10 Şubat 2014 Pazartesi

Hadi uçurtma uçuralım


Sorunlu geçirdiği çocukluğunda, babasıyla özel bir ilişki kuran yazarın, çok satan kitabının filme alınış öyküsünü anlatın MR. Banks, yaşanmış olaylardan yola çıkılarak çekilmiş. Film, özellikle oyunculuklarıyla dikkat çekiyor

Başka bir filmin hikayesini anlatan filmler özellikle bu sanatla yakından ilgilenenler için caziptir. Bir eserin perdeye yansımasının arka planı kimi zaman en az film kadar enteresan olabiliyor. Mr. Banks böyle bir film. 1964 yapımı ‘Mary Poppins’ filminin (13 dalda Oscar’a aday gösterilip bunun beşini alan filme ve Julie Andrews’a selam çakalım) yapım hikâyesini anlatan ‘Saving Mr. Banks’, kaprisli bir yazarın çok satan kitabını filme almak için yıllar boyu uğraşan bir sinemacının azimli öyküsünü ve kadının ‘vuruşarak’ teslim oluşunu anlatıyor. Hemen hikayeye bakalım: Ünlü sinemacı Walt Disney’in kızları kendisine en sevdikleri kitap olan P. L. Travers’ın yazdığı “Mary Poppins”in filmini çekmesi için yalvarmışlardır. Kurt yapımcı çocuklarına verdiği sözü tutmanın 20 yıl süreceğini bilmeden işe başlar. İşin aslı, yazarları sömürmede son derece kurt, telif hakları konusunda cimdi olan Disney ilk kez sert bir kayaya çarpmıştır. P. L. Travers, uzun süre direnir ama kitapları gözden düşünce girdiği ekonomik darboğaz onu Disney ile çözüm arayışına doğru iter. İşte Mr. Banks, bu iki farklı karakterin bir film yapmak için zorunlu bir araya gelişlerini anlatıyor. Kaprisler, zeka tuzakları, raydan çıkma riski sürekli olan bir iş ilişkisi…

Yönetmenlik koltuğunda eli kalem tutan bir isim var: John Lee Hancock… Uzun yıllardır sektörde olmasına rağmen, yazdıkları ve çektikleriyle çok fazla bilinmiyor. Açıkçası onu ‘zayıf filmlerin yönetmeni’ olarak tanımlasak yeridir. Tom Hanks’in bu isme güvenmesinin elbette bir sebebi olmalı. Zira filmin 35 milyon dolarlık bütçesi küçümsenecek boyutta değil. Hoş Emma Thompson, Colin Farrell ve Tom Hanks ismi gişeye yeterli gelmiş gibi görünüyor zira, şu ana kadar 75 milyon dolarlık gişe barajı aşılmış durumda.



Filme dönecek olursak, tahmin edileceği üzere, oyunculuk üzerinden ilerlemeyi tercih eden Mr. Banks, tercihleriyle konuşulabilecek bir film. Şüphesiz yapımcıların tercihlerini ele almak durumundayız. Bu nedenle Hikayeyi çoklu paralel ‘flashback’ ile geliştirmek bir tercih, lakin yerinde mi tartışılır. Başlarda geri dönüşler hikayeyi geliştirmek için işe yararken, film ilerledikçe, sıkıntıya dönüşüyor. Belki bunun yerine önemli bir anda tek geri dönüşle çözebilirmiş.

Keza benzer bir durum, ana kahramana izleyiciyi yakınlaştırma tercihinde söz konusu. Mr. Banks, çok daha renkli ve cazip olan (Ki yanılmıyorsam beyazperdede ilk kez canlandırılıyor) Walt Disney’e yakınlaşmaktansa, yazar P. L. Travers’e yakınlaşmayı tercih ediyor.



Filmin geri dönüşlerle anlattığı hikaye de çok yalın ve heyecansız. Ancak belirli bir derinliğe de sahip. Baba-kız ilişkisini ele alırken takındığı tavır saygıyı hak ediyor. Başlangıç faslından sonra, karakterlerin yeterince derinleştiğine inanılmadığından mıdır nedir, peç çok olmasa da olacak diyalog ağırlıklı sahneler ile, özellikle iki ana kahramanın karakterleri perçinlenmeye çalışılıyor. Bu durum şüphesiz bir tempo sorununu ortaya çıkarıyor. Filmin temposu ortalara doğru iyece düşse de, sürpriz final ile mesele bağlanırken yüreklere hitap ediyor ve sıkılganlığı bir çırpıda unutturuyor.

Mr. Banks, bir yönüyle de (her ne kadar yönetmen bu açıların farkedilmesi yönünde tercihlerde bulunmasa da) bir açı filmi. Eğer filmin istediği şekilde yazara odaklanarak izlersek, yukarıda bahsini ettiğimiz film var. Ama bir de meselenin Hollywood yönü var. Walt Disney odaklı bir gövde gösterisi sunuyor Mr. Banks. Karşısına aldığı en sert mermeri bile zamanla kulak memesi kıvamına getirip, istediğini alan bir film sektörünü soft dokunuşlarla izliyoruz. Eh Disneyland gibi muazzam bir yapıyı kurmak kolay iş değil elbette!


BAFTA, Golden Globes gibi prestijli platformlarda epeyce adaylığı bulunan filmin esas şaşırtıcı olan yönü ise Oscar seçici kuruluna kendisini pek beğendirememiş olması. Film sadece müzik dalında aday Oscar’a.

Soap Opera tadında bir film MR. Banks. Ama gün aşırı savaşın katlettiği çocuk fotoğraflarının önümüze düştüğü şu günlerde çok cazip gelir mi, emin değilim!