5 Ocak 2013 Cumartesi

Armağan

Pht: Rupert Davis

    

      Bekliyorum

                   yağsın diye.

          Ve düşsün gölgem

                                    beyazlığa.

                       Yalnızlığa 
                                     
                                           hediye. 

Oscar'ın 'Yabancılar'ı İstanbul Modern'de.



Malum bu sene "Yabancı Dilde En İyi Film" dalında aday adayı 71 ülkenin filmleri vardı. Akadamedi, bu sayıyı 9'a indirdi. 10 Ocakta ise 5'e inecek sayı. İstanbul Modern sinema adına harika bir iş yapıyor ve aday adayı filmlerden 9 tanesini izleyici ile buluşturuyor. Programdaki filmler, Oscar adayı olmalarına rağmen aslında Hollywood kulvarının dışında, dünya festivallerinde hit olmuş, farklı diller ve kültürlerden filmlerin bir araya geldiği bir kategoriyi temsil ediyor. Gösterimler 10 Ocak Perşembe günü başlıyor.
Gösterilecek filmlere şöyle bir göz atalım:


Yukarıdaki Çocuk  (L’enfant D’en Haut)
İsviçre, 2012, 97’
Yönetmen: Ursula Meier
Oyuncular: Léa Seydoux, Kacey Mottet Klein, Martin Compston
Dil: Fransızca, İngilizce
Gösterim: 17 Ocak Perşembe 17:30, 20 Ocak Pazar 17:00
İsviçre’de lüks bir kayak merkezinde geçen bu dram işsiz ablasıyla beraber Alp Dağları’nın eteklerindeki sanayi kasabasında yaşayan on iki yaşındaki Simon’ı izliyor. Simon, her gün teleferikle yukarıya çıkarak, kayak tatiline gelmiş zengin turistlerden çaldığı ekipmanları aşağıda satarak kendisine ve ablasına bakmaktadır. Simon’ın işleri tanıştığı düzenbaz bir adam yüzünden değişir. Yukarıdaki Çocuk epik bir kar fonunda iyi kurgulanmış öyküsü ve güçlü oyunculuklarıyla önemli bir aday.


Yasak Aşk (En Kongelig Affære)
Danimarka, 2012, 137’
Yönetmen: Nikolaj Arcel
Oyuncular: Mads Mikkelsen, Alicia Vikander, Mikkel Boe Folsgaard
Dil: Danca, İngilizce, Almanca
Gösterim: 10 Ocak Perşembe 19:00, 13 Ocak Pazar 13:00, 19 Ocak Cumartesi 17:00
2012 yılında Berlin Film Festivali’nde ’En İyi Senaryo’ ve  ’En İyi Erkek Oyuncu’ dallarında Gümüş Ayı kazanan Yasak Aşk, romantik bir masal üzerinden idealizmin trajik çöküşünü destansı bir dilde anlatıyor. Film, Alman amatör filozof ve hekim Johann Friedrich Struensee’nin, Danimarka Krallığı arkasındaki büyük güce dönüşmesini gözler önüne seriyor. VII. Christian’ın özel hekimi olarak atandıktan sonra Johann, akıl sağlığını neredeyse tamamen kaybetmiş olan kral ile kurduğu yakın arkadaşlığı toplumsal değişime yol açmak ve her şeyden de önemlisi monarşiyi yok etmek için kullanır. Kısa bir süre sonra kanunların altına imza atacak yetkiye de kavuşan Johann’ın artık krala da ihtiyacı kalmaz. Elbette halk başkaldırır.



