşı da tipleme olarak güzel lakin, senaryonun o kısmı hem tarihi yanlış bilmekten, hem de –zannederim- filme kendilerini kaptırmaktan ötürü ‘dibi yakılmış’. Dolayısıyla filmin ortasında bir korku/komedi yarası gibi sakil durmuş maalesef.
Beni şaşırtan kısımlardan biri de yönetmenin bir kadın olmasıydı. Yeşim Sezgin böylesi zor bir projeyi büyük oranda taşıyabilmiş.
Hatta o kadar büyük aksiyon ve savaş sahnelerinin altından kalkması şaşırtıcı
bile. Ama yine de yer yer yönetim zaafları görünmüyor değil.
![]() |
| Görkemli sahneler müzikle birleşince duygu zirve yapıyor zaman zaman. |
Belki de millet olarak çok hassas ve duygusal olduğumuz bir dönemi ele almasından dolayı hep olumlu bakıyoruz ama özellikle mekanlar, kostümler, aksesuarlar Çanakkale 1915’in en başarılı olduğu hususlar. Kesinlikle gerçeklik hissini kuvvetlendiriyor ve asla sırıtmıyor filmde.
Film hem ele aldığı konunun doğası gereği, hem de perdedeki
görkemi yükseltmek adına müziğe ziyadesiyle yüklenmiş. Müzikler bu açıdan
oldukça başarılı ve neredeyse müziksiz sahne yok. Hele ikinci yarısı bir tür
‘Çanakkale klipleri’ mahiyetinde. Şahsen final müziğini çok başarılı bulduğumu
vurgulamalıyım.
Film, klasik bir sinema filmi senaryosuna sahip değil,
dolayısıyla bir omurga öykü, belli noktada düğümlenmeler, kırılmalar,
çözülmeler filan yok. Böylesi bir destansı savaştan yüzlerce hikaye çıkarıp, birini
seçerek tüm olan biteni bu hikaye çerçevesinde verme yoluna gitmemiş
yapımcılar. Bu vesile ile Mehmet Niyazi ustanın Çanakkale Mahşeri isimli
kitabını da hatırlatmak isterim.
![]() |
| Türk Sineması görsel efekt meselesini henüz çözemedi maalesef. Filmin C.G.I'lari başarılı değil. |
Görsel efekt konusu hassas. Zira artık cesaret edip bu alanda büyük işlere soyunuyoruz. Büyük bütçe riskini bilerek yapıyor bunu yapımcılar. Ancak paranın da her şey demek olmadığını anlıyoruz Çanakkale 1915’de. Tüm iyi niyete rağmen, Hollywood yapımlarında gördüğümüz inandırıcılıktan epey uzak görsel efektler. Belki de, sadece para değil başka sıkıntılar da vardır bu alanda; zaman gibi…
Filmde klasik bir ‘anlatıcı’ yok ama bunun yerine alt
yazılar var görüntülere eşlik eden. Açıkçası bu uygulamanın kaygısını anlamakla
beraber biraz ‘doz aşımı’ olduğu kanaatindeyim.
İster ‘orta karar bir yakın tarih filmi’ deyin, ister ‘resimli
Çanakkale belgeseli’, fark etmiyor, neticede eli yüzü düzgün ve derdini anlatan
bir film var karşımızda. Tarih kitaplarında okuduğumuz kendi geçmişimize dair görsel bir çalışma ve kanaatimce mutlaka izlenmesi gerekiyor.
Hem yazılanları zihnimizde daha rahat canlandırmak için, hem
de bu yönde atılacak daha sağlam ve büyük adımları desteklemek için.






