Güneş Yanığı filmine yakından bakmadan önce yönetmeni (ve
ailesi) ile ilgili birkaç şey yazmak lazım, ilginç bir hikayeleri var zira.
Tam adı Nikita Sergeyevich Mikhalkov-Konchalovsky olan
yönetmenimiz, İkinci Dünya Savaşı bittikten bir ay sonra Ekim 1945’de
Moskova’da dünyaya geliyor. Sanatçı bir ailenin çocuğu: Ressam Vassili
Konchalovsky’nin yeğeni, ünlü çocuk edebiyatı yazarlarından Serguei
Mikhal-kov’la (aynı zamanda Sovyet Milli Marşını da yazarı) yazar Natalia
Kontchalovskaia’nın oğlu; film yönetmeni Andrei Konchalovsky’nin küçük kardeşi.
Ağabeyi Andrei ( O da
savaştan hemen önce Ağustos 1937’de doğuyor) de enteresan biri. Belli bir yaşa
kadar piyanist olarak sanat yapan Andrei, ünlü Tarkovsky ile tanışınca
hayatında büyük değişim oluyor. Tarkovsky'nin 1966 yapımı Andrei Rublev filmine
katkıda bulunurken, küçük kardeş Nikita da, ünlü ustadan sinema dersleri
alıyor. Bu anlamda Tarkovsky hem Nikita’nın hem de Andrei’nin üzerinde büyük
etkiye sahip.
![]() |
| Andrei Konchalovsky |
Nikita kısa filmler çekip kendini geliştirirken, Andrei
yavaş yavaş sanatını göstermeye başlıyor. 1969’da Ivan Turgenev'in ünlü
Asilzade Yuvası ve 1971’de Anton Çehov'un Vanya Dayı’sını filme aktarırken
kardeşi Nikita’ya da büyük olmayan roller veriyor. Ama esas sükseyi 1979’da
meşhur Siberiade filmiyle yapıyor ve filmin Cannes Film Festivali'inde
gösteriminden sonra, 1980 yılında ABD'ya kaçıyor. Bu vakitten sonra ‘Mikhalkov’
soy ismini kullanmayan Andrei, 1985 yılında filmografisinin zirvesi olan Kaçış
Treni’ni çektikten sonra ne yazık ki, çok parlak işlere (Tango & Cash
(1989) gibi abukluklar) imza atmıyor.
Sovyet Rusya’sı dağıldıktan sonra ülkesine dönen ağabey
Andrei, genelde yapımcılık ve TV işleriyle uğraşıyor. Tek istisna 2003 yılında
Bryan Adams'ın cameo bir rol üstlenerek kendini canlandırdığı House of Fools
filmini yönetip, Venedik Film Festivali'nde Gümüş Ayı ödülü kazanması.
![]() |
| Nikita Mikhalkov sette. |
Sıkı bir tiyatro eğitimi alan Nikita ise, bir yandan kısa
film, diğer yandan oyunculuk derken, ilk uzun filmi “At Home Among Strangers-Evde,
Yabancıların Arasında”(1973) adlı filmini çekinceye kadar, ağabeyinin çektiği
Vanya Dayı da dahil 20’yi aşkın filmde rol alıyor. İkinci uzun filmi Slave of
Love-Aşk Kölesi (1976) ona uluslararası bir ün sağlıyor.
1977’de An Unfinished Piece For Piano Player-Bir Pianist
İçin Bitmemiş Bir Parça, San Sebastian Film Festival’inde Grand Prix ödülünü alınca
ünü pekişiyor. Daha sonra Five Evenings-Beş Akşam (1978) , Oblomov (1979) ,
Family Relations-Aile İlişkileri (1981) ve Without Witnesses-Tanık Yok (1983)
adlı filmlerde imzası var.
1987 yılında Mikhalkov, Dark Eyes-Siyah Gözler’i çekmek için
gittiği İtalya’dan uluslararası ünü artarak dönüyor. Film Cannes Film
Festivali’de müthiş ilgi görüyor ve filmdeki rolü ile En İyi Erkek Oyuncu
Ödülünü Marcello Mastroianni alıyor. Birkaç ay sonra İtalyan aktör aynı filmle
Akademi (Oscar) Ödülüne aday gösteriliyor.
