Müziğe ve Fars kültürüne azıcık aşına olanlar için Mohsen Namjoo
(Muhsin Namcu) bilinen bir isimdir. Bilinir bilinmesine de, ne kadar aykırı
olduğunu da teslim eder herkes.
1976 Türbetül Cem doğumlu sanatçıyı 2006 yılına kadar pek
kimse tanımıyordu. Ünü o kadar hızla duyuldu ki, NY Times onun için ‘İran’ın Bob
Dylan’ı’ başlığını kullandı. Ve tabii ülkemize de NYT’den sekerek girdi doğal
olarak! Bizde de kimileri ona ‘İran’ın Ahmet Kaya’sı’ dedi, kimileri ‘Cem
Karaca’sı’…
Hiç unutmam o dönem yakın bir İranlı dostuma bu adamdan
bahsettiğimde cevabı hayretle beraber, ‘sen nereden tanıyorsun?’ olmuştu.
Namjoo, Sitar’ın eline alıp, söylemeye başladığı vakit, bin
anda bulutların irtifa kaybettiklerini görürsünüz. O güne değin tepenizden
geçen bulutlar bir anda içinizden geçmeye başlar ve anlarsınız ki Namjoo’nun
müziği sizi şeffaflaştırmış!
Gariptir Namjoo. Siması gariptir, kılık kıyafeti gariptir,
enstrümanları gariptir, müziği gariptir, sözleri gariptir. İçinizde o güne
değin bilmediğiniz bir teli ulur ve tınlatır aniden. Mevlana, Yunus, Firdevsi, Eflatun,
Sokrates şarkı sözlerine garip şekilde saçılmıştır.
Hayat hikayesi kısaca şöyle:
Meşhed şehrinde geleneksel yapıdaki bir aile içerisinde
büyüdü. Edebiyat ve müziğe olan ilgisi daha çocukluğunda başlamıştı. Okuldaki
sanat etkinliklerinde aktif olarak rol alıyordu. Daha 12 yaşında iken babasını
kaybedince annesi ve ağabeyleri onu müzik okuluna göndermeye karar verdiler.
Burada Nasrullah Nasehpur tarafından eğitildi. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen
profesyonel olarak müzik yapmaya karar verdi ve müzik eğitimine Tahran
Üniversitesi'nde devam etmek için Tahran'a taşındı. Giriş sınavını kazanmak
için bir enstrüman çalmayı bilmesi gerekiyordu. Malî durumu nedeni ile gücü
ancak bir Setar/Sitar almaya yetmişti.
1994 yılında üniversiteye girdi. Burada ağırlıklı olarak
müzik ve tiyatro eğitimi aldı. Üniversitedeki klasik öğretim sisteminden memnun
değildi. Klasik, geleneksel İran müziği ile yakından ilgilendikten sonra
denemelere başladı ve bu geleneksel müziği modern yöntemlerle birleştirip
sentez yaptı. Bu çalışmaları bazı kesimler tarafından kabul görmedi ve çok sık
zorluklarla ve engellemelerle karşı karşıya kaldı.
İran müziğini alışılmamış bir şekilde uygulaması ve
şarkılarının değişik tarzı nedeni ile, üçüncü yılında üniversiteden atıldı.
Üniversiteden atıldıktan sonra Tahran'da üç konser verdi.
2000 yılından bu yana rock müzik ve caz onun için önemli
hale geldi. Bu iki müzik türünü geleneksel İran müziği ile birleştirdi. Bu
denemeler çok kötü bir teknik ile kayda alındı. Bu kayıtların bir kısmı
kopyalandı ve tüm İran'da, bir çok insan tarafından sevilerek dinlendi.
2006 yılında özel konserler vermeye başladı ve aynı yıl
Uluslararası Rotterdam Film Festivali'nde "Hotspot Teheran" konulu
etkinlikte sahneye çıktı. Çok başarılı olan bu konser sonrası Hollanda
radyosunda onunla bir söyleşi yapıldı ve konserden bazı eserler çalındı.
İran sınırları dışında Mohsen Namjoo özellikle "Sound
of Silence" isimli belgeselle tanındı. Bu belgeselde Amir Hamz ve Mark
Lazarz, Namjoo ile birlikte, İran'ın diğer öncü müzisyenleri O-Hum, Hich-Kas ve
Emad Bonakdar'ı da göstererek, Tahran'daki underground müziği anlatıyorlardı.
Temmuz 2009 tarihinde Kuran'ı karalama suçlaması ile beş yıl
hapse mahkum oldu. Yurt dışında olduğu için hapse girmekten kurtuldu. Namjoo ile ilgili ayrıntılı değerlendirmeleri burada ve şurada bulabilirsiniz.
İşte belli periyotlarla dinlenilmesi gereken bir güzellemesi:
Sözleri ise şöyle:
bir gün ışığa gittim,
ışık havada dağıldı gitti
bir gün hangara gittim,
hangar yıkıldı ve geberdi.
bir gün hiçe gittim,
bayılıp, karnını tuttu ve gitti
bir gün sadakata gittim,
vay vay vavay nereye gitti,
hep canım sıkılıyor, hep tenim esirdir.
hançerledim, iyileşmedi,
can çekiştim (kanat çırptım) olmadı,
hint kadehi bizim, sarhoş raconu bizim,
ayrı düşme acısı bizim, aşk ve meşk bizim,
sır ifşa etmek bizim, serserilik yapmak bizim,
bakire olan hamile bizim, yaşayan şehit bizim,
cep telefonu olan molla bizim,
bilgisayar dosyası olan devrim muhafızları bizim,
hüseynin yolu bizim, Humeyni havalimanı bizim,
sufi rehberi bizim, kufi alfabesi bizim,
bakire olan hamile bizim, yaşayan şehit bizim
delikli asfalt bizim, ah sesinin lezzeti bizim,
bakire olan hamile bizim, yaşayan şehit bizim,
onlar bizi aşağı vurdu,
bang bang,
biz yere düştük,
bang bang,
o korkunç ses...



sağolasın.
YanıtlaSilSayende biz de tanıdık onu