Costa-Gavras’ın 40 yıl önce çektiği ve sanki yeni çekilmiş
hissi uyandıran Z-Ölümsüz’de Dink Cinayeti’nden Danıştay Saldırısı’na,
çetelerden savcı Zekeriya Öz’e kadar hemen her şey var. Ülkemizin içinde
bulunduğu politik-ideolojik sıkıntılı günler beni biraz geriye götürdü. Bu
nedenle bugün size güncel bir film yerine bizim gibi ülkeler açısından
güncelliğini yitirmeyen eski bir filmden bahsedeceğim. Yunan(lı) yönetmen
Costa-Gavras, 1969 yılında çektiği ve 2’si Oscar olmak üzere 9 ayrı ödül alan
Z-Ölümsüz filmini ünlü Rum yazar Vasilis Vasiliskos’un aynı adlı eserinden
sinemaya uyarlamış.
Filmin başlarında şu çarpıcı cümle söyleniyor izleyiciye:
“Gerçek kişilerle ve olaylarla olan benzerlikler tesadüf değildir; kasıtlıdır!”
Ve çok kısa olarak hikaye: Savaş karşıtı konuşmalar yapan
ünlü bir siyasetçi faşist bir grup terörist tarafından öldürülür. Olay
sırasında polisin hiçbir müdahalede bulunmaması, hükümetin ve askeri
yetkililerin olayı örtbas etme girişimleri soruşturmanın çok daha derinlere
uzamasını ve olası bir hükümet komplosunu akla getirecektir. Soruşturmayı
yürüten savcı, devlet içinde bazı karanlık güçlerin farklı hesaplarının
olduğunu fark eder. Kısa süre içerisinde devletin hakim güçleri savcıya baskı
yapar. İşin garibi ülkenin hakim medyası da üç maymunu oynarken küçük bir medya
muhabiri olayın üzerine düşer. Savcı olayı deştikçe karanlık ilişkilerin ne
kadar derinlere indiğini hayretle görür. Karşılaştığı karanlık tablo onu
ürkütmek yerine, tersine güçlendirir ve tüm yasa dışı yapılanmayı ortaya
çıkarmak için var gücüyle çalışır.

Z-Ölümsüz birçok açıdan önemli bir film. Bir kere
sinematografik değerler anlamında mühim. Kurgusu, anlatımı, müziği ve
diyalogları ile ayrıksı ve çarpıcı. Sonra sosyoloji ve siyaset bilimi açısından
mühim. Belki ders olarak okutulacak kadar derin ve sarsıcı. Ve
politik-ideolojik sinema adına da üzerinde tartışılması gereken bir yapım.
Yönetmen Costa-Gavras bazen sanatı tehlikeye atabilecek kadar sert ve karşı bir
duruş ile anlatıyor derdini. Enteresandır bu durum filminin değerini düşürmek
yerine daha yukarıya çekiyor.
Hele hele filmin girişinde ülke meselesini tarım bakanının
ağzıyla ve ‘bitkiler ve küf’ başlığıyla anlatması var ki, insanı mest ediyor.
Her türlü düşünceyi ve karşı görüşü zararlı küfe benzetip, gerektiğinde adam
öldürmeyi bile bir ‘temizlenme’ olarak gören polis-asker şefinin bakış açısını
sunarken insan düşünce okyanuslarına dalıp dalıp çıkıyor.
Bakan şöyle bitiriyor sözlerini: “Beyler, hatırlatıyorum ki
önceki yıllarda olduğu gibi, uçaklar emrinizde olacaktır çiftçileri küfe karşı
uyarmanız için, asmaları mahveden bir hastalık, insanları perişan eden diğer
ideolojik hastalıkla aynı anda ortaya çıkmıştır.” Ve mikrofonu polis şefine
veriyor: “Bir ideolojik hastalık küf gibidir ve önleyici tedbirler gerektirir.
