1939'da tarım mühendisliği eğitimi için ABD'ye giden Turgut Demirağ,
orada kararını değiştirip sinema eğitimi almıştı. Bir süre Hollywood’da staj
gören Demirağ, Türkiye’ye döndükten sonra 1947 yılında Bir dağ Masalı’nı
çekerek sinema kariyerine start verdi. Aynı zamanda filmlerinin yapımcısı da
olan Demirağ, hem yazıyor, kamerayı kullanıyor ve yönetiyordu. 1952′de fantastik
bir film uyarlaması çekti: Drakula İstanbul’da. Çığır açıcı bu yapımın
senaryosu Ali Rıza Seyfioğlu’nun Kazıklı Voyvoda adlı romanı temel alınarak
yazılmıştı. Yer, yer Bram Stoker’ın Dracula’sının serbest bir uyarlamasına
benzeyen filmde pek çok yerel unsur eklenerek adeta millileştirilmişti.
1953 yapımı Balıkçı Güzeli filminde devasa bir örümcek
kullanmıştı Yeşilçam. Aynı yıl çekilen Üç bba Torik’te ise halı uçuyordu.
Tamamıyla fantastik film olan Uçan daireler İstanbul’da ise 1955 yılında
çekildi ama en ilginci ünlü ünlü usta Ö. Lütfi Akad’ınkiydi…

1955 yılında o dönem Kemal Film adına iş yapan Lütfi Ömer
Akad, Herbert George Wells’in klasik romanı “The Invisible Man –Görünmez Adam”ı
çekmek istediğini Osman Fahir Seden’e anlattı. Görüntü yönetmeni Kriton İlyadis
ile oturup uzun uzun filmi nasıl çekecekleri üzerine ciddi anlamda kafa
yormuştur usta yönetmen. Romanın kahramanını alıp İstanbul’a getirecek ve
‘Görünmeyen Adam’ metaforunda insanı arayacaktı Akad. Proje Seden’in aklına
yatmasa da, filmin yapımcılığını üstenir Kemal Film. “Görünmeyen Adam İstanbul’da”
adıyla çekilen film, karısı tarafından aldatılan asistan bir kimyagerin intikam
hikayesiydi. Akad uğraşmasına uğraşmış, o yılların imkanlarına göre teknik ve
görsel efektte sınırları zorlamış ve filmin geneline melodram kalıbı
yerleştirmişti ama seyircinin hoşuna gitmemişti bu fantastik deneme. Aynı yıl
çekilen Uçan Daireler İstanbul’da da benzer bir akıbete uğramıştı.
Yaklaşık 10 yıl sonra Tarık Dursun K’nın katkısıyla Nuran
Şener’in yazıp yönettiği “Aydedeye Gidiyoruz” hem eğitici, hem de eğlendirici
bir çocuk filmi olarak nispeten ilgi gördü.
1967 yapımı “Baytekin Fezada Çarpışanlar” artık fantastik
sinemayı Yeşilçam türleri arasına koyacak yapım oldu. Batılı karakter Flash
Gordon’un alabildiğince yerli versiyonu olan Baytekin Fezada Çarpışanlar en az
içeriği kadar çekim macerasıyla da sıkıntılar yaşadı. B Sineması’da denecek
olan bu türün en büyük handikabı ekonomik yetersizliklerdi. Yoksa tüm dünyaya
yetebilecek kadar hayali vardı Yeşilçam’ın. Aynı sene Fantoma İstanbul’da
Buluşalım ile bu kez karşımıza Batman çıkacaktı.
1951de ağabeyi Orhan Atadeniz'in teşvikiyle tekniker olarak
sinemaya giren Yılmaz Atadeniz, şahane bir kurgucu olarak ün salmıştı. Faruk Kenç, Atıf Yılmaz, Nejat Saydam ve Sırrı
Gültekin gibi ustalarla çalışarak kamera arkasını da öğrendi. İtalyan yapımı
fantastik film Kriminal’in çekimlerini ve post prodüksiyon aşamasını bizzat
takip eden Atadeniz, kafasında nicedir planını yaptığı fantastik filmler yerli
yerine oturmuştu. 1967′de kendi şirketini kurdu ve üç haftadan kısa bir sürede
Killing İstanbul’da ortaya çıktı. Kurukafa maskesi ve iskelet benzeri
giysisiyle bu önemli karakter, kapalı mekanlarla kayıtlı kalmıyor sokağa da
çıkıyordu! İstanbul sokaklarında maskeli bir süper kahraman! Çok yapımcıya
saçma gelen bu keşfe seyirci bayıldı. Film ticari açıdan büyük bir başarı
yakaladı ve bir ay içinde masrafının üç misli gişe elde etmişti!

