Yıllardan beri, süren bir maceraydı Fetih 1453 filmi. Kendisini göremiyorduk ama haberlerini okuyorduk: Yarım kaldı, dendi mesela, oyuncular parasını alamayınca problem yaşandı, çekimlere başlayan yönetmen ile mahkemelik oldular ya da para bulmak için uğraşıyor yapımcı gibi…
![]() |
| Filmin savaş sahnelerinin genel planları etkileyici, en azından sırıtmıyor. Ancak aynı şeyi yakın plan kılıçlı kavga sahneleri için söylemek ne yazık ki mümkün değil. |
Büyük ihtimal çok büyük fedakarlıklar yaparak filmini bitirdi ve vizyona soktu Aksoy. Aslında hikaye herkesin malumu ama filmde nasıl işlenmiş ona bakalım:
Risalet günleriyle açılıyor film. Efendimiz (ASM) İstanbul ile ilgili hadisini buyuruyor. Format her ne kadar fena halde Çağrı’yı hatırlatsa da, kanaatimce başarılı bir giriş sekansı var. Sonra anlatıcının eşliğinde kısa bir ‘öncesi’ görüyoruz. 12 yaşında tahta getirilişi, alınışı ve babasının vefatı üzerine tekrar tahta oturmasını izliyoruz Fatih Sultan Mehmed’in. Bu arada, boş durmuyor hünkar, Saruhan’da arkadaşı Hasan ile (Ulubatlı olduğunu sonradan öğreneceğiz) kılıç antrenmanı filan yapıyor. Hani biraz Cennet Krallığı filminden esintiler var ama savaş sahnelerini görmeden bu kadar zorlama benzetme yapmak doğru değil tabi.
Tahta oturduktan sonra önce sarayda, sonra uluslar arası alanda ilişkilerini rayına oturtan Sultan Fatih, babasının yarım bıraktığı fethi tamamlamak üzere harekete geçer. Ne var ki, Bizans kolay elde edilebilecek bir yer değildir!
Film hakkındaki en üst kanaatimi söyleyeyim de, bundan sonrakiler okurun kafasını karıştırmasın isterim: Fetih 1453 kanaatimce iyi niyetli bir yapım. Tarihi tahrif ederken bile bir art niyet sezmedim açıkçası. Ancak bu durum, filmi masum kılar mı, emin değilim!
![]() |
| Başrol oyuncusunun Fatih'e çok benzememesi eleştirilerine katılmıyorum, şart değil bence, sıkıntı karakterin derinlemesine ele alınamayışı. |
Senaryodan daha problemli olan husus ise, diyaloglar. Jeneriğine bakınca epey tarihçi ve bilim adamı danışman listesi görüyoruz, hiç kimse senaristlere, dönemin dili olmasa da üslubu konusunda tahşidat yapmamış sanırım. Filme, sonradan alıntı yapılacak cümleler koyma çabasını anlıyoruz elbette, ancak, ‘sert rüzgarlar yüksek dağlarda eser’ türü cümleler pek uygun durmamış.
Karakterlerin, iyi/kötü dengelemesinin de bozuk olduğu bir film izlenimi veriyor ne yazık ki. Bir dönem Yeşilçam tarihi filmlerindeki karikatür karakterler daha düzgün ışık, dekor ve kostümle yerleştirilmiş filme. Hiç biri seyirciye yakınlaştırılacak kadar tanıtılmıyor.
![]() |
| Fetih 1453, bir noktadan sonra Fatih'in değil Ulubatlı Hasan'ın filmine dönüşüyor. Yönetmen bu karakterin sahnelerine daha ağırlık vererek adeta rol çalınmasına izin veriyor. |
Her ne kadar Malkoçoğlu filmlerindeki gibi, Bizansı fethetmek için içerden yöntemler kullanmıyorsa da, yine bir aşk üzerine kurulmaya çalışılıyor film. Malum, Yeşilçam tarihi filmlerinde Bizans kralının kardeşi ya da kızını elde ederek başlardı fetih!
Türk sineması baz alındığında, görsel efekt olarak bugüne kadar yapılmış en iyi çalışma Fetih 1453. Şüphesiz, yabancı muadilleriyle karşılaştırmamak lazım ama, akşam televizyonda Cennetin Krallığı ya da Yüzüklerin Efendisi’ni izleyen bir seyirci çok etkilenmeyebilir bu efektlerden. Buna rağmen kendi türündeki bütün filmlerden çok daha başarılı görsel efektlere sahip.
