179 dakikalık uzunluğu, zengin oyuncu kadrosu ve etkileyici
dekor, kostüm, mekanıyla Hitler: The Rise Of Evil – Hitler: Kötülüğün
Yükselişi, her sinemaseverin izlemesi gereken önemli bir başyapıt. 2003 yapımı
filmin en büyük bahtsızlığı televizyon için yapılmış olması. CBS’in
katkılarıyla yapılan bir Kanada televizyon filminden bahsediyoruz.
Film, Adolf Hitler'in çocukluk yıllarından başlayarak
Almanya'da iktidara geldiği tarihe kadar olan zamanı anlatıyor. Epigrafında
Edmund Burke'nin şu sözüyle başlar:
“Kötülüğün zaferi için gereken tek şey iyi kişilerin hiçbir
şey yapmamasıdır.”
Adolf Hitler, 10 yaşında bir ilkokul öğrencisidir. Sert ve
huysuz babası Alois'i (Ian Hogg) sevmemektedir ancak üzerine titreyen şefkatli
annesi Klara'yı (Stockard Channing) çok sevmektedir. Adolf bu dönemlerinde
sanatçı olma hayalleri kurmaya başlar ancak babası Alois onun kendisi gibi bir
memur olmasını istemektedir. Hayallerinin peşinden gidip ressam olmak isteyen
Adolf, bu durumdan hiç hoşnut değildir. Bir gün ailecek sofrada yemek yerlerken
Alois kalp krizi geçirerek ölür.
Aradan 7 yıl geçer. Adolf 17 yaşındadır ve ressamlık eğitimi
almak için Viyana Güzel Sanatlar Akademisi'ne gider. Sonuç bir hüsrandır.
Akademideki hoca ona yetenek yoksunu olduğunu söyler. Zaten genç bir kızın
çıplak tablosunu da çizemez, bunu kendince reddeder. Yakın bir zamanda
hastalanan annesi Klara ölünce, Viyana'da yoksul bir yaşam sürmeye başlar.
Evsizdir, sokaklarda yatıp kalkmaktadır. Viyana'da geçirdiği bu yıllarda
antisemitik düşüncelerle tanışır. Akademideki başarısızlığının ve başına gelen
tüm talihsizliklerin sebebinin Yahudiler olduğunu düşünür.
Aradan birkaç yıl daha geçer ve 1914 yılına gelinir. I.
Dünya Savaşı başlamıştır. Genç Adolf Hitler (Robert Carlyle), Alman ordusuna
gönüllü olarak katılmak için Münih'e gelir. Savaşta onbaşı rütbesiyle görev
yapar, gösterdiği cesur davranışlar sayesinde Demir Haç madalyasıyla
ödüllendirilir. Hitler'e madalya takan komutan Yahudi kökenlidir.
Askerlik arkadaşlarıyla beraber cephede nöbet tutarken köpeğiyle
ilgilenmektedir. Arkadaşları onu izleyerek gülmekte ve alay etmektedirler.
Köpek, Hitler'in elinden kaçarak uzaklaşır ve Hitler, köpeği yakalayıp getirmek
için peşinden koşar. Hitler cepheden uzaklaştığı anda arkadaşlarının olduğu
bölgeye bomba düşer ve arkadaşlarının hepsi ölür. Hayatta kalan tek kişi
Hitler'dir.
1918'de Hitler'in bulunduğu alay bir gaz saldırısına maruz
kalır ve Hitler geçici bir süreyle kör olur. Hitler savaşın kaybedildiğini
hastanede öğrenir. Savaşın kaybedildiği haberini duymasıyla duygusal bir
çöküntüye uğrar ve çok sinirlenir, öfkeyle ağlar. Bu sırada gözündeki bandajı
yırtıp atar, görme yetisini tekrar kazanır. Ve böylelikle Büyük Almanya için
mücadele etmeye yemin eder.
