TRT için Yeşilçam ile ilgili bir belgesel çekerken, 1970 sonrasında yaşanan ‘seks filmleri furyası’ bölümünü hazırlıyorduk. O güne kadar normal filmlerde oynayan birçok oyuncu (bunların ekserisi tiyatro kökenliydi) genellikle ekonomik nedenlerle, bu tür filmlerde rol aldıklarını söylüyorlardı. Bir yapım amiri çok daha ilginç şeyler anlattı bize. Elbette TRT formatına uygun olmadığı için belgesele koyamadık o kısımları. Mesela şöyle bir şey anlatmıştı o emekçi:
“Seks filmleri için, kafa rol oyuncuları yapımcılar ayarlıyorlardı. Küçük roller ve mekanı bizler bulmak zorunda kalıyorduk ve takdir edersiniz ki, kimse bu tür rollerde oynamak istemiyor, kimse evlerini ya da iş yerlerini bu tür filmler için kiralamak istemiyordu. Zorunlu olarak yalan söylüyor, insanları kandırmak durumunda kalıyorduk. Hiç unutmam, bir seks filminde küçük bir rol için bir adam bulmamız gerekiyordu. Böyle birini gözüme kestirdim ve ‘Cüneyt Arkın filminde görülmek ister misin?’ diye sordum. Adam, memnuniyetle kabul etti. Yapacağı rol basitti; bir binanın önünde duracak ve o anda kendisinin görmediği hayali bir otobüsü park ettirmek için, ‘gel gel, sağ yap, sol yap’ diyecekti. Sahneyi çektik. Elbette filmde öyle olmadı. Adam filmde kendini izledi mi bilmiyorum ama seks filminde genelev kapısında müşterileri içeri davet eden çığırtkan dublajı yapılmıştı: Gel abi gel, fıstık gibi hatunlar var!”
Amacına ulaşmış gibi görünen bir PH filmi olan (film denir mi bilemiyorum ama!) “Müslümanların Masumiyeti - Innocence of Muslims”i internetten izlerken aklıma bu hatıra geldi. Son derece berbat oyunculuklar, ucuz bir greenbox, saçma sapan ve sonradan eklemlendiği çok belli olan dublaj diyaloglar ve kötü bir yönetim. Senaryo filan zaten yok. –Sanat düzleminde- Sıfırın altında bir zekanın ürünü kusmuk gibi bir ironi, iğrenç ötesi bir hiciv düzeyi… Bırakanız orta mektep düzeyindeki müsamereyi, Flash TV’nin burun kıvırdığımız Gerçek Kesit dramaları bile bu filmin yanında Oscar’lıktır emin olun! Amacın film ya da sinema yapmak olmadığının apaçık kanıtı bunlar. Hele hele, piyasada dolanan ‘şu kadar milyon dolara mal oldu’ açıklamaları ise tamamen palavra. Evet, çok milyon dolara mal olmuş olabilir ama film değil, sonrasında yapılan lansman ve provokasyon çalışmaları!
Birazdan geleceğiz bu kısımlara…
Bu filmde küçük bir rolü olan Cindy Lee Garcia’nın önce bir internet sitesine, ardından Reuter ajansına verdiği demece bakınca, olayın bizdeki ‘seks furyası’ dönemine ‘cuk’ diye oturduğundan emin oldum. Ağlayarak verdiği röportajda (NBC'ye) neredeyse 'ekmek çarpsın ben böyle bir film olduğunu bilmiyordum' diyor ağlayıp, binbir kere özür dileyerek, şöyle diyordu Garcia: “Filmde küçük bir rolüm var ve bana filmin “Çöl Savaşçıları” adında olacağı ve filmin 2000 yıl önceki Mısır’da yaşam hakkında olacağı söylendi.” Bu kadar değil elbette dahası da var. Garcia anlatıyor: “Filmde, elimden çocuğumu zorla alan kişinin adının ‘George’tu. Fakat sonradan seyrettiğim fragmanda ise bu kişinin ‘Muhammed’ olarak anılmasıyla şaşkınlığa düştüm!..” (bkz) ve (bkz)
5 milyon dolarlık Korsan film!
