Kaç kez geldim aynı köşeye, belki yine seni görebilirim
diye!
Kaç tren karşıladım, kaç otobüs uğurladım ellerini
pencerelerde bulabilirim diye?
Işıkları yanan her pencere ümitti benim için, sokak
lambaları doğal meskenim. Ah be güzelim, kaç uykudan geç kalmışlık hissiyle
fırladığımı bir bilsen!
Uyku sadece sığınaktı benim için. Rüyalar, reviri
gençliğimin, kedi gibi yaralarımı yalayarak iyileştirmek için.
O kadar hafif ki uykularım, bıraksam uçup gidecekler
rüyalarım.
Kaç sabahı karşıladım ufukta hayalin belirecek diye.
Uyanmanı bekleyen iki yarendik ben ve serin sabah yeli. O eser, ben iç
çekerdim…
Kaç yağmuru indirdik bulutlardan bilmezsin. O eser, ben
gürlerdim…
Bir kez çıktın ya karşıma oradan!
Her dönemeçten sen gelecekmişsin gibi çarpıyor yüreğim.
Tuhaf bir oyuna çevirdim bu işi. Her ayak sesi seninmiş gibi heyecanlanıyor,
her gölge senin peşinden gidiyormuş gibi takılıp kalıyorum.
Kalbimin duvarında bir çerçeve asılı. Büzülmüş dudakları bir
işaret parmağı teskin ediyor ve fısıldıyor her seferinde: Sussss, ne olur sus!
Suçlu bir kedi yavrusu gibi birleştiği yerden aşağı iniyor
kaşlarım. Gözlerim mahcup bir buğu ile yine o sahile bakıyor.
Ve bir gemi geçiyor uzaktan, karanlık suları ikiye bölerek.
Dalga değil de keder sallıyor sanki tekneleri.
Kaç kez bu sahilde tutuldu bedenim. Kaç lodos ıslattı beni
bilemezsin.
Kimse bilmez belki ama ben çok iyi biliyorum artık. Bir
kentte hasret varsa yağar yağmur. Yağmur yoksa yeterince kederlenemezsin. Sen
de bil istersen.
Saçları bir kez bile yağmurda ıslanmayana, ‘hasret çekti’ mi
derim ben!
Ve biliyor musun? Yalnızlıktan şikayet etmemeyi öğrendim ama
seni de çok özledim.
Sensizlik her şeye anlam yüklüyor nedense. En saçma şeylerde
bile sana giden bir yol buluyorum bir şekilde. En kötü şarkılar bile sana çıkıyor,
en sıradan cümleler seni anlatıyor, en basit filmler bile seni hatırlatıyor.
Yağmuru zaten sorma…
Benim derdim sensizliğin ağırlığı değil, hayalinin
uçkunluğu…
Ayaklarım yeri unuttu, bıraksa beni düşlerin, külçe gibi zemine
kapaklanacağım. Ve sanırım, yeniden yürümeyi öğrenmem gerek!
Görebiliyor musun oralardan içime gerdiğim mahyayı: Sıkı tut
ellerimi…
Ah Süreyya! Dokunduğun an kendi içine kapanan böceklere
döndürdü beni bu sevda.