Küf gibi mikroplar ve çeşitli parazit unsurlar neden olur. Bu nedenle
insanların uygun çözeltilerle tedavisi kaçınılmazdır. Birinci aşama okullarda
oluşur. Benzetmeyi bağışlayın, tomurcuklar hâlâ çok gençtir. İkinci tedavi
kolej öğrencileri veya genç işçiler olarak çiçeklenmeye başladıklarında olur.
Püskürtme ve kutsal milli hürriyet ağacını ideolojik küf hastalığından
kurtarmak için en iyi zaman askerliktir.” Size bir şeyler hatırlatıyor mu bu
cümleler? Bana sanki herhangi bir ulusalcı sitenin forumundan alınmış gibi
geldi!
.jpg)
Enteresan olan filmde aslında ülke adı hiç geçmez. Ancak
buna rağmen Yunanistan’da 1963 yılında solcu milletvekili Gregoris Lambrakis’in
öldürülmesi sonrasında gerçekleşen olayların kurgulanarak yansıtıldığı açıkça
bellidir. Öte yandan filmi izleyen herkes filmin, 1967 ile 1974 arasında
Yunanistan’da hüküm süren askeri yönetimi eleştirdiğini çok iyi bilir.
Z-Ölümsüz’de, daha sonra Yunanistan’ın Cumhurbaşkanı olacak olan savcı Christos
Sartzetakis’ı Jean-Louis Trintignant canlandırıyor. Aslında daha ünlü oyuncular
olmalarına karşın, Yves Montand’ın ve Irene Papas’ın (Çağrı ve Ömer Muhtar’dan
hatırlayacaksınız) filmde daha küçük ama önemli rolleri var. Montand, öldürülen
solcu milletvekilini, Papas ise onun eşini canlandırıyor.
Filmin sonunda kahramanların akıbeti geliyor ekrana. Kimi 7.
kattan düşerek ölüyor, kimi ‘kaçarken’ vuruluyor (!), kimi sürgüne gönderiliyor
askeri rejim tarafından. Ardından bir yasaklılar listesi geliyor ki, akıllara
ziyan. Rus klasiklerinden giyim tarzlarına, basın özgürlüğünden sosyolojiye
kadar uzayıp giden inanılmaz bir yasaklar listesi. Modern müzik ve hatta
matematik. Muhtemelen dönemin iktidarını elinde tutanlar Dostoyevski’den
Becket’e kadar hemen herkesi ‘kendileri için tehlikeli dış güç ve ülkeyi
bölmeye çalışan hainler’ olarak görüyordu. Filmin isminin neden Z olduğunu da
yine son kısmında anlıyoruz. Dönemin güçleri Yunanca’da ‘Ölümsüz’ anlamına
gelen ‘Z’ harfini de yasaklamış…
Girişte de söylediğim gibi film eski ama güncelliğini -hele
hele bizim gibi ülkelerde- hiç yitirmemiş bir baş yapıt. Filmi izlerken
ülkemizde yaşanan gelişmelerle olan benzerliklere hayret ederken, sanki birkaç
ay önce çekilmiş hissi uyanıyor insanda. Dink Cinayeti’nden Danıştay
Saldırısı’na, insanların fişlenmesinden, vatan kurtarma psikolojisinde olan ruh
hastalarına kadar yaşayan her karakterin bir parçasını bulmak mümkün. Yunan
kuvvacılarından, tekaüt komutanlarına, kendini hukukçu zanneden faşistlerden,
dernek adı altında örgütlenen karanlık çetelere, oradan savcı Zekeriya Öz’e
kadar hemen her şey var filmde. Ve tabii medya da…
Film doğal olarak Yunanistan’da yasaklandı, ülkemizde de
1989’da, yani çekilmesinden 20 yıl sonra gösterim şansı buldu. Z-Ölümsüz’ü DVD
olarak bulmak mümkün şimdi. İzlemenizi salık veriyorum, yazdıklarımdan çok daha
fazlasını bulacağınızdan emin olun.
Künye
Z (Ölümsüz)
Yönetmen: Costa Gavras
Senaryo: Rum yazar Vasilis Vasiliskos’un aynı adlı eserinden
uyarlanmış
Oyuncular: Yves Montand, Irene Papas, Jean Louis Trintignant