‘Bıçak soksan gölgeme
Sıcacık kanım damlar
Gir de bir bak ülkeme
Başsız başsız adamlar!..’
Böyle diyor merhum şairler sultanı Necip Fazıl...
Mavi Marmara olayının en şiddetli anlarıydı. Hepimiz gergin, hepimiz öfkeli ve hepimiz kontrolsüzdük. Fethullah Gülen beklemediğimiz bir çıkış yaptı. Çoğumuz şaşırdı bu çıkışa. Ancak güvenen için sorun yoktu. Yine şairler sultanının dediği gibi, ‘sana göl gelen yere o çöl diyorsa çöldür’ durumu vardı. İtiraf ediyorum, birçok densizliğe şahit oldum Gülen’in bu açıklaması sonrasında. Nice kendine ‘Adam’ dedirten şahıs olmadık maskaralıklar yaptılar. Açık söyleyeyim Bülent Arınç’ın, Sayın Gülen ne derse doğrudur’ açıklaması da bu cümleden beni etkiledi.
Ve fakat kendi kendine ‘delikanlılık’ payesi veren birkaç yarı entelektüel sünepenin cüretleri beni şaşırttı.
Bulgar sınırına koysan, ne yapacağını şaşırıp pantolonun paçasını ıslatacak zevat, başkasına cesaret ve yiğitlik dersi verebilecek kadar haddini aşıyor, kendinden geçiyordu. Ezikliği üç beş entel isim ezberiyle izole ettiğini sanan bu zavallı güruh Gülen’e ‘Seni zaten hiç sevmezdim Hoca’ türünden çemkirmelerde bulunabilecek küstahlığı gösteriyorlardı. En büyük verimlilikleri kıç çatallarında penye pamuğundan topak biriktirmek olan bu ezikler çetesi her meseleyi Çorlulu Ali’de nargile içerken üfledikleri palavralardan ibaret sanıyor ve her şeyin kırmızı yanaklı utangaç Anadolu kızlarını etkilemek kadar kolay olduğunu düşünüyorlardı.
Zira bilmiyorlardı, yaşamamışlardı, taşın altında tırnak uçları bile yoktu. Derdin, sıkıntının zerresini bile çekmemiş, ama ‘mış’ gibi yapmayı öğrenmişlerdi kendi ağabeylerinden. Delikanlı rolü yapıyor, racon kesiyor, tespit üflüyor, sağa sola hırlıyorlardı.
‘seni sevmemiştim Hoca’ diyen çakal, şöyle bir şey diyebilecek kadar haddini bilmiyordu mesela: ‘Erkek olan ağlamaz, sen habire ağladığın için sevmiyorum seni…’
Gerçi şimdilerde Tayyip Erdoğan’ın da ağladığını görünce belki gözyaşı ile ilgili bir şeyler öğrenirler. Hissetmeseler bile öğrenirler. Zira onlar için gözyaşı gösterisi alanı bir tek korkudan bacaklarının titrediği anlardır. Onlar, ‘Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız’ ferman-ı kutsisini elbette bilemezlerdi, zira tömbeki ambalajında yazmazdı bu tür şeyler.
Yaşları tutsa bile eminim gitmemişlerdi tek bir Gözyaşı Geceleri’ne bile, gözyaşı medeniyeti hakkında en ufak bir bilgileri olamazdı. Beyinlerinin içindeki dumanlı hava sahası zaten sınırlı olan zekalarının manevra alanını büsbütün kısıtladığını görmeyip elbette, ‘Senin babanı da sevmezdim’ sakilliğine girebilecek kadar pespayeleşebileceklerdi.
Ne diyor koca şair:
Gir de bir bak ülkeme… Başsız başsız adamlar….
Yeterince baş olduğu için mi yeterince gözyaşı yoktu, yoksa yeterince göz yaşı olmadığı için mi Filistin acı çekiyordu? Kendi evladına ağlamayan bir kavmin başkasının merhametiyle ilanihaye yaşaması mümkün müydü?
Başı olmayan adamların delikanlı diye cirit attığı bir coğrafyada bırakalım da yiğitler korkak diye etiketlensin belki, bilemiyorum. Ve yine Necip Fazıl ile bitirelim:
Ağlayın su yükselsin
Belki kurtulur gemi
Anne seccaden gelsin
Bize dua et, e mi?
