İmkan farkı böyle bir şey sanırım. İmkanı olmayan sinemacı,
elinde bilmem kaç defa redakte ettiği senaryosu ile kapı kapı dolaşıp, filmini
çekebilmenin yollarını ararken, imkanı olan projesine ısınma aşamasını bile
film çekerek değerlendiriyor. Ünlü yönetmen (aynı zamanda büyük sinema tüccarı)
Steven Spielberg, ‘War Horse-Savaş Atı’ filmini elini sıcak tutmak için
çekmişti sanki. Esasen hiç de fena olmayan Savaş Atı, nedense beklediği ilgiyi
göremeden sinema tarihinin derinliklerine gidivermişti. Sonradan anladık ki,
esas proje başkasıydı, yani Lincoln. Ve S. Spielberg yine 'başyapıt' düzeyinde
bir sinemayla karşımızda.
Lincoln, her karesinde titizlik ve özenli işçiliği ile
kendini belli eden bir film. Elbette sadece sinematografik öğeleriyle değil,
içeriğiyle de oldukça önemli bir çalışma. Zira, film Amerikan tarihinin en
önemli olaylarından biri olan 'köleliğin kaldırılması' etrafında dönüyor. İş bu
nedenle Lincoln'ü hem bu yılki Tarantino filmi Django Unchained, hem de
Spielberg'in 1997 yılında çektiği Amistad ile beraber değerlendirmek daha
faydalı olacaktır.
Malum; Spielberg'ün Dorris Kearns Goodwin'in "Team of
Rivals: The Political Genius of Lincoln" adlı biyografisinden uyarladığı
Lincoln, iç savaşın Amerikan ulusunu ikiye ayırdığı bir dönemde, Lincoln,
savaşı sona erdirmek, ülkeyi birleştirmek ve köleliğe son vermek için bir
hareket planı tasarlamasıyla başlıyor. Film bilinen olayları, isimleri bir
hikaye etrafında örerken, bazı kabullerle hareket ediyor. Belki kendi kültürü
ve topraklarında bir sıkıntı olmayabilir ama bizim gibi, meseleye uzak
seyirciler için biraz malumat ihtiyacı doğuyor.
![]() |
| Daniel Day-Lewis daha ilk sahneden itibaren 'döktürüyor' |
Tam da bu noktada, tarihi arka plandan biraz bahsetmek
gerekiyor:
19. yüzyılın ortalarında Amerika Birleşik Devletleri'nin
güneydoğu bölgelerinde büyük çiftliklerin ağırlıkta olduğu ve tarıma dayanan
bir ekonomi yerleşmişti. Bu çiftliklerde özellikle pamuk, tütün ve şeker kamışı
yetiştirilmekte ve gereken işgücü Afrika'dan kaçırılıp getirilen siyah ırktan
oluşan kölelerden sağlanmaktaydı.
Öte yandan ülkenin diğer bölgelerinde ekonomi sanayiye
yönelmiş ve bunun gerektirdiği serbest işgücü için kölelik kaldırılmıştı.
ABD'nin batı kesiminde hala yeni eyaletler kurulmaya devam ediyor ve bu yeni
eyaletlerin çoğunda kölelik yasaklanıyordu.
Bu ortamda güney eyaletleri köleliğin eninde sonunda güneyde
de yasaklanacağından endişelenmekteydiler. Bu da güneyin köleliğe dayanan
üretim tarzını kökünden tehdit ediyordu. Köleliği kaldırmaya söz vererek seçime
katılan başkan adayı Abraham Lincoln seçimi kazanınca güneyli 7 eyalet yeni
başkanın köleliği kaldıracağına kesin gözle bakarak hemen ABD'den
bağımsızlığını ilan ettiler. (Ki Tarantino'nun filmi de böylesi bir ortamda ve
dönemde geçiyor) Bu eyaletler Jefferson Davis'in başkanlığı altında Amerika
Konfedere Devletleri adı altında yeni bir devlet kurdular. Kısa bir süre sonra
buna 4 eyalet daha katıldı. Ülkenin geri kalan kısmı (özellikle kuzeydoğu
kısmı) da kuzeyli tarafını oluşturdular. Bir süre sonra iki devlet arasında
savaş patlak verdi.
![]() |
| Lincoln'de görkemli sahnelerden itina ile kaçan Spielberg, aşina olduğumuz sinemasına da gem vuruyor. |
Amerikan İç Savaşı'nın ilk yıllarında hiçbir taraf üstünlük
sağlayamadı. Her iki taraftan da ağır kayıplar oldu ve her iki taraf da geçici
askeri başarılar elde etse de netice alamadı. Savaşın bilançosu da müthişti;
yaklaşık 600 bin insan ölmüştü…
Hatırlayalım, Steven Spielberg 1997 yılında Amistad ile 1839
yılında yaşanmış olan zenci köleleri taşıyan aynı adlı gemide kölelerin
çıkardığı isyan sonrası yaşananlar konu edilmişti. 1830'ların ABD'sinde
sanayileşme yanlısı kölelik karşıtları ile güneyli toprak sahiplerinden oluşan
kölelik yanlıları arasında hızla yükselen ve ilerleyen yıllarda Amerikan İç
Savaşı'na yol açacak olan gerginliği işleyen film yönetmenin filmografisinde
çok fazla önemli bir yer tutmasa da Amerikan tarihine bakış açısıyla ilgili
ciddi ipuçları taşıyordu. Amistad’da bıraktığı yerden, 1865 yılından açıyor
filmi Lincoln.
