18 Mart 2013 Pazartesi

Çanakkale- Yolun Sonu: Köprüden önce son çıkış


Geçen hafta Sarıkamış-Eve Dönüş filmi dolayısıyla sinemamızın tarihe olan yaklaşımından kısaca bahsetmiştik. Son bir sene özellikle Çanakkale konulu filmler açısından epey bereketli geçti. Her ne kadar istenilen, sevindirici bir tablo ortaya çıkmasa da, yapımcıların cesareti umut vericiydi. Sezonun son Çanakkale filmi Yolun Sonu da vizyona girdi. Genel yönetmenliğini Serdar Akar’ın yaptığı film pek çok açıdan, kendisinden önce çekilen filmlerden daha iyi görünse de, özgün olmayan hikayesi ve sinemamızın tarihi filmlerdeki temel zaaflarının neredeyse tamamını taşıması açısından maalesef ‘olmamış’ filmler rafında yerini alıyor.

Hikayeyi aktarıp, filmin tahlilini yapalım isterseniz.

1915 yılının Nisan ayında, Osmanlı İmparatorluğunun direniş kapısı olan Çanakkale, gemi yoluyla geçilememiş ve işgâlciler, çaresiz bir manevrayla Gelibolu kıyılarına çıkartma yapmaya başlamışlardır. İşgâl kuvvetlerinin belki de en büyük direnişi gördükleri koy, o andan sonra mağlup bir ordunun adıyla anılacaktır: Anzak Koyu.

Anadolu’nun ücra bir köşesinde kendi halinde hayatların yaşayan iki kardeş Muhsin ile Hasan, savaşın ortasında küçük kardeşin aldığı seferberlik emriyle cepheye gitmek durumunda kalırlar. Hasan’ın eşi hamile, Muhsin ise Balkan savaşında yararlılık gösterdiği için terhis olmuş, yaşı biraz geçkin bir askerdir.

Çanakkale- Yolun Sonu, aksiyon sahnelerinin hakkını vermek istiyor ancak...
Hilal-i Ahmer cemiyetindekiler ve Muhsin’le Hasan’ında içinde bulunduğu destek birliği cepheye ulaştığında özellikle küçük kardeş Hasan, savaşın acımasızlığı ile büyük bir travma yaşar. Ancak yanında ağabeyi vardır ve onu her an korumaktadır. Muhsin’in keskin nişancı olduğu anlaşılınca, ona özel görev verilir. Cephe gerisinde gezinecek ve karşı cephedeki rütbelileri vuracaktır. Aynı fikir düşman cephesinde de oluşunca, ön tarafta amansız bir savaş yaşanırken, arka planda da iki keskin nişancının kedi-fare oyunu başlar.

Bu esnada Anzak koyuna büyük bir cephane yüklemesi yapan işgal güçleri, öldürücü darbeyi buradan vurmak için hazırlanırken, iki kardeşe yeni bir görev düşer; koya inip, düşman askerlerinin arasında cephaneliği havaya uçurmak!

Sinemaya azıcık aşina olan hemen herkesin aklına geldiği üzere, Çanakkale-Yolun Sonu orijinal bir hikaye yerine J.J Annaud’nun meşhur filmi ‘Enemy At The Gates” filmine aşırı derecede benziyor.

Çanakkale-Yolun Sonu kendinden önceki ‘konudaş’ filmlerin aksine ne belli bir güncel meseleye gönderme yapacağım diye, sinemanın tüm kurallarını çöpe atıyor, ne de hikayeyi önemsemeyip, bir tür docu-drama modeliyle resimli tarih taktiğini uyguluyor. Başı, ortası ve finaliyle bir film. Sıkıntı şu ki, anlatımdaki zaaflar ve oyunculukların –maalesef- çok doyurucu olmaması hasebiyle, sinemadan ziyade, televizyona yakın duran bir film.

Gürkan Uygun, üzerine yapışan Memati tiplemesinden ustalıklı sıyrılıyor ama bu kez de senaryonun ona biçtiği Vassili Zaitsev imitasyonu var. 

