Ünlü suç komedisi Anlat Bakalım’da (Analyze This) psikolog
mafya babasını tedavi ederken bir sonraki seansa ailesini getirmesini ister.
Mafya lideri çoluk çocuğunu değil, mafya üyelerinin kastedildiğini zanneder.
Suç ve genetik üzerine yapılan bilimsel araştırmaların geçmişi yüzyıllar
öncesine uzanır. Kriminoloji, genetik ile suç arasında zannedildiğinden daha
fazla bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bu alanın piri sayılan Richard
Dugdale, yaklaşık 150 yıl önce yaptığı araştırmada bir suç imparatorunun
ailesini takibe almış ve ailenin biyolojik ağacını takip ederek 709 üyenin
yarısından fazlasının suça bulaştığını öğrenmiştir. İlginç olan; suç, suçluyu
toplumdan soyutladığı gibi, kendine ait bir dünya kurdurup asosyalleştiriyor.
Bu alanda en meşhur eser şüphesiz Mario Puzo’nun Baba’sıdır.
Coppola ile sinemaya da aktarılan bu çok satan kitap suç ve aile kavramına
içeriden bakar. Dugdale’in geneolojik kriminoloji araştırması pek çok yazara
ilham kaynağı olmuştur şüphesiz. Bunlardan biri de, Nicolai Lilin’in 29 yaşında
kaleme aldığı ilk kitabı Siberian Education’dir. (Sibirya Eğitimi). Lilin’in
özelliği; İtalya’da yaşaması ve kitabını İtalyanca yazması. Yazar, kitabında
coğrafi farklılıkların önemsizleştiğini bizatihi suçun benzer karakteristik
gösterdiğini Güneybatı Rusya’daki suç ailesinin hikâyesinde çarpıcı şekilde
öykülüyor. Bu kitap 1991’de çektiği Akdeniz filmiyle dikkatleri toplayan ancak
daha sonra uzun metraj sinemaya çok yüz vermeyen (belgesel ve kısa filmleri hiç
ihmal etmiyor) İtalyan yönetmen Gabriele
Salvatores’in uyarlamasıyla beyazperdede.
Stalin’in sürgün ettiği ‘eski kafa’ bir bilge ama suç babası
Kuzya(John Malkovich), kendi devrinin
sona erdiğinin farkındadır. Üstelik suçun bile bir ahlakı olduğuna inanan
kuşaktandır Kuzya. Ve tabii geleneği, kendine has erdemi ve ailesini bir arada
tutma çabası içindeki bu suç adamı, bir yandan sisteme karşı ailesini korurken,
diğer yandan yeni jenerasyonun yoldan çıkmasına engel olmaya çabalıyor. Büyük
aile kendilerinin ne olduğunu biliyordur ama legal bir kirliliğin de
farkındadırlar. Bu nedenle yozlaşmış sistem, çıkarcı bürokrasi ve zalim
güvenlikçilere karşı kenetlenmek zorundadırlar. Onlara göre, bankacılar,
tefeciler, bürokratlar, siyasiler dışındaki tüm canlılar kutsaldır! Sibirya
Mafyası yapı itibarıyla, bir suç ailesinin son kuşağının öyküsü. Neslinin son
temsilcisi iki karakter; Kolyma ve Gagarin’in şahıslarında ‘beş parmağın beşi
bir değil’ şeklinde özetlenebilecek kadim bir çatışmayı sunuyor.
Güvenlik nedeniyle bir tür izole edilmiş hayata mahkûm
edilen suçlu bir ailenin bireylerine odaklanarak suçu kutsallaştırmadan, ancak
kameranın odağını da oldukça haysiyetli bir noktaya yerleştirerek işini yapıyor
Salvatores. Bol miktarda büyükbaba öyküsüyle süslenmiş ve tevatür geleneğinin
bu tür çekirdek yapılardaki önemini, bizim epey uzak olduğumuz dövme kültürünü
izleyiciye yaklaştırmaya çalışarak harmanlayan film (Bu arada kitabın yazarının
dövmeye karşı epey zaafı olduğunu vurgulayalım) Coppola’nın Baba serisinin
tadını yakalayabilecekken, meselenin yanından teğet geçiyor maalesef.
Senaryo düzleminde epey dağınık, ancak oldukça başarıyla
kurduğu atmosfer ile Salvatores, filmin karakterlere odaklanmasını arzu etmiş.
Kurguladığı suç dünyası ve mekân betimlemeleriyle yakaladığı başarıyı, öyküyü
epey dağıtarak kaybediyor Sibirya Mafyası. Sık sık kapısını çaldığı epik tarzın
hep eşiğinden dönerek bir miktar da hayal kırıklığı oluşturuyor esasen.
Film biraz gecikmeli olarak ve az sayıda salonda gösterime
girse de ilgiyi hak ediyor. Sibirya Mafyası ismiyle gösterime giren filmin en
ciddi handikabı çok uzun bir zaman dilimini 2 saatten daha az bir sürede filme
aktarmayı denemesi. Çok karakterli ve yan öykülü hikâye, bu nedenle yer yer
aksıyor ve seyircinin ilgisinin düşmesine sebep oluyor.
Girişindeki “Affet bizi, biz dürüst suçlularız.” yakarışı
filmin rengi hakkında epey ipucu veriyor aslında. Sert iklimin ve suçun
genlerden gelen etkisinin kocaman bir aileyi sürüklediği macerayı anlatan
Sibirya Mafyası, özellikle suç filmine merakı olanlara hitap ediyor.


