24 Ekim 2014 Cuma

Beklemek yormaz sevdalıyı!

Beklemek çileli bir süreç... Bir imtihan, beklenilenin önemine göre yücelen bir mukaddes eylem esasen. Sevdaya dayanabilecek mesafe ve zaman yoktur bu sebeple.

Muhteva ve keyfiyet belirliyor bu sürecin destanlaşabilmesini. Kimi bekleyişler var ki ibadete denk. Benim zihnimde beklemenin karşılığı hurma ağacına tırmanan Ensar belirir. Ellerini siper edip gözler kısık kızgın çölde Peygamber silueti gözetleyen o mübarek insanlar… Beklenilenin büyüklüğünü anlayabilmek için bekleyenin sabrı ve tevekkülüne de bakmak lazım. Sabır bu nedenle kutsal bir çile, insan ruhunu pişiren muazzam bir fırın.

Birleşen Gönüller bir bekleyiş filmi. Gideni, gidilmesi gereken yeri, bekleyeni ve beklenileni sinema diliyle ele alan, çile ve ıztırapla çepeçevre sarmalanmış kadim bir deryadan birkaç damlalık epik bir hikâye. Ve elbette sırtını gerçeklik, yaşanmışlıkla beraber adanmışlığa yaslıyor.

Yıllar önce sevgili Gürkan Vural bana bir hikâye anlatmıştı. Dinlerken şakakları zonklatan, genzi tıkayan ve göz pınarlarını nemlendiren bir öykü. Sonra aynı öyküyü roman formunda okudum.

Ser Film, bu yaşanmış destanı, başka bir destan külliyatından sadece bir tane öyküyle birleştirerek filme aktarmış. Birleşen Gönüller, II. Dünya Savaşı döneminde yaşanan bir sevda, ayrılış, hasret, arayış ve bekleyiş hikâyesini yüksek sinema estetiğiyle ele alan bir yapım. Sovyetler’in dağılması ile ülkemizdeki adanmışların yıllardır baskı altında inleyen cumhuriyetlere bir avuç serin su yetiştirme misali koşmasıyla başlıyor film. Yunus öğretmen ve ailesi Kazakistan’daki okula gitmek üzere yola çıkıyorlar. Ki kendi dertleri var yeterince. Çocukları rahatsız, ebeveynler gayr-i memnun, evin hanımı tedirgin vs... Oraya vardıklarında istasyonda bir bekleyen buluyorlar karşılarında: Cennet Nine… Cennet, tam 50 yıldır gidip geliyor tren istasyonuna. Ağlamaktan kurumaya yüz tutan gözleri hep ufukta. Tren her durduğunda gözleri eşikte sevdiği insanın inmesini bekliyor. Sonradan anlıyoruz ki beklediği sadece ömründe bir gün beraber olabildiği eşi Niyaz değil, başkaları da var. Özenle örüp sakladığı bir çift minik eldivenin sahipleri de beklenenler arasında. İşte bu iki bekleyişin iç içe geçmesiyle bir tür hasret, çile ve kutsi mücadele hikâyesi filmin omurgasını oluşturuyor. Masal ile yaşanan dünya iç içe geçiyor, hayal ile hakikat…


Filmin yönetmenini televizyon filmlerinden tanıyoruz aslında: Hasan Kıraç. Özellikle Cennet ve Niyaz’ın hikâyelerini anlatırken oluşturduğu başarılı atmosfer ve dünya ile her türlü övgüyü hak eden bir film Birleşen Gönüller. Tamamı yurtdışında çekilen bu bölüm değme Hollywood yapımlarıyla yarışabilecek kadar başarılı. Müziklerini Eventhia’nın yaptığı filmdeki oyuncular belki çok bilinen değil ama hepsi rolünün hakkını ziyadesiyle veriyor. Niyaz’ın yaşlılığını canlandıran usta aktör Fikret Hakan oynamak için kelimeye bile ihtiyaç duymuyor!

Senaryosu Serkan Birlik tarafından yazılan film şüphesiz kusursuz değil. Ancak gönül erlerini anlatmayı deneyen yapımlar arasında en başarılı olanı diyebiliriz rahatlıkla.


Öte yandan belki de kurulan setlerin farklılığından olsa gerek, filmin geçmişi anlattığı bölümle 90’ları aktardığı bölüm arasında fark edilir bir renk, derinlik ve anlatım farkı var. Bu yönüyle Birleşen Gönüller ‘çift estetik’li bir yapıya sahip gibi duruyor. Üstelik bu ‘dual’ görüntü sadece işin estetik kısmında değil, hikâyesinde de belirgin. Yunus öğretmenin fedakârca kurmaya ve kurtarmaya çalıştığı okulun öyküsünde karşımıza çıkan Cennet Nine, bizlere bir masal anlatıyor. Ve yaklaşık bir saat süren bir geri dönüş ile beraber destansı bir aşk izliyoruz filmde. Sonra tekrar 90’lara dönüp hikmet ve hakikat derliyoruz. Keşke bunu yaparken eklektik görüntü, dil ve diyalog farklılığı üzerinde biraz daha çalışılabilseymiş.


Ancak ne gam! Bütün bu ayrıntılar filmin dokusuna hasar verecek ciddiyette değil. Birleşen Gönüller, bir adanmış destanını, destansı bir sevda hikâyesiyle aynı perdeye indirirken seyircinin yüreğine işlemeyi başarıyor.

Tam da böylesi sıkıntılı bir dönemde, yüreklere güçlü bir ağıt gibi çökerken, iyi hissettiren bir film Birleşen Gönüller.