Barbara
Almanya, 2012, 105’
Yönetmen: Christian Petzold
Oyuncular: Nina Hoss, Ronald Zehrfeld, Rainer Bock
Dil: Almanca
Gösterim: 12 Ocak Cumartesi 13:00, 20 Ocak Pazar 13:00
Bu yılki Berlin Film Festivali’nden ’En İyi Yönetmen’ ödülüyle dönen Barbara, 80’li yıllarda Doğu Almanya’da geçiyor. Rejimle yaşadığı sorunlar nedeniyle önce tutuklanan, daha sonraysa taşraya sürgüne gönderilen doktor Barbara, her hareketi gözetlense de Batı’ya kaçmakta kararlıdır. Fakat bu küçük kasabada tanıştığı meslektaşı André, değer yargılarını tekrar gözden geçirmesine aracı olur. Ülkemizdeki ilk gösterimi bu yılki İstanbul Film Festivali’nde gerçekleşen Barbara, yakın dönem Alman sinemasının en önemli yönetmenlerinden Christian Petzold’un imzasını taşıyan soğukkanlı ve olgun bir drama.



Can Dostum (Les Intouchables)
Fransa, 2012, 112’
Yönetmen:  Olivier Nakache, Eric Toledano
Oyuncular:  François Cluzet, Omar Sy, Anne Le Ny, Audrey Fleurot, Clotilde Mollet
Dil:Fransızca
Gösterim: 10 Ocak Perşembe 15:00, 13 Ocak Pazar 17:15, 19 Ocak Cumartesi 15:00
Bu yılki Cesar ödüllerinde ’En İyi Film’ ve ’En İyi Erkek Oyuncu’ (François Cluzet) dahil toplam 9 adaylık kazanan Can Dostum, Fransa’da gişe rekoru kırarak "tüm zamanların en fazla izlenen Fransız filmi" unvanını kazandı. Gerçek olaylardan uyarlanan filmde, geçirdiği kazadan sonra felç olan zengin aristokrat Philippe, cezaevinden çıkmış banliyö delikanlısı Driss’i bakıcı olarak işe alır. Herkes Driss’in bu iş için uygun olmayacağını düşünürken, Philippe ona inanır ve bir şans verir. Normal koşullarda yan yana gelmesi neredeyse imkansız bu iki zıt dünya görüşünün çarpışmasının ve zamanla çılgın bir dostluğa dönüşmesinin hikayesini izleyen, ucundan sosyal meselelere değinen, sınıf eleştirisi yapan komik, duygusal ve insancıl bir film.



Pamuk Prenses (Blancanieves)

İspanya, 2012, 112’
Yönetmen:  Pablo Berger
Oyuncular: Maribel Verdú, Ángela Molina, Daniel Giménez Cacho, Inma Cuesta
Dil: Sessiz
Gösterim: 13 Ocak Pazar 15:30, 17 Ocak Perşembe 19:00
Görselliği de dramı da güçlü olan bu Oscar aday adayı, son günlerde televizyon ve sinemada çok kez uyarlanan Pamuk Prenses hikayesine yeni bir yorum getiriyor. Pablo Berger imzalı bu siyah-beyaz, sessiz film, Grimm Kardeşler’in masalını 1920′ler İspanyası ve boğa güreşiyle buluşturarak yeni ve iddialı bir uyarlama sunuyor. San Sebastián Uluslararası Film Festivali’nde ’En İyi Kadın Oyuncu’ ve ’Jüri Özel Ödülü’ kazanan film bir arenada başlıyor. Danteller içindeki kötü kraliçe, asil bir matador, zehirli elmalar, kızgın boğalar ve Flamenko eşliğinde cesur bir Pamuk Prenses… Büyüdüğünde babası gibi boğa güreşçisi olmak isteyen Carmencita’nın masalı, aynı zamanda çekilen The Artist gibi ilhamını sessiz sinemadan alıyor.