Filmde Muhsin karakteri dışında (G. Uygun) inandırıcı ve sürükleyici oynayan karakter yok gibi. Hasan, belki de senaryodan kaynaklanan bir şaşkınlık içinde. Hikayesi, kör-topal ilerlerken, öyle bir yerde kestirilip atılıyor ki, seyirci ile arasında bir türlü kuramadığı o minik bağlantı da uçup gidiyor. Behice Hemşire’yi ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Berrak Hanım(Tüzünağaç), yani Behice hemşire, savaş sırasında canını dişine takıp hizmet veren bir hemşireden ziyade, dönemin modasını podyuma çıkaran manken gibi. Zayıf oyunculuğuyla inandırıcılığı büsbütün yerlere seriyor bu karakter.

Çanakkale 1915’te oyuncu yoktu, zira hikaye yoktu. Çanakkale Yolun Sonu’nda ise hikaye olmasına rağmen oyuncu yok ne yazık ki. Ya da varmış gibi davranan karakterler var.

Oyunculuk perspektifiyle bakıldığında ‘karşı cephe’ ise tam bir fecaat. Biz tam da, ‘neden karşı cephenin karakterlerini göstermiyorlar, ciddi eksiklik’ filan derken, demez olaydık durumunda kalıyoruz. Düşman cephesinin tiplemeleri birer birer çıkıyor ama ne çıkış! Tamamı karton, tamamı komik ötesi şablon. Senaristler, ancak bir animasyonda sırıtmayacak derecede dengesiz ve abartılı kötü duran tiplemeleri hiç çekinmeden boca ediveriyorlar hikayeye.

Türk Sineması tarihi filmlerde kostüm ve mekan sıkıntısını temin etmek olarak çözse de, yıpranmışlık ve yaşanmışlık olarak bir türlü çözemedi. Bu sıkıntılar Çanakkale Yolun Sonu’nda da var maalesef. Kostüm ve bayraklar gıcır gıcır, mevzi toprakları ter ü taze, otantik mekanlar ise virane. Tersine bir durum olması gerekiyor oysa. Önemsenmediği için mi, yoksa filme alırken öyle mi görünmüyor, çözemedim açıkçası.

Keskin Nişancı Muhsin dışındaki oyunculuklar pek iç açıcı değil ne yazık ki!
Müzik kullanımı da, aynı derecede abartılı ve gereksiz. Sanırım, belli bir hamaset hissini seyirciye geçirebilmek için bu yöntem tercih ediliyor ama filmin genel değerine büyük zarar verdiğini göremiyor yapımcılar ve yönetmenler. Vaktiyle Salkım Yavuz Bingöl son derece ölçülü şekilde kullanılmış ve etkili olmuştu. Benzer bir kullanım Çanakkale Yolun Sonu’nda da var. Türkünün ustası Cengiz Özkan can yakan bir parça okuyor cephede ama diğer müzikler seyirciyi bir türlü rahat bırakmıyor!

Televizyonlarda artık iyiden iyiye deneyim kazanıp, uluslar arası arenada pazarlanabilen dizilerimizin bir sektör olduğu muhakkak. Yazılarımı takip edenler, bu sektörün Türk sinemasını –özellikle dijitalleşme sonrasında- beslediğine inandığımı hatırlayacaktır. Ancak, diğer TV kökenli filmler gibi Çanakkale – Yolun Sonu’nun da en büyük sıkıntısı, tarz olarak dizi etkisinden kurtulamamış olması. Anlatımdaki acelecilik ve planlama, özellikle final sekansında o kadar diziye dönüşüyor ki, neredeyse finali yarıda kestirip atması bir yana, final sonrası ‘pay-off’ yok. Hikayeyi öylesine Anzak koyunda bırakıp çıkıyoruz filmden.

Diğer tarihi filmlerimizde de göze batan kostüm meselesi Çanakkale Yolun Sonu'nda da çözülememiş.  
Ezcümle; Çanakkale ise hala orada, layıkıyla anlatılmayı bekliyor. Ne resimli tarih gibi, ne saçma sapan burjuva manifesto denemesi ne de alıntı hikayelerle… Özgün, can yakıcı ve sahici… Hala bakir, hala taze…

Bugüne kadar çekilenlerin tamamını Çanakkale-Hamaset başlığıyla toparlayabiliriz. Hakikati abartmadan, dibini yakmadan ve film diline uygun olarak anlatan kahramanını bekliyor Çanakkale…