Yeşilçam’ın en şahane yaptığı şeylerden biri, tutan bir işi
anında furyaya dönüştürmesidir. Açıkgöz yapımcılar paranın kokusunu aldılar ve
ortalık fantastik filmlerden geçilmez oldu!
1967 yılı bu tür açısından inanılmaz bereketlidir. Frankenstein’ın
canavarıyla karşılaştığı ‘Killing Frankenstein’a Karşı’ ve Sihirbaz Mandrake
ile karşılaştığı ‘Mandrake Killinge KarsıDişi Killing’ ve Franco Nero’nun ünlü karakteri Django’yla
bir araya geldiği bir Western uyarlaması - Cango ölüm Süvarisi bu yıl çekilir
ve büyük ilgi görür. Batıda tanınmamasına rağmen Killing’in Türkiye’deki
kariyeri yedi filmle kırılması zor bir seri rekora imza atar. Atadeniz, hazinenin üzerinde oturduğunun farkındadır
ve başka kahraman üretmeye başlar. Bu sebeple başka maskeli Atadeniz kahramanı olana 1968
yapımı Kızıl Maske karşımıza çıkar. Bu filmde bir başka önemli olacak olan
isim, Çetin inanç, Atadeniz’e asistanlık yapmıştır. Aynı yıl Süpermen Fantomaya
Karşı vizyona çıkar ve artık birden fazla kahraman tek filmde kullanılmaya
başlanmıştır.
Furya öylesine almış başını gitmiştir ki, aynı yıl içinde
aynı isimli farklı yönetmenlerin filmleri vizyona girer. Bunlardan ilki
Kızılmaske’dir. Kızılmaske, Cavit Yörüklü’nün dokunuşuyla başka bir 1971 yapımı
Kızıl Maskenin İntikamı filminde işin içine düşük dozlu erotizm de katar…
Belki de Yeşilçam kendi kendini zehirlemeye bu tür filmlerle
başlar! Yörüklü, Enteresan bir ayrıntı aynı sene aynı isimli bir başka film
daha gösterime girer; Cavit Yörüklü’nün yönetmenliğini yaptığı
1972 yapımı bir Yılmaz Atadeniz filmi olan Yılmayan Şeytan,
fantastik filmlerin ilk şartını ortaya koyan bir film olur adeta: Sıradan bir
adam olan Bakırbaş karakteri kafaya maskeyi geçirdikten sonra oradan oraya
zıplayan son derece enerjik bir süper kahramana dönüştürür ve kötülere gününü
gösterir. İlk şart bellidir artık: Maskesiz süper kahraman olmaz!
Yılmayan Şeytan telif yasalarının uygulanmayıp, sansürün
by-pass edildiği bir ülkede Türk yapımcıların maruz kaldığı tuzaklara örnek
oluşturması açısından ilginçtir. Filmin yapımcı ve yönetmeni Yılmaz Atadeniz’in
hiçbir ilgisi olmadan bir İtalyan şirketine satılan film, orada L’invicible
Bedman “Görünmez Batman” adını alır.
Sonra İtalyanlar, aynı filmi Ölümsüz Şeytan adıyla ve Amerikan filmi diye
tekrar Türklere satmaya kalkışır. Esas enteresanlık ise filmin afiş ve
jeneriğinde yaşanır. Filmin yönetmeni Robert Gordon’dur. Başrollerde Ruth
Taylor ve Jack London vardır. Ne yazık ki iş Kunt Tulgar’ı adlandırmaya
geldiğinde İtalyanların yaratıcılıkları iflas etmiş ve ortaya Kunt Brix adı
çıkmıştır!
Zorro, Fantoma, Demir Pençe, Maskeli 3ler, Maskeli
Beşler, Casus Kıran, Yarasa Adam,
Maskeli Şeytan, Demir Yumruk, Kilink, Kızıl Maske, Uçan Adam Bedmen…
Yeşilçam’ın zirvedeki son dönemini yakalamıştır fantastik
sinemacılar ancak, büyük şehirlerin önemli salonlarında gösterim imkanı
bulamadıkları gibi, dönemin medyası onları görmezden geliyordur. Çok kısıtlı
bütçelerine rağmen inanılmaz hayal güçleri ve inandırıcı olmak gibi bir
sıkıntıları yoktur.
