30 Nisan 2013 Salı

Acı Reçete: Prospektüs niyetine!



Belgeseller enteresan oluyor ama en çok beyin ile ilgili belgeseller ilginç gelir bana. Sırf bu meseleyi anlatan bir dizi film vardı; 3 LBS. Başlı başına bir muamma olan ve modern bilimin tüm imkanlarına rağmen bütün sırları henüz çözülememiş olan beyin, bazı zamanlar insanın en büyük düşmanı sayılabiliyor. Ve beynin insanoğluna oynadığı oyunlar kimi zaman çok acımasız da olabiliyor.

Amerikalı yazar Scott Z. Burns ilginç biri. Onu The Bourne Ultimatum filminden hatırlayacaksınız. Ancak esas marifeti bu değil. Burns, bundan yaklaşık on yıl önce New York’taki bir hastanenin psikiyatri kliniğinde bulunmuş ve buradan yola çıkarak Wonderland dizisi için bölüm yazdı. Steven Soderbergh ile tanışmasından sonra son üç projeyi beraber yaptılar: Informant, Contagion ve Side Effects.

“Yan etki” anlamına gelen Side Effects, nedense ülkemizde “Acı Reçete” ismiyle gösterimde. Konusu ve türü itibarıyla pek bir yenilik içermeyen hikayeye sahip. Şöyle: New York’ta üst düzey bir yaşam süren Emily ve Martin çiftinin evliliği, Martin’in borsa yolsuzluğu yüzünden hapse girmesiyle sarsılır. Şatafatlı yaşamı bırakıp, mütevazı bir hayata geçmek zorunda kalan Emily, kocasını beklediği 4 yıl içinde, içten içe yaşadığı büyük sıkıntıyı hep bastırır. Martin’in tahliyesiyle ruhunda ve beyninde gizledikleri bir şekilde dışarı taşar ve intihara meyletmeye başlar. Pek sık görülmeyen bir yöntem ile hayatına son vermek isteyen genç kadına psikiyatrist Jonathan yardım eder. Doktorun telkini ile yeni denenmekte olan bir anti-depresanı kullanmayı kabul eden Emily, iyileşeceği yerde günden güne kötüye gider.


Acı Reçete, bu tür filmlerin temel olmazsa olmazı olan ‘tutuculuk’ mesajını hep bir kenarda bulundurmayı ihmal etmeyen bir film. Modern yaşamın ve tüketimin sarstığı ruhları, pek de provokatif olmayan bir dil ile olabildiğince ölçülü ve dengeli anlatan yönetmen Steven Soderbergh, en büyük koz olarak şaşırtmacayı kullanıyor. Bu nedenle klişe gibi görünen senaryo, sert virajlara giriyor.

Film, Emily’nin ilacın etkisiyle işlediği büyük bir suç sonrasında aniden istikamet değiştiriyor, başkalaşıyor. Görünen suç ve suçlunun arkasına bakmayı deneyerek, gerçek suçluyu sorgulamaya imkan arıyor. Finale doğru ise tekrar kırıyor direksiyonu. Tam da ‘Her şey iyi gidiyor’ derken klişenin sığ sularına tekrar dönüyor ve yeni bir sürprizle seyirciyi yine şaşırtarak koyuyor noktayı. Bunu yapmasının en önemli sebebi ise, film ürettiği toplumun en çok da bu konulardaki muhafazakarlığı. Kendini riske etmeyen yönetmen, adeta izleyiciye ‘ne yaparsan yap, tahmininde yanılacaksın’ testi uyguluyor.

Olaya eklenen ‘entrika’ dozu, bir ara esas meseleyi unutturacak boyuta kadar ulaşıyor. Filmin başlangıç argümanları ve seyircinin beklentilerine cevap vermek bir yana, bunları unutturmada tipik Hollywood klişelerine sığınıyor. İlaç endüstrisinin bidayetinden beri tartışmasının yaşadığı, paradoksa; ‘insanlığın iyiliği için birkaç insan feda edilebilir mi?’ kadim tartışmasına kendi hikayesi çerçevesinde yaklaşıp, bunu çok büyük bir etik ve epik mücadeleye çevirmeden yapan yönetmen Soderbergh, meseleye nokta koymak gibi bir derdi de taşımıyor. Film ‘insan beyni sağlam bir düşmandır’ tezinden, ‘doktor civanım’ basitliğine avdet ediyor.


Oysa Anti-Depresanlar çağdaş insanlın en önemli meselelerinden... Modern tıbbın sonradan keşfettiği pek çok yeni hastalığa dair bir şeyler söyleyebilme imkanı varken, bir noktadan sonra ‘ne haliniz varsa görün’ diyerek entrika havuzuna çivileme atlamak filmin en büyük hayal kırıklıklarından biri. Psikiyatri ve suç gibi birbirine çok yakışan iki başlığı ele almak gerçekten akıllıca olsa da, meseleyi yarı yolda bırakıp dümeni başka sulara kırmak –tercih meselesi olarak saygı duyulsa da- hiç de hoş durmamış.

Her ne kadar final kısmı ile hayal kırıklığı oluştursa da bir gerçek her zaman var: Steven Soderbergh yaşayan en iyi yönetmenlerden biri ve ele aldığı konu ne olursa olsun ortaya nev-i şahsına münhasır bir film çıkıyor.

Acı Reçete, yüklendiği diyaloglar ve karakter derinleşmelerinden dolayı sıklıkla mekandan kopuyor. Bu nedenle yer yer bir sinema filminden ziyade ‘oyun’ hissiyatı vererek orijinal metinle bağını koparmıyor, koparamıyor.

Filmin oyunculukları fena değil. Emily karakterini oynayan Rooney Maara, abartısız oyunculuğuyla göz doldururken kadroya ‘celebrity’ kontenjanından katılan Catherine Zeta-Jones oynamak için değil, bulunmak için gibi duruyor Acı Reçete’de.

Filmin bir de trajik alt mesajı var; Side Effects modern aileye diyor ki, eşinizle asla mutfakta tartışmayın, ikinizden birinin sırtına ekmek bıçağının saplanma ihtimali çok yüksektir. Ve şöyle sesleniyor adeta; beyninize iyi davranın, zira beyin hiç de iyi bir düşman değildir!

Son olarak iki not düşelim. Filmde adı geçen (Ablixa) ilacı ciddiye almayın, zira uydurmadır. Karşınıza çıkacak olan web sitesi de film yapımcıları tarafından oluşturulmuş sahte sitedir. Yönetmen Steven Soderbergh, Side Effects’in son filmi olacağını, yani bu mesleği bıraktığını söyledi. Gerçi zaten sanatçılara bu yönden pek güven olmaz ama Acı Reçete’nın hiç de iyi bir ‘son film’ olduğunu söyleyemeyiz!