1919 yılına gelinir. Hitler Münih'e dönmüştür. Cumhuriyet
ilan edilmiştir. Hitler, üzerinde savaşta kazandığı madalyanın takılı olduğu
uzun asker pardösüsü ile şehir meydanına gelir ve komünist aktivistlerin
İmparator II. Wilhelm'in heykelini yıktıklarına şahit olur. Tam bu sırada
Freikorps örgütüne bağlı anti-komünist milisler kamyonetle gelerek
komünistlerden birkaçını sokak ortasında vururlar. Hitler, savaşın hemen
ardından yaşanan bu gibi olayları izledikten sonra yeni kurulan orduda
muhbirlik yapmaya başlar. Görevi henüz yeni kurulmuş olan Alman İşçi Partisi
(DAP) hakkında bilgi toplamaktır. Bilgi toplamaya gittiği bu partinin
fikirlerinden etkilenir ve partiye üye olur. Hitler ilk konuşmasını 16 Ekim
1919'da yapar ve dinleyicileri etkiler. Alman İşçi Partisi'nin lideri Anton
Drexler'in (Robert Glenister) dikkatini çeker. Hitler'in barlarda yaptığı
konuşmalara olan ilgi her geçen gün artar. Coşkulu hitabeti sayesinde insanları
kendine bağlar. Hitler artık sanatçı olma hayallerini geride bırakarak kesin
bir şekilde politik yaşamına başlar. 1920'de partinin adı Nasyonal Sosyalist
Alman İşçi Partisi (Nazi Partisi, NSDAP) olarak değiştirilir. Hitler 1921'de
partinin lideri olur.
Nazi Partisi üyeleri 9 Kasım 1923 günü partinin silahlı
kanadı Sturmabteilung (SA) ile beraber Bavyera eyaletinin yönetimini ele geçirmek
için ayaklanma çıkarırlar. Bu ayaklanma "Birahane Darbesi" olarak
bilinir. Filmde ayaklanma girişimde yer alan kişiler arasında Rudolf Hess
(James Babson), Hermann Göring (Chris Larkin), Ernst Hanfstaengl (Liev
Schreiber) ve eski bir I. Dünya Savaşı kumandanı olan Erich Ludendorff
(Friedrich von Thun) ön planda gösterilmiştir. Ayaklanma başarısızlıkla
sonuçlanır. Mahkemede Adolf Hitler ve Rudolf Hess hapis cezasına çarptırılır.
Hitler hapiste Mein Kampf (Kavgam) kitabını kaleme alır.
Hapisten çıkınca dağılmış olan parti önderlerini bir araya
getirerek politik hayatına devam eder. Hitler 1925'te üvey kız kardeşi
Angela'yla (Julie-Ann Hassett) buluşur. Angela'nın kızı Geli'yle (Jena Malone)
de tanışmış olur.
Nazi Partisi hızla büyümeye başlar. Parti 1920'lerin
sonlarına doğru güç kazanır ve 1932 yılında Alman Millî Meclisi'nin (Reichstag)
en büyük partisi haline gelir. Bunun üzerine 30 Ocak 1933 tarihinde
Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg, Hitler'i başbakan olarak yetkilendirir.
Hitler'in başbakan olmasıyla muhalif parti ofisleri SA birliklerince basılır,
muhalif parti liderleri tutuklanır. Almanya bir polis devletine dönüşmesine
rağmen Hitler kendini hâlâ güvensiz hissediyordur. 30 Haziran 1934'teki Uzun
Bıçaklar Gecesi'nde SA lideri Ernst Röhm (Peter Stormare), Hitler'in emriyle
öldürülür.
2 Ağustos 1934'te Cumhurbaşkanı Hindenburg vefat eder. Bunun
üzerine yapılan bir Reichsparteitag töreni ile Hitler'in cumhurbaşkanlığı
makamını da üstlendiği halka duyurulur ve coşkulu kalabalık Hitler'i
"Heil!" nidaları eşliğinde selamlar. Hitler artık "Führer"
olmuştur. V kötülüğün önünde artık engel kalmamıştır…
