“En iyi yönetmen kimdir?” sorusuna herkesin kendi beğenisine
göre değişen bir cevabı vardır ama galiba “Gelmiş geçmiş en kötü yönetmen
kimdir?” sorusunun cevabı konusunda bir mutabakat var. Bu sorunun cevabı “Ed
Wood”dur. Tam ismi Edward Davis Wood Jr. olan bu sıra dışı sinemacının hayat
hikâyesini Tim Burton “Ed Wood” adıyla 1994 yılında filme çekmiş ve 2 Oscar
almıştı.
Belki sinema tarihinin en başarısız yönetmeniydi Ed Wood ama
sinema aşkı sıralamasında en üstleri zorladığı da muhakkaktı. Öyle ki, bir filminin
galasında seyirci o kadar tepki gösterir ki yumurta ve domates sağanağı altında
çıkar salondan Ed Wood. Ertesi sabah eşi moral bozukluğu içinde olmasını
bekler, tüm gazeteler yerin dibine batırmıştır filmini zira. Ancak onlarca yazı
içinden bir tek cümle bulur Ed Wood: “Filmin dekoru fena değildi.” Bu cümle
onun film yapma arzusunu hemen tetikler ve vakit kaybetmeden yeni bir film
hazırlıklarına başlar. Hayal kırıklığı diye bir şey yoktur onun için. Yeter ki
film çeksin. Pornografi endüstrisine de başvurur, kilise cemaatine de.
Oğuz Gözen ismi bana hep Ed Wood’u hatırlatır. 1946 doğumlu
sanatçının sinema aşkı henüz çocukken Erenköy’deki film çekilen konaklara
sürekli gitmesiyle başlamıştır. Kami Nazım ve Nejat Eczacıbaşı’nın Erenköy’deki
köşklerinde çekilen filmler onun okulu olmuştur âdeta. Neredeyse hiç ayrılmaz
buradan. O kadar ki, film ekipleri onu ev sahibinin çocuğu zannederler, ev
sahipleri de film ekibinden birisi...
Türk sinemasının en çok film çeken yönetmenlerindendir
Gözen. Sayısı 200’e yaklaşan filmlerinin çoğu eleştiri alır, neredeyse hiçbir
filmi beğenilmez. Ancak içindeki sinema aşkı kocamandır. Eleştirileri
önemsemez, kızar ama hiçbir olumsuz kanaat onu film yapmaktan alıkoyamaz. Nev-i
şahsına münhasır tarzı vardır. Bir kere filmleri bir hafta gibi inanılmaz kısa
sürede çeker. Sinemaya adım attığı yıl (1972) 7 film çekerek başlar kariyerine.
Bu sebeple bir yılda 8-10 film çekebilir. Hatta öyle sene olmuştur ki
Yeşilçam’ın çekilen tüm filmlerinin yarısında onun imzası vardır.
Senaryo ile çok uğraşmaz, dekupaj yapmaz, hatta çekeceği
mekânı bile önceden görmeye ihtiyaç duymaz. Klaket kullanmadan çeker
filmlerini. Allah vergisi bir görsel hafızası vardır. Başka filmlerin atılmış
kareleriyle (şut) yeni bir film yaptığı olmuştur.
Günceli ve sosyal sıkıntıları yakından takip ettiği için
koltuğunun altında her daim popüler bir projesi vardır. Diyelim ki bir yerde
uçan daire mi göründü, hemen bir yerli uçan daire filmi projesi hazırlar ve
yapımcıların kapısına dayanır. Arabesk film furyasında da yer alır, çok
çirkefliğine bulaşmadan erotik filmlere de bir şekilde kıyısından karışır. Ne
ülkenin girdiği siyasi karanlık onu etkiler, ne de askerî darbe.
Her dönem bir şekilde film çekmeyi başarır Oğuz Gözen. Orhan
Gencebay, İbrahim Tatlıses çok popülerken, onlarla film çekemez belki ama Ali
Gencebay ve Yılmaz Tatlıses diye iki kişi bulur ve “Gencebay ve Tatlıses bu
filmde buluştu” mottosuyla film çeker! Uğurböcekleri meşhurken Hamamböcekleri
diye bir ikili bulur ve seri filmlerini çeker. Kibariye popüler olduğunda ise
yine alternatifi hazırdır: Ümmiye! Recep İvedik piyasayı sarsarken ise onun
Recep İbibik’i hemen sahne alır!
Salon sıkıntısı olunca video filmi çeker, negatif
bulamayınca dijital ile. Onun için esas olan film çekmektir. Daha sonra yönetmenlik
hatıralarını anlatan bir kitap yazar. Biriktirdiği senaryo öykülerini içeren
bir de hikâye kitabı. “Senaryo nasıl yazılır?” isimli çalışması ise kuramsal
bir senaryo kitabından daha çok ‘Ben nasıl yazdım?’ı anlatan bir anı ve birikim
kitabıdır aslında.
Yeşilçam’ın deneyimli bu sıra dışı yönetmeninin son filmi
“Yağmurlu Gecede: Gülperi” tek salonda da olsa gösterime giriyor. Yönetmenin
diğer filmlerinden hiç farkı olmadığını internette yayımlanan fragmanını
izlediğimizde zaten anlıyoruz. Ancak aslolan hâlâ film çekiyor olmasıdır Oğuz
Gözen’in. Yeşilçam’ın pek bilinmeyen Ed
Wood’u ‘ben hâlâ buradayım’ demektedir esasen.
Şuradan alınmıştır