Usta yönetmenin bütün marifetlerini son derece zeki bir
metin eşliğinde sergilediği film, oyunculuklarıyla ön plana çıkıyor. Hassaten, ‘Sol Ayağım’ ve ‘Kan Dökülecek’
filmlerindeki performansıyla çifte Oscar heykelciğini kucaklamış olan Daniel
Day-Lewis, tarihi bir karakterin nasıl canlandırılabileceğine dair oyunculuk
dersi veriyor.
![]() |
| Tommy Lee Jones ve Sally Field'in gösterdikleri performans da takdire şayan! |
Lincoln, biyografiye sırtını yaslasa da, insanlık tarihinin
en mühim meselelerinden biri olan köleliğin kaldırıldığı "Thirteenth
Amendment - Onüçüncü Değişiklik” yasasının kabul edilme mücadelesine
odaklanıyor. Spielberg, ustalığı ‘taraf olmak’ meselesinde de gösteriyor.
Sezonun flaş filmleri Zero Dark Thirty ya da Argo gibi kuru sıkı bir
milliyetçiliğe pabuç bırakmadan, vatanperverlik dozunu son derece hassas
ayarladığı bir lider tiplemesini başarıyla perdeye yansıtıyor. Ki bu nokta çok
önemli…
Epigrafla girmese son derece minimal bir yapı ile yüz yüze
bırakarak açılışı yapan bir film Lincoln. Çok dar –kadraj ile- bir dünya
tasviri ile başlıyor ve güçlü oyunculukları, sıkı dokunulmuş diyaloglar ile
destekleyerek ilerliyor film. Daha ilk sahneden itibaren D. Day-Lewis’in
karizmatik oyun gücü etkisine alıyor seyirciyi. Ancak, bu izleyicinin epik film
beklentisini karşılıyor anlamına da gelmiyor. Neredeyse tiyatro havasına
bürünmüş bir yapıyı tercih etmiş yönetmen Spielberg.
Galiba işin sırrı da, başta
J. Logan ve P. Webb gibi iki
sinema kurduna yazdırılan senaryonun, son anda vazgeçilerek tiyatro kökenli
(Münih’te de beraber çalışmışlardı) Tony Kushner’e teslim edilmesi. Bu tercih,
filmin yapısını değiştirdiği gibi, Spielberg filmlerinden aşina olduğumuz büyük
kriz anları, yüksek sahnelerin olmamasına yol açmış. Bunun yerine, güçlü
karakterler ve sağlam diyaloglar gelmiş.
![]() |
| Mekan tasarımı, makyaj ve kostüm alanında son derece yüksek bir başarı elde eden film, neredeyse 'salon filmi' denebilecek kadar dar kadrajlar ve kapalı mekanlarda geçiyor. |
En iyi yönetmen, en iyi oyuncu, en iyi görüntü ve en iyi
senaryo dalları başta olmak üzere toplam 12 farklı kategoride Oscar’a aday
gösterilen Lincoln filmindeki tarihi hata, Spielberg ve filmin yapımcı
şirketinin başını ağrıtması bekleniyor. Sinema uzmanları Amerikan tarihinin
dönüm noktalarından olan köleliğin kaldırılmasını konu edinen filminde yapılan
tarihi hatanın Oscar ödül törenleri öncesi Spielberg ve yapımcı şirket için
ciddi sıkıntı oluşturacağı yorumlarını yapıyor.
Sebebi ise şu; Amerika’nın efsanevi başkanı Abraham
Lincoln’ın köleliğin kaldırılması için verdiği 13. Düzenleme (13th Amendment)
tasarısına filmde Connecticut vekillerinin aleyhte oy verdiği gösteriliyor.
Spielberg’in yanlışını ortaya çıkaran Connecticut milletvekili Joe Courtney,
tarihi bir hatayı düzeltti. Filmi izledikten sonra 1865 yılında tasarı için
yapılan oylamada o dönem Connecticut eyaletini temsil eden 4 milletvekilinin ne
yönde oy kullandığını öğrenebilmek için Kongre arşivine giren Courtney, 4
meslektaşının da 13. Düzenleme için lehte oy verdiğini ortaya çıkardı.
Hepsinden ayrı olarak, Lincoln tiplemesindeki başarının
altını kalınca çizmek gerekiyor. Gerek İrlandalı aktörün başarısı, gerek
makyaj, gerekse karakteristik özellikleriyle Lincoln o kadar inandırıcı
yapılmış ki, hayran olamamak elde değil. Bol bol mesele anlatması, örnekleri,
esprileri ve sükunetiyle tarihi karakteri eşine az rastlanır bir başarıyla
perdeye taşıyor Spielberg ve Day-Lewis. Bu kadar değil, senaryonun hakkını vermek
lazım. Tarihe geçen konuşmalardaki belagat ve hitabet müthiş.
Ezcümle; meydana geldiği dönem, her ne kadar kanlı ve
karanlık olsa da, giriş sekansı dışında savaşa, şiddete yer verilmeyen
Lincoln’de, yönetmenin ve oyunculukların ustalığı göz doldurulurken, Oscar’a da
göz kırpılıyor. Başta da vurguladığım gibi, meseleye uzak kişilere hayli sıkıcı
gelmesi de muhtemel.