Aslında enteresanlık için filmi izlemeye bile gerek yok. Zira film, hiçbir sinema kaynağında yok, hiçbir ‘film database’nde yer almıyor. Kolay kolay alamaz da, çünkü filmin bir jeneriği yok. Zaten filmden ve içeriğinden bahsetmek abes ötesi bir şey, zira karşımızda ‘trash-Çöplük’ ile sayılamayacak bir zırvalık duruyor. 5 milyon dolarlık filmin bir afişi bile yok yahu!
Ama filmin yapım ve gösterim öyküsü öyle değil.
Film ne kadar aptalsa, gösterim hikâyesi ve sonrası için kurgulanan oyun o kadar sinsi ve şeytani…
Filmin arkasındakiler, önce batılı ülkelerde bir lansman ile istedikleri etkiyi oluşturmayı denemişler ama kimse iplememiş. Hollywood’da küçük bir salonda gala yapılıp, (Vine isimli sinemada) gösterime giriyor ama sadece iki seans gösterildikten sonra kaldırılıyor. Sadece oyuncuların ve kimi izleyicilerin şaşkınlıkları mevcut. Zira çoğu film görevlisi ve artisti çekilen filmin bu olmadığını düşünmüş. Kimse de ‘iplememiş’ açıkçası.
Sonra ikinci aşama gelmiş. (Dikkat buyurun; henüz ‘filmin arkasında kim var?’ sorusuna eğilmedik) Bu yemi internet denen cangıla atmak. Haziran-Temmuz ayına tekabül ediyor bu. İngilizce yüklenen bu saçmalığa kimse yüz vermediği gibi, sit-com olarak bile ciddiye alan olmamış epey bir süre.
Tam bu esnada, birkaç sinsi hamle geliyor. İlki; ‘Kur’an yakmaya kalkan papaz’ olarak bilinen Rahip Terry Jones... Bu şahısla ilişkiye kuruyor yapımcılar ve arkasındakiler. Destek istiyorlar ve alıyorlar. Yine kitlesel bir tepki yok. Yahudilerin yönettiği belli olan birkaç internet portalında küçük haber ve yorumları deniyorlar sonra.
Yine ‘tık’ yok…
Ve nihayet en büyük aşama geliyor ve filmi Arapça altyazılı olarak tekrar yüklüyorlar. (Kimi kaynaklar filmin Arapça dublajının da olduğunu belirtiyor ama ben bulamadım) Bununla yetinmeyip bir takım Arap forumlarında kendileri tepki mesajları yazıyorlar.
İşte bu andan itibaren dalgalanma başlıyor. Özellikle Mısır ve Libya (Kısmen Yemen) üzerinden oynuyorlar oyunlarını. Her iki yerde de muvaffak oluyorlar. Kitlesel gösteriler baş gösteriyor.
Kahire ve Bingazi’de ABD Büyükelçiliklerinin önünde toplanan Müslüman halk protestolar yapıyor. Ve her iki şehirde de elçilik binası ateşe veriliyor. Kahire’deki protestolar bir noktadan sonra duruluyor ama Bingazi o kadar şanslı değil. Zira protesto esnasında hem taş, sopa gibi aparatlar kullanılıyor hem de silah, hatta roketatar.
ABD’nin Bingazi elçisi, olayın boyutundan bihaber, bir internet forumunda mesaj yazıyor o esnada ve dışarıda protesto edildiklerini söylüyor. Birkaç mesaj sonra, silah sesleri geldiğini ve patlamalar olduğunu da yazıyor. Ve artık tamamen protestocuların kontrolünden çıkan saldırı neticesinde elçi de dahil 4 elçilik görevlisi ölüyor. Kimse pek bahsetmiyor ama bu olaylar esnasında 10 tane Libya güvenlik görevlisi de hayatını kaybediyor. (Daha sonra haberler gelmeye devam ediyor ve Yemen'de de provokasyonlar amacına ulaşıyor; 5 ölü, 15 yaralı...)
