22 yaşındaydı Mustafa. Ülkücüydü… Balgat katliamındaki kahvehane taramalarında 5 kişinin ölümüne sebep olmakla suçlanıp 12 Eylül 1980 askerî darbesinden önce yapılan yargılama sonunda idam cezasına çarptırılmıştı.
Yatmakta olduğu ve çok sıkı korunan Mamak Askerî Cezaevi’nden kaçtı, ancak 18 Ağustos 1980’de Kütahya’da yakalandı. 7 Ekim 1980’de, solcu genç Necdet Adalı’dan birkaç saat sonra 22 yaşındayken Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde idam hükmü infaz edildi. Pehlivanoğlu, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na gömüldü.
Mustafa Pehlivanoğlu mahkeme süresi boyunca polis ifadesinin işkence zoruyla alındığını ve kendisinin masum olduğunu iddia etti.
İdam kararını veren Sıkıyönetim Mahkemesi Hâkimi Ali Fahir Kayacan, daha sonra anlattığı anılarında, Mustafa Pehlivanoğlu’nun asılan solcu Necdet Adalı’ya denge olsun diye idam edildiğini belirtti. Ailesi idamı ancak infazdan 3 gün sonra çocuklarını ziyarete geldiklerinde öğrenebildi.
12 Eylül’ün yok ettiği hayatlardan sadece biriydi Mustafa’nınki. Kapkaranlık bir dönemin, bulanık bir suyun yuttuğu bir jenerasyonun kurbanıydı.
Halil Sarı ile Bilal Kalyoncu-’nun yönettiği belgesel film Ülkücüler, Mustafa’nın dramatize edilmiş görüntüleri, mektubu ile beraber hikâyesini anlatıyor. Sadece Mustafa’nın değil, bir dönemin öyküsü var belgeselde. Dönemin canlı tanığı 80’i aşkın insanla yapılan görüşmeler, anlatımlar, betimlemeler ve bol bol yürek burkuntusu...
Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanmaya başlandığı günlere denk gelmesi çok iyi oldu bu belgeselin. İlk kez sinema perdesinde bu perspektiften hazırlanmış bir çalışma var. Bu köşeyi sürekli okuyanların çok iyi hatırlayacağı gibi, sinema, kendisini kullananların bakış açısıyla anlatıyor tarihi. Bu sebeple, TV dizilerinde, sinema perdelerinde bugüne kadar pek rastlamak mümkün değildi ülkücülerin bakış açısıyla olan biteni görmek.
Belgeselin ‘tarafsız’ olmak gibi bir derdi yok, zaten yapımcı ve yönetmenler bunu açık yüreklilikle ifade ediyorlar. Elbette ‘Neden bir özeleştiri de yapılmıyor?’ türünden eleştiri getirilebilir. Lakin belgeselin bütünü, bu eleştiriyi aşabilecek boyutta önemli bir şey kanaatimce.
Sinematografik değerleri yüksek bir belgesel değil. Dramatizasyonları TV programı düzeyinde, anlatımı ve dili propaganda üslubundan kurtulamıyor maalesef birçok yerde. Ülkücüler, yapımcılarının samimiyetinin her karesinde belirgin olduğu, geçmişe ‘sağ’ açıdan bakan bir çalışma. Ancak bu taraflı bakış açısı, yaşananları görmemize engel olmuyor. Dileğimiz, daha dengeli üslupla, daha objektif olarak o döneme bakan drama ve belgesellerin sayısının artması.





