Belgeseller enteresan oluyor ama en çok beyin ile ilgili
belgeseller ilginç gelir bana. Sırf bu meseleyi anlatan bir dizi film vardı; 3
LBS. Başlı başına bir muamma olan ve modern bilimin tüm imkanlarına rağmen
bütün sırları henüz çözülememiş olan beyin, bazı zamanlar insanın en büyük
düşmanı sayılabiliyor. Ve beynin insanoğluna oynadığı oyunlar kimi zaman çok
acımasız da olabiliyor.
Amerikalı yazar Scott Z. Burns ilginç biri. Onu The Bourne
Ultimatum filminden hatırlayacaksınız. Ancak esas marifeti bu değil. Burns,
bundan yaklaşık on yıl önce New York’taki bir hastanenin psikiyatri kliniğinde
bulunmuş ve buradan yola çıkarak Wonderland dizisi için bölüm yazdı. Steven
Soderbergh ile tanışmasından sonra son üç projeyi beraber yaptılar: Informant,
Contagion ve Side Effects.
“Yan etki” anlamına gelen Side Effects, nedense ülkemizde “Acı
Reçete” ismiyle gösterimde. Konusu ve türü itibarıyla pek bir yenilik içermeyen
hikayeye sahip. Şöyle: New York’ta üst düzey bir yaşam süren Emily ve Martin
çiftinin evliliği, Martin’in borsa yolsuzluğu yüzünden hapse girmesiyle
sarsılır. Şatafatlı yaşamı bırakıp, mütevazı bir hayata geçmek zorunda kalan
Emily, kocasını beklediği 4 yıl içinde, içten içe yaşadığı büyük sıkıntıyı hep
bastırır. Martin’in tahliyesiyle ruhunda ve beyninde gizledikleri bir şekilde
dışarı taşar ve intihara meyletmeye başlar. Pek sık görülmeyen bir yöntem ile
hayatına son vermek isteyen genç kadına psikiyatrist Jonathan yardım eder.
Doktorun telkini ile yeni denenmekte olan bir anti-depresanı kullanmayı kabul
eden Emily, iyileşeceği yerde günden güne kötüye gider.
Acı Reçete, bu tür filmlerin temel olmazsa olmazı olan
‘tutuculuk’ mesajını hep bir kenarda bulundurmayı ihmal etmeyen bir film.
Modern yaşamın ve tüketimin sarstığı ruhları, pek de provokatif olmayan bir dil
ile olabildiğince ölçülü ve dengeli anlatan yönetmen Steven Soderbergh, en
büyük koz olarak şaşırtmacayı kullanıyor. Bu nedenle klişe gibi görünen
senaryo, sert virajlara giriyor.
Film, Emily’nin ilacın etkisiyle işlediği büyük bir suç
sonrasında aniden istikamet değiştiriyor, başkalaşıyor. Görünen suç ve suçlunun
arkasına bakmayı deneyerek, gerçek suçluyu sorgulamaya imkan arıyor. Finale
doğru ise tekrar kırıyor direksiyonu. Tam da ‘Her şey iyi gidiyor’ derken
klişenin sığ sularına tekrar dönüyor ve yeni bir sürprizle seyirciyi yine
şaşırtarak koyuyor noktayı. Bunu yapmasının en önemli sebebi ise, film ürettiği
toplumun en çok da bu konulardaki muhafazakarlığı. Kendini riske etmeyen yönetmen,
adeta izleyiciye ‘ne yaparsan yap, tahmininde yanılacaksın’ testi uyguluyor.
Olaya eklenen ‘entrika’ dozu, bir ara esas meseleyi
unutturacak boyuta kadar ulaşıyor. Filmin başlangıç argümanları ve seyircinin
beklentilerine cevap vermek bir yana, bunları unutturmada tipik Hollywood
klişelerine sığınıyor. İlaç endüstrisinin bidayetinden beri tartışmasının
yaşadığı, paradoksa; ‘insanlığın iyiliği için birkaç insan feda edilebilir mi?’
kadim tartışmasına kendi hikayesi çerçevesinde yaklaşıp, bunu çok büyük bir
etik ve epik mücadeleye çevirmeden yapan yönetmen Soderbergh, meseleye nokta
koymak gibi bir derdi de taşımıyor. Film ‘insan beyni sağlam bir düşmandır’
tezinden, ‘doktor civanım’ basitliğine avdet ediyor.
Oysa Anti-Depresanlar çağdaş insanlın en önemli
meselelerinden... Modern tıbbın sonradan keşfettiği pek çok yeni hastalığa dair
bir şeyler söyleyebilme imkanı varken, bir noktadan sonra ‘ne haliniz varsa
görün’ diyerek entrika havuzuna çivileme atlamak filmin en büyük hayal
kırıklıklarından biri. Psikiyatri ve suç gibi birbirine çok yakışan iki başlığı
ele almak gerçekten akıllıca olsa da, meseleyi yarı yolda bırakıp dümeni başka
sulara kırmak –tercih meselesi olarak saygı duyulsa da- hiç de hoş durmamış.
Her ne kadar final kısmı ile hayal kırıklığı oluştursa da
bir gerçek her zaman var: Steven Soderbergh yaşayan en iyi yönetmenlerden biri
ve ele aldığı konu ne olursa olsun ortaya nev-i şahsına münhasır bir film
çıkıyor.
Acı Reçete, yüklendiği diyaloglar ve karakter
derinleşmelerinden dolayı sıklıkla mekandan kopuyor. Bu nedenle yer yer bir
sinema filminden ziyade ‘oyun’ hissiyatı vererek orijinal metinle bağını
koparmıyor, koparamıyor.
Filmin oyunculukları fena değil. Emily karakterini oynayan
Rooney Maara, abartısız oyunculuğuyla göz doldururken kadroya ‘celebrity’
kontenjanından katılan Catherine Zeta-Jones oynamak için değil, bulunmak için
gibi duruyor Acı Reçete’de.
Filmin bir de trajik alt mesajı var; Side Effects modern
aileye diyor ki, eşinizle asla mutfakta tartışmayın, ikinizden birinin sırtına
ekmek bıçağının saplanma ihtimali çok yüksektir. Ve şöyle sesleniyor adeta;
beyninize iyi davranın, zira beyin hiç de iyi bir düşman değildir!
Son olarak iki not düşelim. Filmde adı geçen (Ablixa) ilacı
ciddiye almayın, zira uydurmadır. Karşınıza çıkacak olan web sitesi de film
yapımcıları tarafından oluşturulmuş sahte sitedir. Yönetmen Steven Soderbergh,
Side Effects’in son filmi olacağını, yani bu mesleği bıraktığını söyledi. Gerçi
zaten sanatçılara bu yönden pek güven olmaz ama Acı Reçete’nın hiç de iyi bir
‘son film’ olduğunu söyleyemeyiz!


