31 Ocak 2012 Salı

Şimdi başa geri döndük


The Call

Just because everything's changing
-Sırf herşey değiştiği için
Doesn't mean it's never been this way before
-Asla,önceden bu yoldaydı,anlamına gelmiyor
All you can do is try to know who your friends are
-Tüm yapman gereken arkadaşlarının kim olduğunu anlamaya çalışmak
As you head off to war
-Savaşı önleyecekmişsin gibi
Pick a star on the dark horizon and follow the light
-Karaklık ufuktan yıldız al ve ışığı takip et
You'll come back when it's over
-Bittiğinde geri geleceksin
No need to say goodbye
-Hoşçakal demeye gerek yok
You'll come back when it's over
-Bittiğinde geri geleceksin
No need to say goodbye
-Hoşçakal demeye gerek yok

Now we're back to the beginning
-Şimdi başa geri döndük
It's just a feeling and no one knows yet
-Bu sadece bir his ve şimdilik kimse bilmiyor
But just because they can't feel it too
-Ama sırf hissetmedikleri de için
Doesn't means that you have to forget
-Unutman gerektiği anlamına gelmiyor
Let your memories grow stronger and stronger
-Anılarının git gide güçlenmesine izin ver
Till they're before your eyes
-Onlar gözlerinden önce olana kadar
You'll come back when they call you
-Çağırdıklarında geri geleceksin
No need to say goodbye
-Hoşçakal demeye gerek yok
You'll come back when they call you
-Çağırdıklarında geri geleceksin
No need to say goodbye
-Hoşçakal demeye gerek yok

Çünkü gitmiştin!

Pht: Miha Pavlin



Soğumuştu mevsim ardından bakarken. Soğuktu dilsiz duvarlar, içine kirli su birikmiş kaldırımlar. Bulut perdelemişti mavi gökyüzünü.


Ketumdu üstelik semalar. Vermedi ödünç bir damla yaş bile. Islak kaldırımlarda yankılandı ayak seslerin.


Ve gittin...


Yitirdim güneşimi, serin bir koyuluğa dönüştü gümüşten kumsallar. Eteklerine tutunmuştu yeşil yapraklar, ağaçları çıplak kaldı yüreğimin.


Gittin bereketini yitirdi, kurudu topraklar. Yer değiştirdi mevsimler, umutsuzca kanat çırptı börtü böcek. Gelmedi beklenen bahar...


Kışı başlattı gidişin. O kış ki, mutlak bir memnuniyetsizliği müjdeledi şeytani bir hazla insanlara.


Çünkü gitmiştin...


Yarım kalmıştı masal. Boğucu bir nem tıkamaktaydı genizlerimizi. Bir masal kahramanı gibi dalgalandırarak denizleri, silkeleyerek derin maviliği gitmiştin çünkü. Okyanuslar takıldı gözbebeklerime. Her gün bir damla alıp, her gün, her gece birer birer damlatıp. Keder damıtarak baktım uzaklara.


Ayrılığın soğuk yalnızlığı yapışıp kaldı sana hoşçakal diyen ellerimde. Gittin, evlerin camları keder buharından oluşan şekillerle kirli artık. Bacalarından kurum fışkıran kem ruhların ışıldayan gözleri karartıyor şehirleri.


Bu şehirler ki, senin gülüşünle aydınlanırdı. Şen şakrak türkülerin yankılanırdı taş duvarlarda. Sıkılı değildi yumrukları insanların. İçini titrettiğin gülüşlerini kimseden esirgemeyen sen, ardında somurtkan bakışlar bırakmıştın.


Mahzun bir yetime dönüştü Atlantis'in çocukları. Mahzun, boynu bükük ve sahipsiz... Hatırlar mısın; okşardık başlarını her önlerine eğişlerinde yanaklarını onların? Şimdi o çocuklar, çakır gözlerini her sabah ufuklara dikip, yolunu gözlüyorlar. Gördükleri her serapta sen varsın bu çölden şehirde!


Ve ben yüreğimin iç acılarının toplamını kaldıramayacak kadar bir sıkletin altında iki büklüm, ayrılıkların iç açısıyla bakıyorum denizlere.


Denizler... Hatırladın mı, kıyısında ıslıklar çala çala yürüdüğümüz o kayalıkları? Geleceğe dair hayaller kurardık hani gümüş rengi kumsalında. Sen ipince parmağınla şekiller çizerdin ve ben hayret ederdim bu kadar büyük olabilecek hayallere. Parmakların kadar uzundu görebildiğin gelecek.


Ama... Ama benden gizlemiştin gidişini. Belki de korkutmak, buruk bırakmak istememiştin yüreğimi. Şimdi senin uzağa bakışın kadar yakına bakıyor gözlerim. Bir güneş batışına bile tahammül edemiyorum bazen sensiz.


Uzadıkça sensizlik, keskin bir öfke kaplıyor içimi. Kızıyorum her şeye. Önce bulutlara haykırıyorum öfkemi. Ardından yere çeviriyorum kızgın bakışlarımı. Şarkılara, şiirlere, şairlere öfkeleniyorum sonra.


Nasıl da kandırmışlar beni bunca yıldır. Nasıl da, aldanmışım kafiyelerin arasına gizlenen hayallere!


Bir tükenişe dönüştü beklemelerim sonra. Buzdan bir camın çatlayışı gibi çatlaklar belirdi ümitlerimde. Dokunmayı bırak, bakınca bile büyüyen kanı çekilmiş kılcal damarlar gibi sardı her yanımı çatlaklar.


Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten. Yoruldum sensiz rüzgara savurmaktan eteğinden aldığım yaprakları. Biliyorum bilsen halimi, duysan sesimi kandıracaksın beni. Kumsal bulamasan bile boşluğa çizeceksin yine pembe panjurlu hayaller. Sonra 'bak' diyeceksin, 'Burası sofa.. Bu merdivenlerden çıkacak yetimler. Sonra şu odadan geçerek açılan geniş terastan yıldızlara dokunacaklar.'


Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin... Üzerinde senden kokular kalan aynaya her bakışımda gerçeği fısıldıyor bana yansımalar.


Çünkü gitmiştin... 


Puslu bir zemheri soğuğu vardı havada.


Kış sonuydu gittiğinde, şimdi yaz başı. 


Bu kadar tirat yaktıktan sonra ardından, halâ merhamet etmeyecek misin?


Ne yani, bir daha dönmeyecek misin?



Korku

Pht: Ha.Ze

Önceden, epey önceden böyle düşünmüyordum sanırım. Yaş ile de doğrudan ilgisinin bulunduğunu düşünmüyorum. Öyle olsa, elinde beğendiği bir oyuncağı tutan çocuğa karşılığında dünyanın tüm oyuncaklarını versen kandıramazsın.


Sahip olduğuna inandığı şeyi almak için cennetleri vaad etseniz ikna edemediğiniz anlar olur.


Hatırlarım hemen, hani bir avucuna güneş, diğer avucuna ay verilse bile vazgeçmeyeceğini söyleyen Sevgililer Sevgilisi'ni...


Ne bahtsızlar bilirim, sevda fesadı yaşayan... Bulantısını midesinden hayallerine bulaştıran o kadar çok zavallı var ki yeryüzünde!


Birer enkaz yeridir anıları. Her hatıra bir virane, kalan her duygu pejmürde elde.


Oysa ayrılıktan şikâyet edilmez, tekrar kavuşmama korkusu rendeler ruhu.


Mesafe hiçbir şeydir aslında seven için. Ayrılık, sevda masalının en kolay öldürülebilen ejderhası. Sonra özlem mesela, iyi kullanabilen için özlem, sevgiyi çoğaltmanın fırsatı. Gidişler bazen ıssız bir adada bırakır sevdalıyı. Yanına alacak üç şeyi bırak, hiçbir şeyi kalmaz hayallerinden başka.


Bir de geceler tabii...


Mevsimler, iklimler, günler... Hepsi barındırır mebzul miktarda hüzün. Ama geceler, illa ki geceler...


Şimdi bir köşe başında oturmuş, sensizliğe bir yeni gün daha eklerken ve eksiltirken bir koca geceyi aramızdan, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte diriliyor her şey. Pencereleri açıp Mevlânâ gibi haykırası geliyor insanın: "Ey Allah'a sığınan kişi; büyük uyanışı düşün!"


Benimki gibi amatör bir sevdalının, fiyakalı olmuyor haykırışları, farkındayım. Susmayı becerebiliyorsak, mutlu hissediyoruz kendimizi, biz amatör ruhlu âşıklar!


Hatırlar mısın, "savaşta vuran da vurulmuştur aslında" demiştin. Gitmek böyle bir şey oluyorsa? Gidenle beraber kalan da gidiyorsa bir nevi? Ya?


Büyüyünce unutursun derlerdi küçükken ne zaman canım yansa. Bu çok büyük bir yalan, unutmadığı nispette büyüyebiliyor insan!


Bir de korku büyütüyorum artık karanlığı emzirerek. Hiç istemediğim bir şey bu... Oysa adın bile aydınlatmaya yeter biliyorum geceyi. Öyle bir tuhaf şey ki bu, yakacağını bildiğin halde ateşe elini uzatmak adeta. Allah'tan beslediğim umutlar o kadar gürbüz ki, korkularım sıska bir besleme gibi kalıyor yanında.


İyiler bazen unutmayı bir intikam olarak seçerler. Unutarak alırlar intikamlarını vefasızlardan. Ben vefasızlık ettiğimi düşündükçe unutulanlardan olmaktan korkuyorum artık.


Cezaların en ağırıdır benim için unutulmak. Bir köşede kalmış eski bir buhurdanlık gibi unutulmak mesela. Sensiz sonsuzluk boşluk benim için, ki daha ağır senli iken hatırlanmamak. En fenası ise, -kendi zaaflarımı çok iyi biliyorum zira- benim unutmaya başlamam. Bilmeden, istem dışı... Bir dolu korku doldurdum çekmecelere sırf bu yüzden...


Korkuyorum; beklemediğim bir anda adını duyduğum zaman irkilmemekten.


Korkuyorum, düşlerimde sana yoramayacak şeyler görmekten.


Sensizliğin canımı acıtmamaya başlama korkusu ürpertiyor ruhumu.


Ölüm bile bitirmez umutlarımı, mezar, en fazla, bir araçtır beni sana getirecek olan.


Umudumu kestiğim an öldüğüm gündür.


Bir dilek tutuyorum, bırakırsam düşerim...


Hoşçakal ne fena bir kelime! Hoş kalmak mümkün mü sen giderken?


Eğer 'ebedi hoşçakal' diyeceksen, ben çekilirim, ziyade olsun kalanlara!