Pek çok sinema ustası devam filmlerine sıcak bakmaz. Başta
Hitchcock gibi yönetmenler, devam filmlerine yüz vermemiş ve çekmemişlerdir.
Yapımcılar ise doğal olarak tam tersini düşünür. Sinema tarihi yönetmenleri
haklı çıkaracak başarısız devam filmleriyle dolu olsa da, bu kanaati yıkacak
yüz akı devam filmleri de vardır.
Senaristler için devam filmleri, pek çok açıdan önemli bir
fırsattır. Zira ilk filmde unuttukları pek çok güzelliği devam filmlerine
koyarak en azından kendi açılarından bir tür tashih ve redaksiyon fırsatı
bulurlar. Özellikle Hollywood sinemasında sadece devam değil, artık
‘jenerasyon’ filmleri de yapılıyor. Karakterler daha derinleştiriliyor, yepyeni
bir arka plan ve ‘arzu’ enjekte ediliyor, olay örgüsündeki sebep-sonuç ilişkisi
daha zihinsel lezzet alınacak kıvama getiriliyor. Bunun son örneği ise Transformers:
Kayıp Çağ… Ticari sinemanın şahikası olan bu seri, bir aşamadan sonra tıkanma
noktasına gelmişken, ihtimal ki yapımcının dehasıyla bambaşka sulara kırıyor
notasını. Film, tıpkı usta aşçının elinden çıkmış yemek tarifi gibi, dozu
hassas ölçeklerle hazırlanmış bir menü olarak görsel soframıza servis ediliyor.
Bu anlamda Transformers: Kayıp Çağ, bir devam filmi değil,
toparlanma filmi, diyebiliriz. Önceki filmlerde tel tel dökülen unsurlar birer
birer ele alınıp ayıklanıyor, ince işçilik ve kalem dokunuşlarıyla
iyileştiriliyor. Geriye oyunculuk kalıyor… Bunda da yine yapımcı cinliğiyle
konulan usta isimlerin yanındaki şebeklikler göz ardı edilebilecek kadar
azaltılıyor.
Filmin öyküsü: Üç yıl önce Chicago’da yaşanan savaşın
ardından, bütün dünya uzaylı makinelere karşı teyakkuz hâlindedir. Dünyayı
kurtaran destansı bir savaşın ardından insanlık toparlanmaya çalışırken,
tarihin akışını kontrol etmeyi amaçlayan karanlık bir grup kendini gösterir.
Autobot’lar, NEST’in kurumsal yardımıyla Deception’ları yok etmeye devam
ediyorlardır. Bu arada Dünya’ya kendi hedef göstergesinin içinde eskiden kalma,
güçlü ve yeni bir tehdit gelir. Optimus
Prime ve Autobotlar, yeni insan kadrosunun yardımıyla bugüne kadar
karşılaştıkları en korkunç meydan okumaya karşı koyarlar. Ve savaş kılıçları
çekilir.
Her ne kadar kahramanlarının çoğu robot olsa da, son
Transformers pekâlâ epik bir film formatında cereyan ediyor. Robotlara dikilen
arketip elbisesi. Kayıp Çağ’da artık yerli yerine oturmuş durumda. Yüzüklerin
Efendisi’ndeki sakallı cüceye benzer (belki de ondan mülhem) karakterine metal
puro bile içiriyor senaristler. Bununla beraber kılıçlarıyla birlikte Samuray
felsefesine sadece görsel göndermede bulunmuyor, işin içine ‘Çin’ faktörünü de
ekleyerek Uzakdoğu mistisizminin gücüne de sırtını yaslıyor.
Tam olarak kimin yaptığını bilmiyorum ama bir el var son
filme değen. Bütün hikâyeleri kesip biçip, ekleme çıkarmalarla toparlamış ve
eli yüzü düzgün hâle getirmiş hikâyeyi. O kadar ki, sadece ‘Güneyden Gelen
Kral’ meselesine bakarak, İsa-Mesih’in Yeryüzüne inişi efsanesi üzerine
sayfalar dolusu yazı yazılabilir. Öte yandan, bariz şekilde sistemin kendine
düşman olarak gördüğü gizli bir ‘paralel operasyon’ meselesi var ki, bir tek
Karaman Hoca eksik hikâyede. Tapınak Şövalyeleri’nden Golyat’a kadar pek çok
katmanlama ve imgelem serpiştirilmiş filme.
Yönetmenin (M. Bay) ustalığı da burada devreye giriyor ve
acemi bir elde darmadağın görüntü verebilecek film, kimi ihmallerine rağmen,
ustaca kotarılıyor.
Bir kere oyuncu seçimindeki zekâya şapka çıkarmak lazım.
Serinin bugüne kadarki oyuncusu Shia Labeouf’dan vazgeçilmiş ama onun yerine
direkt gişe yapacak bir isim eklenmiş: Mark Wahlberg. Sadece flixster.com’da 36
milyon takipçisi olan birinin gişe faydasını vurgulamaya gerek bile yok
sanırım.



