Bilmiyorum bu düştüğümüz kaçıncı tuzak, kapıldığımız kaçıncı gaflet uykusu. Daha 'Karikatür Krizi'ni de unutmamışken: Hatırlayalım, bir densizin bilinçli provokasyon olarak çizdiği karikatürler neticesinde çıkan olaylarda tamı tamına 139 insan hayatını kaybetmişti. Ölenler arasında Müslüman olmayan var mıydı, bilemiyorum.
Bilmiyorum bu düştüğümüz kaçıncı tuzak, kapıldığımız kaçıncı gaflet uykusu. Daha 'Karikatür Krizi'ni de unutmamışken: Hatırlayalım, bir densizin bilinçli provokasyon olarak çizdiği karikatürler neticesinde çıkan olaylarda tamı tamına 139 insan hayatını kaybetmişti. Ölenler arasında Müslüman olmayan var mıydı, bilemiyorum.
Ve Müslümanların Masumiyeti isimli film, amacına ulaşmış oluyor. Diplomatik krizler, başkanların açıklamaları, en önemlisi batı kamuoyunda biraz daha pekiştirilen ‘İslam eşittir barbarlık’ algısı…
Doğal olarak bu filmin yapımcısı ve yönetmeni merak ediliyor. Kimsenin tam olarak tanımadığı bu isimlere ulaşmak mümkün değil. Sadece telefon numaraları ve youtube film yüklemek için açtıkları hesapları var.
Bazı gazeteciler isminin Sam Bacile olduğunu söyleyen birine ulaşıyor. Radyo ve TV bağlantılarına katılan Bacile ilginç şeyler anlatıyor. Filmini 100’den fazla Yahudi iş adamlarından aldığı 5 milyon dolardan daha fazla bir parayla çektiğini söylüyor Bacile, ekliyor; “Ben de Yahudi’yim!”. Amacının, provokasyon olduğunu bile ekleyecek kadar pervasızlaşıyor.
Gazetecilerin sıkı takibi neticesinde ne Amerika’da, ne de İsrail’de bu isimde biri bulunmadığı ortaya çıkıyor.
O esnada çok ilginç bir gelişme var. Filmin Amerikan gösterimini izleyen bir seyirci, bir saat uzunluğunda olan Innocence of Muslims’in sadece iki seans gösterildiğini. Salonu bir Mısırlı’nın kiraladığını ve galaya yanında iki koruma ile geldiğini söylüyor gazetecilere.
Tabi Sam Bacile olduğunu iddia eden şahıs televizyonlara telefonla bağlanmaya devam edip, 52 yaşında olduğunu (Bazı kanallara 56 yaşında olduğunu söylüyor) ve Amerika’da yaşadığını, emlakçilikle uğraştığını açıklıyor.
Hepsi palavra elbette…
Bütün ısrarlara rağmen, bizzat görünmekten kaçınıyor Bacile. Hatta bu filmi Kaliforniya’da yaymak için çırpınan, İslam karşıtı çeşitli gruplarla bağlantılı aşırı sağcı bir Amerikalı olan Steve Klein bile onunla görüşmediğini açıklıyor.
İslam karşıtı organizasyonların gediklisi ve Kur’an yakmaya cüret eden Rahip Terry Jones da, Bacile ile kontak halinde olduğunu fakat onunla hiç karşılaşmadığını ve gerçek kimliğini bilmediğini söylüyor.
Bu işte bir Kıpti’lik olmasın?
The Associated Press, Bacile’in Yahudileri bu kadar çabuk ve kolay harcayıp, kitlelerin önüne atmasından rahatsızlık duyduğundan olsa gerek, kendileriyle kurduğu telefon bağlantısında iletişime devam etmekte ısrar ediyor.
Bu esnada filmi ısrarla yayan bir kişi daha dikkat çekiyor: Mısır kökenli Amerikalı Morris Sadek. Sadek, İslam karşıtı “Nasyonal Amerikan Kıpti Birliği”na üye ve bu filmi bu kadar ısrarla yaymaya kalkışması “Kıpti Hristiyan” grupların soruşturma geçirmesine sebep oluyor. AP ise, telefon kayıtlarını takip edip Sam Bacile’in gerçek kimliğine ulaşıyor: Nakoula Basseley Nakoula. 55 yaşında bir Kaliforniyalı olan Nakoula da bir Kıpti ve yapılan konuşmalarda, gazetecilerin ısrarlı sıkıştırmalarıyla, filmin üretimine sadece ‘katkı’da bulunduğunu söylüyor.
