“Isaiah
yerde yatıyor. Bacakları kıvrılıp altında kalmış, yüzü karın içinde, kendini
üzerine düşen spot ışığından korumak istermiş gibi ellerini başının etrafına
dolamış. Sanki kar bir pencereymiş, o da bu pencereden bakıp dünyanın
derinliğinde bir görüntü yakalamış gibi... Karı tam önünde durduğumuz yerden
adımlamaya başlamış. Ayak izleri sınıra kadar bir eğri çizerek, çatı boyunca on
metre kadar devam ediyor. Oraya gelince durmuş. Sonra köşeye, binanın bitimine
kadar gitmiş. Yarım metre kadar kenardan yürümüş, diğer ambara en yakın olan
köşeye doğru. Oradan çatının ortasına yönelip üç metre geri gelmiş, koşmaya
başlamak için. Sonunda izler dosdoğru atladığı yere gidiyor.
Diğer çatı
cam gibi siyah karolarla kaplı, oluğa doğru dimdik bir açıyla iniyor, karlar
kayıp olukta birikmiş. Tutunacak hiç bir yer yok. Doğruca, boşluğa atlamış
olmalı. Isaiah'dan başka kimsenin ayak izi yok... Başından beri Isaiah'la her
durumda geçerli bir anlaşmamız vardı, onu zor durumda terk etmeyeceğime dair,
ne hiç bir zaman, ne de şimdi...”
Böyle tasvir
ediyor Danimarkalı yazar Peter Peter Hoeg, 1992’de yazdığı “Smillas fornemmelse for sen” isimli kitabında işin
başlangıcını.
1997 yılında ise Akademi ödüllü hemşerisi
yönetmen Bille August, “Smilla's Sense of Snow – Smilla ve Karlar” ismiyle
sinemaya aktardı bu enteresan hikayeyi. Devamı şöyle: Kendi halindeki genç bir
kadın olan Smilla ise olay hakkında yapılan açıklamaya akıl sır erdiremez.
Çocuğun kardaki ayak izlerinden başlayarak hükümetin bağırsaklarına kadar
uzanacak bir akıl zorlayıcı serüvende Smilla, hükümete ait birçok kirli
çamaşırı ortaya çıkaracaktır.
Smilla’s Sense of Snow bir kadının
arayışı üzerinden yol alan sarsıcı, insan yüreğini titreten bir gerilim öyküsü
anlatmaya soyunuyor. Film, gösterildiği 1997 senesinde Berlin’de Altın Ayı’ya
aday olmuş; ancak Almanya’dan ödülle dönememişti.
Usta işi yönetim, güçlü oyunculuklar ve şahane bir görsellikle, özellikle içinde kar olan filmleri sevenler
için nefes kesici gerilim ve gizem filmi Smilla ve Karlar.

