“Kendimi bildim bileli en iyi oyuncağım kameramdır”
Leonardo Dalesanndri
İtalya'nın güneyindeki, Moliterno isimli küçük bir kasabasında
doğup büyüyor Leo. Moliterno’yu bilenler bağlı olduğu Basilicata’nın, sanki
yüzyıl öncesinin zamanını yaşadığını söylüyorlar. Her şey otantik, orijinal ve
dokunulmamış. Modernizm etkilememiş yani Moliterno’yu. Dalessandri’nin
vizöründeki sepya renginde sanırım sırrı burada gizli.
Renkli bir dünyanın insanı değil Leonardo Dalessandri.. Ya
da uçuk renkleri yok onun dünyasının. Ve hep bir sükunet, hüzün var sanki.
Masumiyetin onun için çok anlam ifade ettiği de yine kurgusundan ortaya
çıkıyor. Zamanın hızı onu ürkütüyor belli ki, o yüzden hep bir dinginlik ve
ağır akış var çerçevelerinde. Kurgu ne kadar hızlı olsa da, sakin anlattığı
hikayeler.
29 yaşındaki genç sanatçı, bir süre yerel vakıf ve dernekler
için tanıtım, belgeseller yaptıktan sonra Parma’ya taşınmış. Önce küçük çaplı,
ardından epeyce büyük projeler; reklam filmleri, müzik klipleri vs. 2008
yılından itibaren ise, çantasını toplayıp dünyayı gezmeye başlamış. Hem iş hem
gezi… Hindistan, Amerika, Afrika, Türkiye… Sırtında lensleri, makinası, tripotu
gezmeye başlamış dünyayı.
Kendisini ‘Hikaye toplayıcısı’ olarak görüyor genç yönetmen.
Bu anlamda çok da şanslı olduğunu düşünüyor.
Onun farkında olmadığı bir şey ise, gidip gördü, çekerek
şahit olduğu coğrafyalar için önyargısız, abartısız bir ayna oluşu…
Filmin elbette eksik pek çok yönü vardır ama yıllardır bu işle iştigal eden biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; bakanlığın, tanıtım fonlarının, bilmem ikibin kaç yılı vakfının filan yaptırdığı milyonlarca dolarlık filmlerden çok daha etkili ve estetik.
Teşekkürler Leo…
Buyurun 3 buçuk dakikalık aynamıza:



