Sorunlu geçirdiği
çocukluğunda, babasıyla özel bir ilişki kuran yazarın, çok satan kitabının
filme alınış öyküsünü anlatın MR. Banks, yaşanmış olaylardan yola çıkılarak
çekilmiş. Film, özellikle oyunculuklarıyla dikkat çekiyor
Başka bir filmin hikayesini anlatan filmler özellikle bu
sanatla yakından ilgilenenler için caziptir. Bir eserin perdeye yansımasının
arka planı kimi zaman en az film kadar enteresan olabiliyor. Mr. Banks böyle
bir film. 1964 yapımı ‘Mary Poppins’ filminin (13 dalda Oscar’a aday gösterilip
bunun beşini alan filme ve Julie Andrews’a selam çakalım) yapım hikâyesini
anlatan ‘Saving Mr. Banks’, kaprisli bir yazarın çok satan kitabını filme almak
için yıllar boyu uğraşan bir sinemacının azimli öyküsünü ve kadının ‘vuruşarak’
teslim oluşunu anlatıyor. Hemen hikayeye bakalım: Ünlü sinemacı Walt Disney’in
kızları kendisine en sevdikleri kitap olan P. L. Travers’ın yazdığı “Mary
Poppins”in filmini çekmesi için yalvarmışlardır. Kurt yapımcı çocuklarına
verdiği sözü tutmanın 20 yıl süreceğini bilmeden işe başlar. İşin aslı,
yazarları sömürmede son derece kurt, telif hakları konusunda cimdi olan Disney
ilk kez sert bir kayaya çarpmıştır. P. L. Travers, uzun süre direnir ama
kitapları gözden düşünce girdiği ekonomik darboğaz onu Disney ile çözüm
arayışına doğru iter. İşte Mr. Banks, bu iki farklı karakterin bir film yapmak
için zorunlu bir araya gelişlerini anlatıyor. Kaprisler, zeka tuzakları, raydan
çıkma riski sürekli olan bir iş ilişkisi…
Yönetmenlik koltuğunda eli kalem tutan bir isim var: John
Lee Hancock… Uzun yıllardır sektörde olmasına rağmen, yazdıkları ve
çektikleriyle çok fazla bilinmiyor. Açıkçası onu ‘zayıf filmlerin yönetmeni’
olarak tanımlasak yeridir. Tom Hanks’in bu isme güvenmesinin elbette bir sebebi
olmalı. Zira filmin 35 milyon dolarlık bütçesi küçümsenecek boyutta değil. Hoş
Emma Thompson, Colin Farrell ve Tom Hanks ismi gişeye yeterli gelmiş gibi
görünüyor zira, şu ana kadar 75 milyon dolarlık gişe barajı aşılmış durumda.
Filme dönecek olursak, tahmin edileceği üzere, oyunculuk
üzerinden ilerlemeyi tercih eden Mr. Banks, tercihleriyle konuşulabilecek bir
film. Şüphesiz yapımcıların tercihlerini ele almak durumundayız. Bu nedenle
Hikayeyi çoklu paralel ‘flashback’ ile geliştirmek bir tercih, lakin yerinde mi
tartışılır. Başlarda geri dönüşler hikayeyi geliştirmek için işe yararken, film
ilerledikçe, sıkıntıya dönüşüyor. Belki bunun yerine önemli bir anda tek geri
dönüşle çözebilirmiş.
Keza benzer bir durum, ana kahramana izleyiciyi
yakınlaştırma tercihinde söz konusu. Mr. Banks, çok daha renkli ve cazip olan
(Ki yanılmıyorsam beyazperdede ilk kez canlandırılıyor) Walt Disney’e
yakınlaşmaktansa, yazar P. L. Travers’e yakınlaşmayı tercih ediyor.
Filmin geri dönüşlerle anlattığı hikaye de çok yalın ve
heyecansız. Ancak belirli bir derinliğe de sahip. Baba-kız ilişkisini ele
alırken takındığı tavır saygıyı hak ediyor. Başlangıç faslından sonra,
karakterlerin yeterince derinleştiğine inanılmadığından mıdır nedir, peç çok
olmasa da olacak diyalog ağırlıklı sahneler ile, özellikle iki ana kahramanın
karakterleri perçinlenmeye çalışılıyor. Bu durum şüphesiz bir tempo sorununu
ortaya çıkarıyor. Filmin temposu ortalara doğru iyece düşse de, sürpriz final
ile mesele bağlanırken yüreklere hitap ediyor ve sıkılganlığı bir çırpıda
unutturuyor.
Mr. Banks, bir yönüyle de (her ne kadar yönetmen bu açıların
farkedilmesi yönünde tercihlerde bulunmasa da) bir açı filmi. Eğer filmin
istediği şekilde yazara odaklanarak izlersek, yukarıda bahsini ettiğimiz film
var. Ama bir de meselenin Hollywood yönü var. Walt Disney odaklı bir gövde
gösterisi sunuyor Mr. Banks. Karşısına aldığı en sert mermeri bile zamanla
kulak memesi kıvamına getirip, istediğini alan bir film sektörünü soft
dokunuşlarla izliyoruz. Eh Disneyland gibi muazzam bir yapıyı kurmak kolay iş
değil elbette!
BAFTA, Golden Globes gibi prestijli platformlarda epeyce adaylığı bulunan filmin esas şaşırtıcı olan yönü ise Oscar seçici kuruluna kendisini pek beğendirememiş olması. Film sadece müzik dalında aday Oscar’a.
Soap Opera tadında bir film MR. Banks. Ama gün aşırı savaşın
katlettiği çocuk fotoğraflarının önümüze düştüğü şu günlerde çok cazip gelir
mi, emin değilim!




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder