17 Şubat 2014 Pazartesi

Aşk: Sevmek Zamanı


Spike Jonze sinemanın en ilginç isimlerinden biri. Yazdıkları ve çektikleriyle ‘aykırı’ olduğu su götürmez bir gerçek. Sinemanın bu tuhaf adamı, Arkadaşım Canavar’dan beri ara verdiği uzun metraj kariyerine yine sıra dışı bir film olan Her-Aşk ile dönüş yaparken şaşırtmaya devam ediyor. Bu arada Jonze, bu filmden hemen sonra çektiği kısa film ile kendi cephesinde değişen bir şey olmadığı mesajını vermeye de devam ediyor.

Aşk, hem kendisi hem de izleyici için epey kafa karıştırıcı bir film. İnsanın yalnızlığına ve teknolojiyle olan ilişkisine dair sağlam şeyler söylerken, muazzam bir muhafazakarlığı da içeriyor. İnsanoğlunun özellikle bilişim alanında varacağı noktayı aşağılamadan eleştirirken, son tahlil kısmını alabildiğince softlaştırarak yakaladığı zengin damarı çar-çur ediyor, diyebiliriz.

Spike Jonze, önceki filmlerinden olan Tersyüz’de (2002) çok daha esaslı şeyler söyleyebilmişti. Hikayeye göz atalım: Los Angeles’ta yakın gelecekte geçen “Her-Aşk” başkaları için duygusal ve kişisel mektuplar yazarak hayatını kazanan yazar Theodoren (Joaquin Phoenix), eşinden yeni ayrılmış yalnız bir erkektir. Tasvir edilen gelecek, makinaların yavaş yavaş insana eşdeğer bir yer edindiği zamanlardır. Kalbi kırık ve arayış içinde olan Theodore, bir alışveriş esnasında yeni bir bilgisayar sistemini görür. İnteraktif bir bilişim sistemidir bu. Kurulumunu yaparken bilgisayara ses olarak, anlayışlı, hassas ve şaşırtıcı şekilde komik şaşaalı kadın sesi olan “Samantha”yi (Scarlett Johansson) seçer. Yazarımız bilgisayar ile iletişimi artırdıkça, makine ile arasında duygusal bir ilişki başlar. Ancak, tabii ve alışık olunmayan bu durum başlarda kahramanımızın hoşuna gitse de, giderek yan etkileri ortaya çıkmaya başlar.



5’i Oscar olmak üzere toplam 50’den fazla ödül adaylığı olan ve ayrıca 42 ödülü şimdiden toplamış olan ‘Her-Aşk’ en büyük gücünü şüphesiz yazarı ve yönetmeni olan Spike Jonze’den alıyor. Jonze, kurguladığı geleceği alabildiğince basit ve abartısız tasvir ederken, insana dair büyük şeyler de söylememeye özen gösteriyor.

Aşk, insan/makine yakınlaşmasında tarafların üstünlüklerini ve zaaflarını alt metin olarak başarıyla geçerken, gayet samimi bir dil kullanıyor. Gündelik ama etkileyici diyalog metinleri insanın yalnızlığına dair aforizmalar içermiyor belki ama önemli ‘durum’lar üzerinde epey kafa yorduruyor. Hisler, yalanlar, gerçekler, olunan ya da olunması istenen kişiler hakkında esaslı çatışmalar var filmde.

Aşk, yapay zeka meselesinin gündelik kullanım alanına dair açılımlarından birini örneklerken, teknolojinin iki yüzlülüğüne dair de epey gönderme yapıyor. Bunun karşısında elbette insanı çok saf ve masum göstermiyor şüphesiz.



Belki çoğu kişiye alakasız gelebilir ama bu film bana büyük usta Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filmini hatırlattı. Bir resme aşık olarak, sevdiği kadını kusursuzlaştırıp yücelten melankolik adamın öyküsünü. Aşk’taki kahramanımız bilgisayarın şuh sesine mi, yoksa darmadağın etmeye başladığı hayatını toparlamasına tutuldu tam emin değiliz ama olmayan bir kadına önce kişilik, sonra his yüklüyor ve bir süre sonra idolleştiriyor. Ve tabii kaçınılmaz hayal kırıklığı!

Bedensiz bir kişilik, şüphesiz ilk başta fıtrî olana ters ve tehlikeli. Aşk, her ne kadar uçuruma doğru evrilen gidişat hakkında çok karamsar yerlere varmasa da, kıskanmak, ihanet gibi kavramları post-modern dokunuşlarda bulunabiliyor. Ve bu dokunuşu naif bir müzik ve özenli anlatımıyla izleyiciye aktarmayı başarıyor.



Kullandığı lensten dekora, görüntü ritminden iddiasız gelecek tasvirine kadar pek çok konuda başarılı bir film Aşk. Şüphesiz, işin kabuk kısmıyla ilgilenenler ‘nasıl oluyor da oluyor?’ diye matrak geçeceklerdir ama bunlara takılmadan meselenin özüyle ilgileniyor film. Şahsi bir merakım neredeyse her Hollywood bilim-kurgusunda olduğu gibi Aşk filminde de yine depreşti. Nedense Amerikalılar gelecek tasvirinde olayın ‘Çinli etkisi’ni abartıyla kullanıyorlar. Hani anlatılan yer Los Angeles olmasa, Pekin filan diyeceğiz!


Dünya yaşlanıp, insanlık kemale erdikçe yalnızlaşıyoruz. Dışa değil içe doğru bir yön bu. ‘Her’, modern insanın teknolojiye yapıştıkça daha da yalnızlaşıp, kafanın karışacağını anlatan bir anti-ütopya filmi. Meselenin özeti şu; devir hangi devir olursa olsun insan, insan olarak kalmaya mahkumdur.