![]() |
| Bir Konchalovsky başyapıtı: Kaçış Treni |
Hayatının dönüm noktası ise; 1991 yılında Close to
Eden-Cennete Yakın (aka Urga) Venedik Film Festivalinde Altın Aslan Ödülünü
kazanması. Bir sonraki yıl En İyi Yabancı Film Dalında Oscar’a aday gösterilen
Urga’nın ardından Mikhalkov, kendi kızının on yıl boyunca aynı sorulara cevap
vermesini anlatan Anna adlı belgesel
filmi tamamlıyor.
1994’da birazdan bahsini edeceğimiz filmin, ilki olan Burnt by Sun-Güneş Yanığı’nı çekti ve film Cannes
Film Festivalinde Jüri Büyük Ödülünü; 1995’de de En İyi Yabancı Film Oscar’ın
kazandı. The Barber of Siberia Mikhalkov’un büyük hevesle çektiği ilk İngilizce
film oldu.
“Güneş Yanığı 2 - Burnt by the Sun 2” filminin, tam da ‘savaş
kötüdür’ temalı, orta mektep temsili mahiyetindeki Çanakkale Çocukları
filminden sonra gösterime girmesi enteresan oldu. Rus sinemasının yaşayan en
önemli isimlerinden olan Nikita Mikhalkov’un ilki yaklaşık 20 yıl önce çekilen
filmin ikincisi, hem muhteva hem de türün hakkını vererek çıktı karşımıza.
Aradan geçen epey zamandan dolayı, serinin ilkini hatırlatalım.
“Güneş Yanığı - Utomlyonnye solntsem - Burnt by the Sun” (1994), 1936 yılında yaşanan
‘Büyük Temizlik’ esnasındaki tek bir günü anlatıyordu.
![]() |
| Serinin ilk filmi, bir Rus şaheseri: Güneş Yanığı |
Josef Stalin döneminde Sovyetler Birliği'ndeki Büyük
Temizlik sırasında, saygın bir savaş kahramanı olan, devrime kalben bağlı
idealist bir Albayın geniş ailesiyle birlikte yazlık evinde geçirdiği dingin
bir gün ve bu günün sonunda yaşanan trajik olayları üst düzey bir kara mizah
ile izlemiştik. Bir Renoir filmi tadında olan Güneş yanığı, güçlü karakterleri
ve sağlam görselliğiyle adeta Çehov oyunlarındaki karakter çatışmaları kadar
gerilimli bir filmdi. (ayrıntılı özet için BKZ)
Urga isimli şaheserin yazarı olan Nikita Mikhalkov, en
başından beri bir ‘üçleme’ yapmak istediğini söyleyip duruyordu ama arada başka
işlere (Sibirya Berberi, 12) daldığı için epey ihmal etmişti.
Güneş yanığı 2’de hikaye 5 yıl sonra da olsa kaldığı yerden
devam ediyor. Stalin yine iktidar, Mikhalkov’un canlandırdığı kahramanımız
Albay Kotov ilk filmin sonunda idama mahkûm edilmesine rağmen canını kurtarmış,
İkinci Dünya Savaşı’nda cephede savaşmaktadır. Karısı Maroussia öldüğüne
inanmakta, kızı Nadia ise ondan nefret etmektedir. En kötüsü de, ezeli düşmanı
hain Mitya suikasttan kurtulmuştur ve Stalin’in emirleri uyarınca Kotov’un
peşine düşmüştür.
Hikaye, ilk filmin devamı olsa da, tarz ve anlatım şeklinde
epey değişiklik var Mikhalkov’un. Bir kere, anlatım stilini epey batı
sinemasına yaklaştırmış ve hatta başka bazı filmlere aşırı benzerlikler içeren
‘trük’ler kullanmış nedense. Savaşın saçmalık ve acımasızlığını yine enfes bir
ince zeka ile eleştirmekten geri durmuyor elbette. Özellikle cephe sahneleri
çok sahici. Bununla beraber, kendi tarzından da çok uzaklaşmak istemezcesine en
azından geri dönüşler ve paralel kurgu ile alışılmış Mikhalkov sinemasından da
tatlar barındırıyor film.