Sezar Ölmeli (Cesare Deve Morire)
İtalya, 2012, 76’
Yönetmen: Paolo Taviani, Vittorio Taviani
Oyuncular: Cosimo Rega, Giovanni Arcuri, Antonio Frasca, Juan Dario Bonetti,
Dil: İtalyanca
Gösterim: 10 Ocak Perşembe 13:00, 12 Ocak Cumartesi 15:00
Berlin’de Altın Ayı kazanan filmin tüm oyuncuları Yüksek Güvenlikli Rebibbia Hapishanesi’nin mahkûmlarından oluşuyor. Endişe, umut ve sanattan geçen bir yolu izleyen bu filmin kahramanları, hapishanede Shakespeare’in ’Julius Caesar’ oyununu sahneye koymaya karar verirler. İtalyan sinemasının usta yönetmenleri, Taviani Kardeşler oyunu gerçekleştirmek için bir araya gelen mahkumların günlük hapishane yaşamlarıyla performans sanatını, gerçekle kurmacayı birbirine geçiren bir kurguyla anlatıyorlar. Oyunun prodüksiyonu için hapishane mimarisini dramatize ederek yaratıcı bir dekora dönüştüren ve böylelikle mekan kavramını da araştıran, uğraştığı toplumsal meselesiyle de "eski kafalı", nostaljik bir film Sezar Ölmeli.


Tepelerin Ardında (Dupa Dealuri)
Romanya, 2012, 150’
Yönetmen: Cristian Mungiu
Oyuncular: Cosmina Stratan, Cristina Flutur, Valeriu Andriuta, Dana Tapalaga 
Dil: Rumence
Gösterim: 12 Ocak Cumartesi 17:00, 17 Ocak Perşembe 15:00
2012’de Cannes Film Festivali’nden ’En İyi Senaryo’ ve ’En İyi Kadın Oyuncu’ (C. Stratan & C. Flutur) ödülleri ile dönen film Romanya kırsalında bir Ortodoks manastırında geçiyor. Almanya’dan dönen Alina, çocukluk arkadaşı Voichita’yı almak üzere manastıra gelir. Voichita dünyada onu seven ve sevdiği tek insandır. Ne var ki, o artık rahibe olmuştur. 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün ile beş yıl önce Altın Palmiye’yi kazanan Romen yönetmen Cristian Mungiu, Romanya’nın Oscar adayı olan son filminde kendi sözleriyle "sevginin iyi ve kötü kavramlarını nasıl göreceli bir hale dönüştürdüğünü ve dünyadaki en büyük hataların nasıl inanç adına yapıldığını" anlatıyor.



Ateşin Düştüğü Yer
Türkiye, 2012, 105’
Yönetmen: İsmail Güneş
Oyuncular:Hakan Karahan, Elifcan Ongurlar, Yeşim Ceren Bozoğlu
Dil: Türkçe
Gösterim: 10 Ocak Perşembe 17:00, 19 Ocak Cumartesi 13:00
Kadına yönelik şiddet ve töre cinayetlerini gerçek bir hikayeye dayandırarak işleyen film, İsmail Güneş’in üçlemesinin sonuncusu.Montreal Film Festivali’nden büyük ödül olan ’En İyi Film’ ve Cannes’dan FIPRESCI ödülü ile dönen film şimdi Türkiye’nin Oscar adayı. Çiftçi bir ailenin 16 yaşındaki kızları Ayşe, beklenmeyen bir şekilde rahatsızlanır ve ameliyata alınır. Bu sırada küçük kızlarının hamile olduğunu öğrenen aile töreye boyun eğmek zorunda kalır. Kızlarını ’yaşatmak’ için büyük mücadele vermiş olan aile bu defa ’öldürmek’ için mücadeleye girişir. Öldürme işini üstlenen baba Osman, kızı Ayşe ile bir yolculuğa çıkar. Osman yol boyunca kızını zehirlemek için çaba gösterirken, kız öldürüleceğini bilmemektedir. Baba ve kızın bu yolculuğu ikisi için de birbirlerini yeniden tanıma, sevme şansını doğurur. Sevgi, töre ve pişmanlık duygusu üzerine dokunaklı bir film.