Gazeteciler bu ismin üzerine gidiyor ve Nakoula'nın banka dolandırıcılığı nedeniyle de mahkum olduğu ortaya çıkarıyor. 2010 yılında çalıntı sosyal sigorta numaraları ile bankalarda hesap açan Nakoula'nın, suçunun ortaya çıkmasının sonunda 21 ay hapis 790 bin dolar da para cezasına çarptırıldığı belgeleniyor.
Sam Bacile ismiyle de İslam ve Dünya kamuoyunu (aklı sıra kelime oyunu yaparak) embesil yerine koyduğunu düşünüyor Nakoula.
Bu kadar değil, dahası var.
Yapılan araştırmalar, film ile ilgili protestoların da çok önceden planlı bir şekilde kurgulandığını gösteriyor. Yapılan araştırmalar ve Bacile’in yaptığı bazı telefon görüşmelerin ortaya çıkan kayıtlarında, Yemen, Mısır ve Libya ile ilgili bağlantılar ortaya çıkıyor.
Buradaki protesto yürüyüşlerinin organize ve provoke edildiği neredeyse kesinleşmiş durumda. Libya saldırısını üstlendiği söylenen Ensar eş-Şeria isimli örgüt, bir açıklama yaparak, olayla ilgilerinin olmadığını söylüyor.
Tabii bir de kanıtlanamayan ve sadece ‘komplo teorisi’ düzeyinde kalan aşırı inandırıcı şeyler var. Örneğin Amerikan seçimleri gibi, örneğin Suriye meselesi gibi… Bu kısımlar şimdilik muğlak…
Uzadı biliyorum ve toparlıyorum:
Ben, şahsen hiçbir Yahudi’nin, hatta Müslümanların kanına ekmek doğramak için zulalarında her daim keskin bıçak bulunduran Siyonist’in bile bu kadar aptalca bir işe, hele hele 100 kişi bir araya gelerek 5-10 milyon dolar harcadığına inanamadım. Mal ortada çünkü. Yahudiler böyle işleri aleni ve aptalca yapmazlar. El an bunu subliminal olarak yapan, yutturanlar da gırla. Bizde, yani Müslümanlarda da, bu tür çalışmaları alıp yaymaya teşne ahmak gırla!
Acı olan ironi şu; Biz Müslümanlar bu tür bayağı oyunlara her zaman gelip, ‘hayır biz filminizde anlattığınız gibi vahşi, barbar değiliz’ diyerek, kan akıttığımız, yakıp yıktığımız hep oldu ve oluyor. Hiç ders almıyor, ıskalamıyoruz, her fırsatta gösteriyoruz bunu. Oysa kendi inanç manzumemize göre, aynı delikten ısırılma limitimizin belli olması lazım!
Bu kadar ucuz ve bayağı bir yapımdan bu kadar büyük netice alabilmek. Hakikaten tezgah büyük ve başarılı.
İslam’a zarar verebilmek için bu tür filmleri kullanmıyorlar. Bu tür filmler neticesinde çıkan olayları haberleştirerek veriyorlar esas zararı. Esas İslam düşmanı film bu görüntüler zira. Sanırım filmin de amacı buydu ve başardı. En sinsi tezgâh Oskarını tartışmasız bu filme verebiliriz.
Sinirlendiremeyecek kadar berbat bir film ile böylesi bir netice alabilmek Bacile’i haklı çıkarıyor gibi; galiba hepimiz embesiliz! Daha kaç kere aynı yerden ısırılacağız acaba?
Son sözüm: Müslümanlar, bu tür protestolar gösterdikleri samimiyet, motivasyon ve performansın binde birini, kendi değerlerini anlatan filmleri çekip, izlemekte de gösterseler şu anda dünyanın rengi bambaşka olurdu gibime geliyor.