Paralel anlatımla takibi biraz zorlaştırmış, karakter
renklilik ve fazlalığı seyri daha da ağırlaştırıyor. Başlangıçtaki çatışma
sahneleri “Kapıdaki Düşman - Enemy At The Gates”i çağrıştırsa da, ondaki kadar yüzeysel değil
daha derinleştirici olarak verilmeye çalışılmış.
![]() |
| Kapıdaki Düşman'a benziyor gibi değil mi? |
Söz gelimi, Çanakkale Çocukları’nda neredeyse mizah
seviyesine indirgenen ‘İlahi yardım’ boyutu ilginç sebeplere bağlanarak harika
bir zeka gösterisiyle anlatılabilmiş.
Yaklaşık 3 saatlik uzunlukta bir film Güneş Yanığı 2. Ancak
bunun devamı da var, aynı dönem çekilen ve (Güneş yanığı 3 değil) bir üç
saatlik daha uzunlukta olan. Mikhalkov, elini korkak alıştırmamış ve biraz da
dizi ihtiyacını gidermek için bir tür ‘mini seri’ mantığıyla çekmiş üçlemenin
ikincisini.
Fakat biraz bilgi birikimi ve savaşa dair malumat istiyor
izleyiciden ve tabii, karakterler için de önceki filmden hatırat. Bütün bunlara
sahip değilseniz, filmin ortasına doğru kopmaya başlıyorsunuz Güneş Yanığı
2’den. Zira tüm iyi niyetli anlama çabalarınız usul usul çabalıyor ve pes
ediyorsunuz.
İlk filmin o bayıldığımız ve Çehov tadı veren dokusunu alıp,
bir parça Hollywood kumaşına döndürmüş. Peki bu rahatsız edici mi? Sinematografi
açısından değil ama bizim Mikhalkov’u görüp, beğendiğimiz düzlemden ayırıyor ve
kardeşine yaklaştırıyor. Buna rağmen, Hollywood filmlerinde ender olarak
gördüğümüz duyarlılığa ve lirizme sahip Güneş Yanığı 2.
![]() |
| Savaş sahneleri etkileyici. |
Saldırının tam göbeğinde, denizin ortasında ayakları kopuk
papaz Alexander ile Nadya Kotova’nın bir mayına tutunarak sağ kalmaya
çalıştıkları sahne, ilk bakışta Titanic’in meşhur sekansına benzese de sinema
tarihinin unutulmayacakları arasına girecek gibi.
Rahip, ‘dua et’ diyor kıza; vaftiz bile olmamış kız, ‘nasıl
edeyim bilmiyorum, babam bir komünist’ diyor derin üzüntüyle. Papaz, “hiç
önemli değil, ‘Allah’ım sana teslim oluyorum’ demen yeterli” diyor. Ölümün
kıyısında bile, ‘dua’ dolayısıyla komünist babasının kendisine kızmasından
korkuyor genç kız! Sonrası da etkileyici, öldürmek için yerleştirilen mayın,
genç kızı sahile çıkaran bir sefine oluyor adeta.
Mikhalkov, daha önceki filmlerinden çok daha mesafeli
duruyor karakterlerine ama yine de klasik bir savaş filminden daha fazla odaklıyor
insanı. Güneş Yanığı 2’nin ilkinden en önemli farkı da bu sanırım; en az
insanlar kadar olay üzerinden de yürümesi.
![]() |
| Her Mikhalkov filminde olan 'Kara mizah' de unutulmamış. |
Film için ‘bugüne kadar çekilmiş en yüksek bütçeli Rus
filmi’ deniyor ama belki de yeterince ‘masa başı’ katkısı olmadığından çok
fazla hissedilmiyor bu durum. Yani benzerleri gibi bir ‘görkem’den ziyade
derinlik peşinde Rus yönetmen. Filmin sahiciliğine bir şekilde engel teşkil
edecek teknik oyun ve maceralardan mümkün mertebe uzak durmuş.
Nikita Mikhalkov da (her filminde olduğu gibi) yine kendisi,
eşi ve çocuklarına rol vermiş. Belki de Sinan Çetin’in ilham kaynağıdır
bilemiyorum ama arada epey bir fark var tabii.
Klişe Hollywood yapımlarından –nispeten- farklı ve Nikita
Mikhalkov sinemasını özleyenler için bir vaha gibi Güneş Yanığı 2.
Ve ünlü Güneş yanığı (1994)