Çetin İnanç, İrfan Atasoy, Kunt Tulgar, Yılmaz Atadeniz gibi
isimlerin başını çektiği sinemacılar görmezden gelinmiştir ama taşra sahip
çıkmıştır bu tür sinemaya. Tarihi macera hikayelerinden çizgi film
kahramanlarına, bilim kurgu temalarından klasik masallara kadar her konu
giriyordur bu türün ilgi alanına.
Süperman iki kankasıyla kötülere haddini bildirmek üzere
İstanbul semalarına geliyor, Zagor Çiko ile beraber Şile sahillerinde
korsanların hazinelerini arıyordur. Sadri Alışık Red Kit olup atını seviyor,
Salih Güney Kaptan Swing olup Gamlı Baykuş Süleyman Turan’ı kurtarıyordur.
Öyle bir yaratıcılık dönemidir ki bu, Yeşilçam Hollywood ve
Hong Kong sinemasından çok önce İskambil kâğıtlarını silah olarak
kullanabiliyordur!
Bir de dişi yönü vardı bu fantastik dünyanın. Gülgün Erdem,
Feri Cansel, Figen Han, Eva Bender, Mine Sun, Melek Görgün,Yeşim Yükselen,
Suzan Avcı ve Mine Soley gibi 'Vamp' oyuncular, başlarda masum görünürken, deri
giysilere bürünüp eline kırbacını aldığı anda ölümcül ve kötücül bir kahramana
dönüştüğünü de gösteriyordu Fantastik Yeşilçam filmleri. Nebahat Çehre’nin ve
Safiye Yankı gibi akrobatik hareketleri çok iyi uygulayabilen birinin, Nur-Ay
gibi strip-tease ustalarının adları ön plana çıkıyordu bu filmlerde.
Her türlü maddi imkansızlık ve sosyal çalkantılara rağmen
yoluna devam eden fantastik Türk Sineması 1980 sonrası türün zirve örneğini
verdikten sonra usulca vizyondan çekilmeye başlayacaktı.
Yıl 1982… Yaşanan askeri darbe sonrası Türkiye büyük
sıkıntılar içinde. Demokrasi askıya alınmış, ekonomik kriz had safhada.
Fantastik sinemacılar artık tüketilmeyen karakter, alan, alt tür bırakmadığı
için dünyada gelişen trendi inceliyor ve ünlü Star Wars-Yıldız Savaşları
filmine takılıyorlardı. Usta aktör Cüneyt Arkın kalemi eline alıp ülkenin
içinde bulunduğu durumu önemsemeden Dünyayı kurtaran Adam’ı yazıyordu.
Dünyayı Kurtaran Adam; yazılma, çekilme ve gösterim
esnasında gayet ciddiye alınan, hiçbir ironi içermeyen film olarak
değerlendiriliyordu. Ancak imkansızlıkların getirdiği tuhaflıklar da vardı: El
yapımı derme çatma robotlar, ilginç kostümler, enteresan mekanlar tekmili
birden Dünyayı Kurtaran Adam’da yer alıyordu.
Muhip Arcıman’ın anlatımıyla film, İki Türk uzay pilotunun,
rutin bir görev esnasında bilinmeyen bir gücün çekim alanına girmesinden sonra,
uzay araçlarının bilmedikleri bir gezegene düşmesi ve bu gezegende dünyayı
bekleyen büyük tehlikeyi öğrenmesiyle yaşanan macerayı anlatıyordu.
Yapıldığı ve gösterildiği yıllarda pek farkına varılamayan
film yıllar sonra Boğaziçi Üniversitesi’ndeki sinema kulübünün ısrarlı
gösterimleri sonucu fark ediliyor ve ünü tüm dünyaya yayılıyordu. Senarist,
yönetmen ve oyuncularının bilim/kurgu türünde bir film yapmak niyetiyle yola
çıkan Dünyayı Kurtaran Adam, teknik ve maddi yetersizliklere Cüneyt Arkın’ın
karizmasının eklenmesiyle bir ‘kült’e dönüşecekti.
Dünyayı Kurtaran Adam Yeşilçam’ın fantastik dünyası için bir
zirve olarak tarihteki yerini alacaktı.
Sonraki yıllarda birkaç absürt deneme ile tür yeniden
canlandırmak istense de, bir daha asla o eski tada ulaşılamadı maalesef.
Bu konuda yapılmış ender çalışmalardan bir belgesel: