James ‘Whitey’ Bulger, FBI’ın en çok aranan 10 kişi listesinde olan azılı bir suçluydu. 2 milyon dolar ödül konmuştu başına. 16 yıllık kaçak hayatının ardından 2011’de Santa Monica’da yakalanmıştı. Hakkında 11 cinayet ve diğer suçlardan 2 kere müebbet cezası bulunan ve Güney Boston bölgesinin en azılı suçlularından olan Whitey Bulger, aynı zamanda eyalet senatörünün de erkek kardeşiydi. Onun hikâyesini ilginç kılan unsur ise senatör ağabeyi kadar, kendisini temize çıkarmak için, bir mafya ailesine karşı FBI muhbiri olmayı kabul etmesi ve suçlarını devletin bilgisi ve onayı dâhilinde işlemesiydi.
Yönetmenliğini Scott Cooper’ın üstlendiği “Kara Düzen - Black Mass” daha önce birkaç kez sinemaya uyarlanan bu hikâyeyi tekrar ve daha güncel bir dille salonlarımıza getiriyor. Senaryosunda da Cooper’ın imzasının olduğu filmde Whitey Bulger rolünde Johnny Depp’i seyrederken ağabeyi senatör Bill Bulger olaraksa Benedict Cumberbatch karşımıza çıkıyor. Filmin yıldızlarla dolu kadrosunda ayrıca Joel Edgerton, Sienna Miller, Juno Temple, Dakota Johnson, Peter Sarsgaard ve Kevin Bacon gibi isimler yer alıyor.
Kara Düzen, çetelere karşı çetelerle işbirliği yapan devletin giderek daha azılı bir çeteye dönüşmesinin de öyküsü esasen. Filmi ilginç kılan bir diğer unsur ise, artık neredeyse her filminde ağır makyajla oynamayı gelenek hâline getiren ve bu nedenle ‘bin bir surat’ lakabıyla anılan Johnny Depp’in yine plastik makyajdan jest ve mimiklerinin görünmediği bir karakter olarak karşımıza çıkması. Film, Çılgın Kalp ve Kardeşim İçin gibi özellikle Amerikan halkı için lokal önem ifade eden hikâyelerin yönetmeni olan Scott Cooper için pek fazla bir yenilik içermiyor; ancak, senaryodan kaynaklanan ciddi sıkıntılar değerini epey düşürüyor. Depp’in ağır makyaj altında ezildiği rolünün aksine, yan karakterlerin oldukça başarılı bir iş çıkardığını söylemek lazım. Bu tür dönem filmlerinde Hollywood artık hiçbir sıkıntı çekmediği için, Kara Düzen, inşa ettiği her setinde sadece ön planı değil, en ince ayrıntıya kadar tasvir ettiği dönemi başarıyla kurgulamış. Ne var ki senaryo ciddi sorunlar ihtiva ediyor.
FBI sorgulaması esnasında geri dönüşlerle olayın kahramanları üzerinden öyküyü anlatmayı tercih eden film, disiplinli bir anlatımı tercih etmiyor ve bir noktadan sonra ipi elinden kaçırıyor. Yan karakterler her ne kadar oyun çıkarmakta başarılı olsalar da, kendi öyküleri ana omurgaya sağlam eklemlenmediği için dengesiz bir akışa sahip. Örneğin iki önemli karakterin eşleri, filmin başlarında ciddi ağırlıkla hikâyede yer alırken, bir yerden sonra âdeta unutuluyorlar ve akıbetleri bir yere bağlanmadan bitiyor film.
Cooper, halefleri olan Coppola ve Scorsese’nin başarılı örnekler ile çıtayı yerleştirdiği yüksekliğe ulaşamasa da, en azından mafya/devlet ilişkisi ve devletin çeteleşmesi/çetenin devletleşmesi olgusuna sert olmayan, ancak sağlam göndermelerde bulunarak vasatı bir miktar aşabiliyor. Bu yönüyle kendimizden de epey iz bulmak mümkün Kara Düzen’de. Zira ülkemiz de giderek ‘Kara Düzen’e dönüşen bir güzergâhta kontrolsüz olarak hızla ilerliyor. Ve hatta ülke medyasına yapılan operasyonlar da film vizörüyle okunduğunda daha anlam kazanıyor. Zira Bulger-FBI-Senato üçlüsünün kurduğu bu kirli yapıyı ortaya çıkaran yine bir bağımsız medya kuruluşu: Boston Globe.
Ünlü suç hikâyeleri yazarı Mario Puzo meşhur ‘Baba’ romanına Balzac’tan aldığı şu şahane alıntı ile başlar: “Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir.” Kara Düzen büyük servetlerin, büyük suçların ve kirli derin devletin ilişkilerinin perdeye yansıması olarak da önemli bir film.