Savaşın Gölgesinde (Lore)
Avustralya, 2012, 108’
Yönetmen: Cate Shortland
Oyuncular: Saskia Rosendahl, Nele Trebs, André Frid, Mika Seidel, Kai Malina
Dil: Almanca
Gösterim: 17 Ocak Perşembe 13:00, 20 Ocak Pazar 15:00
Avustralya’nın 2013 Oscar adayı olan filmde, Nazilere mensup annesiyle babası 1945 yılında müttefikler tarafından tutuklanınca ortada kalan genç Lore, dört kardeşini de alıp, 900 kilometre ötedeki Hamburg’daki büyükannesine doğru yola koyulur. Savaşın bitişiyle hüküm süren kargaşa, yokluk ve acının ortasında, Thomas adında gizemli bir Yahudi mülteciyle karşılaşması Lore’un dünyasını alt üst eder. Lore, tehlikeli yolculuklarında hayatta kalabilmek için düşman bildiği, hep nefret etmesi gerektiği öğretilen birine güvenmek zorunda kalacaktır. Savaş sonrası acıları ve değişen dünyaya karşı büyümenin zorluklarını ele alan bir dram.

Tavsiye isteyen okurlara not: Özellikle Taviani Kardeşler'in filmi ilginç ve İtalyan sinema dilinde açtıkları çığırın tekrar hatırlatıcısı olabilir. Dolayısıyla 'Sezar Ölmeli'yi görün', diyebilirim. Eğer Can Dostum'u hala izleme imkanı bulamadıysanız, iyi bir fırsattır bence. Yukarıdaki Çocuk da enteresan bir film. Sürprizini finaline saklamayıp, izleyicinin seyir zevkini düşürmeyen kalbur üstü bir çalışma. Sesiz bir film Pamuk Prenses'i ise ben de çok merak ediyorum. The Artist'ten sonra yine sessiz bir filme ödül verirler mi bilmiyorum ama ilginç olduğu tartışılmaz. Ülkemizin adayı Ateşin Düştüğü Yer'i hala izlememiş olan varsa, onlar için de bir fırsat. 

Gösterimle ilgili programı şuradan indirebilirsiniz.

İstanbul Modern Sinema girişi 8 TL. Filmler, müze ziyaretçilerine ve üyelere ücretsiz olarak gösteriliyor.

Hançerledim, iyileşmedi!



Müziğe ve Fars kültürüne azıcık aşına olanlar için Mohsen Namjoo (Muhsin Namcu) bilinen bir isimdir. Bilinir bilinmesine de, ne kadar aykırı olduğunu da teslim eder herkes.

1976 Türbetül Cem doğumlu sanatçıyı 2006 yılına kadar pek kimse tanımıyordu. Ünü o kadar hızla duyuldu ki, NY Times onun için ‘İran’ın Bob Dylan’ı’ başlığını kullandı. Ve tabii ülkemize de NYT’den sekerek girdi doğal olarak! Bizde de kimileri ona ‘İran’ın Ahmet Kaya’sı’ dedi, kimileri ‘Cem Karaca’sı’…

Hiç unutmam o dönem yakın bir İranlı dostuma bu adamdan bahsettiğimde cevabı hayretle beraber, ‘sen nereden tanıyorsun?’ olmuştu.

Namjoo, Sitar’ın eline alıp, söylemeye başladığı vakit, bin anda bulutların irtifa kaybettiklerini görürsünüz. O güne değin tepenizden geçen bulutlar bir anda içinizden geçmeye başlar ve anlarsınız ki Namjoo’nun müziği sizi şeffaflaştırmış!


Gariptir Namjoo. Siması gariptir, kılık kıyafeti gariptir, enstrümanları gariptir, müziği gariptir, sözleri gariptir. İçinizde o güne değin bilmediğiniz bir teli ulur ve tınlatır aniden. Mevlana, Yunus, Firdevsi, Eflatun, Sokrates şarkı sözlerine garip şekilde saçılmıştır.