![]() |
| Ulubatlı-Justinyani dengelemesi güzel bir buluş, lakin böyle Rockstar prototipinde mi olmalıydılar emin değilim. Hani oyuncuların biri gitara, diğeri bateriye geçse yadırgamayacağız gibi duruyor! |
Şahsen görsel efektlerde en çok fona konulan mekan görüntülerine oturtulan oyuncuların ‘key’lenmesi sorunundan başka ciddi eleştiri getirebilecek bir şey söyleyemem bu konuda. Neden buna dikkat edilmeyip, bazı planlarda oyuncuların etrafında ‘ince hare’ler belirmesine engel olunmadı anlamak zor.
Kostüm, aksesuar ve mekan tasarımları (tarih uzmanı değilim belirteyim) bence güzeldi. Bu tür yerli filmlerdeki en büyük sıkıntı, yediden yetmişe herkesin gıcır gıcır elbise giymesidir, ki Fetih 1453’de böyle bir şey yoktu.
Müzik için de öyle diyebiliriz. Şahsen bazı sahnelerde gereksiz bulsam da, filmin temposunu diri tutan bir müziği var. Keşke, şehitlerin toplanması ve defin esnasında o kadar kolaycılığa kaçılmasaymış.
![]() |
| Fethin ön önemli ayaklarından olan kadırgaların karadan taşınması kısmı buluş ve uygulanış olarak 'es' geçilmiş ve yasak savma kabilinden ekleştirilmiş gibi duruyor. |
Savaş sahnelerinin genel planları oldukça başarılı bence, en azından şahsen daha kötü olmasını bekliyordum. Ancak ikili vuruşma sahnelerinin çoğu iyi dekupaj yapılmamış. Yönetmen bunun acısını Ulubatlı-Justinyani düellosunda çıkarıyor. Bizans sahnelerinde Spartacus esinlemesi yapılıyor madem, kılıçlı çarpışma sahnelerinde de bu yapılsaydı hiç olmazsa!
![]() |
| Yönetmen, 'Köse' olan Akşemsettin'i nedense Nasrettin Hoca tadında ele almış. Ve filmde varla yok arasında bir şey bu karakter. |
Lağımcıların ortaya ani çıkışı, hiçbir bilgi içermeden, ne yaptıkları bilinmeden tünelde belirmeleri, Ulubatlı gibi gerçekte varlığı dahi kesin olmayan bir karaktere bu kadar yüklenilmesi, top dökümleri sonra. Tamam, Osmanlı devrinin teknolojisini iyi kullanıyordu ama ‘harca yumurta katmak’ ile 'omlete yumurta kırmak' arasında fark olmalıydı sanki.
İstanbul’un Fethi basit bir savaş ya da kale fethi değil şüphesiz. Arkasında çok büyük bir askeri deha, siyasi manevra zekası ve strateji var. Film, bunların çoğunu ‘es’ geçip, ‘Haydi Ya Allah’ diyerek dalıyor surlara. Ve en önemli ayağı olan Deniz Savaşı’nı neredeyse tek planla geçiştiriyor.
Fetih’in kaderini değiştiren iki önemli unsur vardır diye bilmekteyim ben. İlki gemilerin karadan yürütülmesi, ikincisi ise döneme göre olağanüstü olan topların dökümü. Gemilerin yürütülmesi olayı baştan savma olmuş gibi, hani ‘koyalım eksik olmasın’ gibi durmuş.
![]() |
| Macar top ustası Urban filmde işlenmiş lakin doğru bağlamda mı, orası tartışılır. Topların döküm sahneleri de tarihi gerçekliğe uymadığı gibi yetersiz kalmış. |
Bir diğer mevzu da Eba Eyyub El Ensari’nin kabrinin keşfidir. Filmin kahramanları bir ara Hz. Eyup filan demeye başladılar, Halid Bin Zeyd ile karıştırıldığını düşündüm açıkçası. Malum, kabrin keşfi fetihten sonradır.
Toparlıyorum; tüm eksik yönleri, zaafları ve sıkıntılı kısımlarına rağmen Fetih 1453 kanaatimce izlenilmesi gereken bir yapım. Başta dediğim gibi, ‘art niyetli’ değil bir kere. Ayrıca, o görkemli savaş sahnelerini aşina olduğumuz mekanlarda görmek bile büyük şans.
Bir başyapıt ya da çığır açacak film değil Fetih 1453 ama dosta düşmana gösteremeyecek kadar ‘utanılacak’ bir acemilik örneği de değil. Büyük beklentiyle izlemeye başlamazsanız, çok da fazla gayr-ı memnun olmazsınız gibime geliyor.
Elbette gönül çok daha derinlikli bir senaryo, karakterlerin iyi işlendiği sağlam bir hikaye görmek istiyor ama bu yapılan iş de küçümsenecek bir şey değil.
Şöyle bir tavsiyede bulunabilirim; Fetih 1453’ü izleyin ama sonrasında mutlaka Panorama 1453 Müzesi’ne gidin. Daha önce gördüyseniz bile tekrar gidin.







