23 Mayıs 2010 Pazar

Allahım sen acı bu saf millete!

Uzaktan bakınca gülünesi bir durum gibi görünüyor ama öyle değil kesinlikle. Klişe bir gazetecilik deyimidir aslında: "Böylesi sadece filmlerde olur" diye. Diyarbakır'dan gelen bir haber işte yine bu klişeyi akla getiriyor. Ancak bir de işin can yakan, acı mı acı bir yönü de var tabi; bu ülkede hayatın ne kadar ucuz olduğu!
Kutsal kitap; 'İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allahım' buyurur. Haber sanki bu ayeti güncel olarak teyit ediyor:
Buyrun:
Diyarbakır'da meydana gelen silahlı kavgada 4 kişi öldü, 7 kişi de yaralandı.


Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu, ''Biri kadın 4 ölü, 7 yaralı var'' dedi.

Vali Mutlu, Diyarbakır'ın merkeze bağlı Köyrübaşı köyü Doğukarakoç mezrasında iki aile arasında çıkan kavgayla ilgili olarak AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''Kavga 'bir ineğin tarlaya girmesi' meselesi yüzünden çıkmış. Av tüfeklerinin kullanıldığı kavgada biri kadın 4 ölü, 7 yaralı bulunuyor. Yaralılardan birinin durumu ağır''diye konuştu.

Olayda yaralanan 7 kişinin Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Devlet Hastanesinde tedavi altına alındığı bildirildi.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
5 kişinin öldüğü köy ablukaya alındı

Diyarbakır'da 4 kişinin hayatını kaybettiği 7 kişinin de yaralandığı Köprübaşı Köyü Doğukarakoç Mezrası'nı jandarma ablukaya aldı. İki aile arasında çatışmanın yaşandığı bölgede olay yeri inceleme çalışmasını başlatan jandarma köye giriş ve çıkışları yasakladı.

Diyarbakır - Silvan karayolunun 18. kilometresinde bulunan Doğukarakoç mezrasında iki aile arasında çıkan ve silahların kullanıldığı kavgada 4 kişi öldü, 7 kişi yaralandı. Kavganın bir ineğin tarlaya girmesi yüzünden çıktığı belirtiliyor. Tarlasını inek girenin sinirlenerek ineği taradığı bunun üzerine inek sahiplerinin de tarla sahibini taradığı öğrenildi. İki aile arasında çatışmanın yaşandığı alanda bir otomobilin bütün camları kırıldı, köy içinden geçen iki hayvan kurşunlara hedef olarak telef oldu. Çatışmada yaralanan Şaban, Sultan, Mustafa ve Emrah Ersin hayatını kaybetti. Kavgada yaralanan 7 kişi Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne tedavi altına alındı. Hayatını kaybedenlerin cenazesi morgda bekletiliyor. Yakınlarını kaybedenler Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi morgu önünde sinir krizleri geçirdi.

Köyde ise jandarma girişi ve çıkışları kapattı. Köyü ablukaya alan jandarma kimsenin giriş- çıkış yapmasına izin vermiyor. Olay yeri incelemesi yapana jandarma ekipleri çok sayıda boş kovan topladı. Jandarma kurşunların hedefi olan ve camları kırılan özel bir otomobildeki delileri özenle topladı. Basın mensupları da köy dışına çıkarıldı.

Olay ilgili soruşturma devam ediyor.


Hemen aklınıza gelmiştir, Şener Şen ile Kemal Sunal'ın başrolleri paylaştığı muhteşem bir Anadolu taşlaması olan Davaro filmini... Hani bir aşiretin inekleri diğerinin hıyar tarlasına girince başlayan kan davasını...

Bahsi Merhum Necip Fazıl'ın şiiri ile bitirmek lazım sanırım:

BAŞIBOŞ

Vatanımda sular akar, başıboş;

Herkes, birbirini kakar, başıboş.


Bozkırlardan topal bir tren geçer;

Çocuk, merkep, öküz bakar, başıboş.



Yanmaz da yürekler, güneşe atsan;

Bir kibrit, bir orman yakar, başıboş.


Tarih, kutuplara kaçmış bir fener,

Buz denizlerinde çakar başıboş.


Yirmi dokuz harfte sözde aydınlar,

Yafta yazar, isim takar, başıboş.


Allah’ım sen acı bu saf millete!

Akşam yatar, sabah kalkar, başıboş...

4 Mayıs 2010 Salı

Kadınlar bilirim ülkeme ait!


Her bahar gelir bu mısralar, gelir ve oturur zihnimin en tepe noktasına. Gencecik bir çocukken dinlemiştim kendi sesinden. Berbat bir teypten, cızırtılı parazitler eşiğinde. Çok sonra öğrendim şairinin ismini: Erdem Beyazıt. O nasıl harflerdi ki 'Harp düzeni' almışlardı. Pablo Neruda, "Şiir, onu yazana değil ihtiyacı olana aittir" der. Bu nedenle Beyazıt'a ait olduğu kadar benimdi de bu şiir. Billur akan bir ırmağın kenarında durur gibi bakıyorum hala satırlarına. Yine bir Mayıs sabahı, yine güneş nazlı bir kız gibi okşarken balkonun demirlerini, akıverdi içeri. Allah mekanını cennet etsin!

SANA, BANA, VATANIMA, ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR



''Telgrafın tellerini kurşunlamalı''



Öyle değildi bu türkü bilirim



Bir de içime



-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-



Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek



Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen



Haberler bilirim mektuplar bilirim.



Gamdan dağlar kurmalıyım



Kayaları kelimeler olan



Kırk ikindi saymalıyım



Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma



Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından



Baştan ayağa ıslanmalıyım



Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.



İçimde kaynayan bir mahşer var



Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar



Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde



Ya da çamaşır sererken bahçelerinde



Birden alıverirler kara haberini



Okul dönüşü bir trafik kazasında



Can veren oğullarının.



Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim



Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş



Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine



Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin



Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan



Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde



Örneğin Hint Okyanusu gibi derin



İsyanın kapkara sularına dalan.



Nice akşamlar bilirim ki



Karanlığını



Bir millet hastanesinde



Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda



Başını kalorifer borularına gömmüş



Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden



Haber sormaya korkan



Genç kızların yüreğinden almıştır.



Bir de baharlar bilirim



Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği



Anadolu bozkırlarında



İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru



Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen



Cesur otobüs pencerelerinden



Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen



Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında



Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının



Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken



Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.



Yazlar bilirim memleketime özgü



Yiğit köy delikanlılarının



İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları



Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan



Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan



Diğeri kan ter içinde yayla yollarında



Mavzerinin demirini alnına dayamış



Yüreği susuzluktan bunalan



İçinden mahpushane çeşmeleri akan



Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp



Apansız silahına davranan



Nice delikanlıların figüranlık yaptığı



Yazlar bilirim memleketime özgü



Güzler bilirim ülkeme dair



Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir



Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha



Kalbim gibi



Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri



Titreyen kenar mahalle çocukları



Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için



Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.



Kadınlar bilirim ülkeme ait



Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak



Göğüsleri Çukurova gibi münbit



Dağ gibi otururlar evlerinde



Limanlar gemileri nasıl beklerse



Öyle beklerler erkeklerini



Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.



İsyan şiirleri bilirim sonra



Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden



Harfler harp düzeni almıştır mısralarında



Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır



Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda



Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.



Müslüman yürekler bilirim daha



Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet



Eller bilirim haşin hoyrat mert



Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır



Her kırışığı sorulacak bir hesabı



Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.



Bütün bunların üstüne



Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim



Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim



Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli



Adın kurtuluştur ama söylememeliyim



Can kuşum, umudum, canım sevgilim.