11 Ağustos 2015 Salı

Son Şans: Yumruklara tutunmak


Şiddet içeren sporlar, bu türün sineması içinde çok nadiren dramanın dokunaklı vadisine inmeyi başarır. Genelde aksiyon kaba sabalığının sert ve ritmik âleminden hızla geçer ve bir çırpıda tüketiriz. İlle de ‘boks’ sporunu ve bu sporun kahramanlarını anlatan filmler... Bu meyanda 1979 yapımı bir Franco Zeffirelli filmi olan Şampiyon – The Champ özellikli bir yere sahiptir. Odağına aile ve sevgiyi yerleştiren film o kadar içe işler ki, yükselen duygular şiddet ve sertliği âdeta tepeleyerek geçip gider.

Training Day ile Oscar’a uzanan siyahi yönetmen Antoine Fuqua, son dönemin sıkı dizilerinden Sons of Anarchy’nin senaristi Kurt Sutter ile yeteneklerini birleştirdiği Southpaw, Zefirelli’nin açtığı patikada ilerliyor. Film, pek çok izleyici tarafından ünlü Rocky ile karşılaştırılsa da, özü itibarıyla bambaşka şeylere dokunmaya çalışıyor.

Ülkemizde Son Şans adıyla gösterilen Southpaw, kelime itibarıyla ‘ters-gard’ demek. Yani boksta sol yumruğunu kullananlar için söylenen bir kelime. Rocky de bir ‘southpaw’dı. Ayrıntılara dalmadan önce hikâyeye şöyle bir göz atalım: “Büyük” Billy Hope (Jake Gyllenhaal) yokluktan gelip dişi ve tırnağıyla kaza kaza başarıyı elde etmiş bir hafif sıklet boks şampiyonudur. Görünüşte her şeye sahiptir. Kendisi gibi sefaletten gelme ama sadık ve her şeyi organize edebilme yeteneği olan bir eş, cin gibi, tatlı mı tatlı bir kız çocuğu. Kocaman ev, arabalar vesaire... Ancak, hayat her zaman düz bir çizgide seyretmediği için, Billy’nin başına bir felaket gelir ve eşini kaybeder. Bu onun için âdeta sonun başlangıcı olur lakin umut da, geldiği yer; mezbeleliklerde yine onu beklemektedir.



Başta Jake Gyllenhaal olmak üzere çok sağlam ve usta bir oyuncu kadrosuna sahip Son Şans. Feleğin çemberinden geçmiş kenar mahalle antrenörü rolünde Forest Whitaker, yumruğuyla hayatını kazanan sert adamın yüreğini pamuk helvasına çeviren küçük kızı rolünde Oona Laurence ve hatta tüm önyargılarımızla izlememize rağmen sırıtmayan oyunculuk çıkarmayı başaran Curtis “50 Cent” Jackson…

Southpaw yarayı en güçlü olduğu yerden; senaryosundan alan bir yapım. Dengede giden hayatın kırılma noktasını epey geciktirdiğinden başlarda ağır ilerleyen yapısına bir noktaya kadar ses çıkarmamak mümkün. Ancak, bir anda filmin ana tonunu değiştiren trajedi ile beraber âdeta ipi elinden kaçırıyor senarist Kurt Sutter. Yönetmenin iyi mekân seçimi, güçlü anlatımı ve özellikle başroldeki Gyllenhaal’in üstün performansına rağmen Son Şans tüketiyor avantajlarını. Unutulmayacak bir klasiğe dönüşebilme şansını cömertçe harcayıp vasatın sığ sularında söylüyor söyleyeceğini.

Tüm şeytanlıkları mesnetsiz yüklediği filmin kötü karakterini, bir noktadan sonra sadece başkahramana odaklandığı için unutuyor senaryo. Ve bu kocaman boşluğu tamir etmeden finalde tekrar karşımıza çıkarıyor madalyonun kötü yüzünü. Ancak, bu kadar zayıf ele alınmış derinliksiz kötü karakterin seyirci üzerinde bir etki sağlayabilmesi elbette mümkün olmuyor.



Özellikle kenar mahalle tasvir ve karakterleri de iyi resmediliyor ama güçlü bir yan öyküye de sahip değil maalesef Son Şans. Senaryo boşluklarını Whitaker gibi ustalar güçlü oyunculuklarıyla tıkamaya çabalıyor ama yetersiz kalıyor.

Michael Mann,  Ali’de ring sahnelerinde başarısız olduğu için büyük bir öyküyü çarçur etmişti. Bu durumdan iyi ders çıkardığı belli olan Fuqua, görkemli sahnelerde bel üstü planlara ağırlık vererek kendini hiç riske etmiyor ve gayet başarılı müsabaka sahnelerine imza atıyor. Ve tabii yakın zamanda kaybettiğimiz Jamer Horner’ın müzikleri de filmdeki melodram tadını epey yukarı çekiyor.


“İnsan cesaretini yitirmediği sürece yenilmiş sayılmaz” der Bruce Lee. Southpaw- Son Şans, kaybettiği sevdikleriyle sarsılan bir kahramanın, yitirmediği cesareti ile yine sevdiklerine sarılarak hayata tutunmasını ve yenilgiyi kabullenmemesini anlatıyor. ‘Bize bu kadar yeterli’ diyorsanız kaçırmayın.

Şuradan alınmıştır