Hayat hikayesi kısaca şöyle:

Meşhed şehrinde geleneksel yapıdaki bir aile içerisinde büyüdü. Edebiyat ve müziğe olan ilgisi daha çocukluğunda başlamıştı. Okuldaki sanat etkinliklerinde aktif olarak rol alıyordu. Daha 12 yaşında iken babasını kaybedince annesi ve ağabeyleri onu müzik okuluna göndermeye karar verdiler. Burada Nasrullah Nasehpur tarafından eğitildi. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen profesyonel olarak müzik yapmaya karar verdi ve müzik eğitimine Tahran Üniversitesi'nde devam etmek için Tahran'a taşındı. Giriş sınavını kazanmak için bir enstrüman çalmayı bilmesi gerekiyordu. Malî durumu nedeni ile gücü ancak bir Setar/Sitar almaya yetmişti.

1994 yılında üniversiteye girdi. Burada ağırlıklı olarak müzik ve tiyatro eğitimi aldı. Üniversitedeki klasik öğretim sisteminden memnun değildi. Klasik, geleneksel İran müziği ile yakından ilgilendikten sonra denemelere başladı ve bu geleneksel müziği modern yöntemlerle birleştirip sentez yaptı. Bu çalışmaları bazı kesimler tarafından kabul görmedi ve çok sık zorluklarla ve engellemelerle karşı karşıya kaldı.


İran müziğini alışılmamış bir şekilde uygulaması ve şarkılarının değişik tarzı nedeni ile, üçüncü yılında üniversiteden atıldı. Üniversiteden atıldıktan sonra Tahran'da üç konser verdi.

2000 yılından bu yana rock müzik ve caz onun için önemli hale geldi. Bu iki müzik türünü geleneksel İran müziği ile birleştirdi. Bu denemeler çok kötü bir teknik ile kayda alındı. Bu kayıtların bir kısmı kopyalandı ve tüm İran'da, bir çok insan tarafından sevilerek dinlendi.

2006 yılında özel konserler vermeye başladı ve aynı yıl Uluslararası Rotterdam Film Festivali'nde "Hotspot Teheran" konulu etkinlikte sahneye çıktı. Çok başarılı olan bu konser sonrası Hollanda radyosunda onunla bir söyleşi yapıldı ve konserden bazı eserler çalındı.

İran sınırları dışında Mohsen Namjoo özellikle "Sound of Silence" isimli belgeselle tanındı. Bu belgeselde Amir Hamz ve Mark Lazarz, Namjoo ile birlikte, İran'ın diğer öncü müzisyenleri O-Hum, Hich-Kas ve Emad Bonakdar'ı da göstererek, Tahran'daki underground müziği anlatıyorlardı.

Temmuz 2009 tarihinde Kuran'ı karalama suçlaması ile beş yıl hapse mahkum oldu. Yurt dışında olduğu için hapse girmekten kurtuldu. Namjoo ile ilgili ayrıntılı değerlendirmeleri burada ve şurada bulabilirsiniz. 

İşte belli periyotlarla dinlenilmesi gereken bir güzellemesi: 


Sözleri ise şöyle: 

bir gün ışığa gittim,
ışık havada dağıldı gitti
bir gün hangara gittim,
hangar yıkıldı ve geberdi.
bir gün hiçe gittim,
bayılıp, karnını tuttu ve gitti
bir gün sadakata gittim,
vay vay vavay nereye gitti,
hep canım sıkılıyor, hep tenim esirdir.
hançerledim, iyileşmedi,
can çekiştim (kanat çırptım) olmadı,
hint kadehi bizim, sarhoş raconu bizim,
ayrı düşme acısı bizim, aşk ve meşk bizim,
sır ifşa etmek bizim, serserilik yapmak bizim,
bakire olan hamile bizim, yaşayan şehit bizim,
cep telefonu olan molla bizim,
bilgisayar dosyası olan devrim muhafızları bizim,
hüseynin yolu bizim, Humeyni havalimanı bizim,
sufi rehberi bizim, kufi alfabesi bizim,
bakire olan hamile bizim, yaşayan şehit bizim
delikli asfalt bizim, ah sesinin lezzeti bizim,
bakire olan hamile bizim, yaşayan şehit bizim,
onlar bizi aşağı vurdu,
bang bang,
biz yere düştük,
bang bang,
o korkunç ses...