2 Şubat 2012 Perşembe

Nihayet raflarda



Her sanat eserinin bir kaderi olduğuna fena halde inanırım. İçeriği ne olursa olsun hem de. ister çok kaliteli bir kitap, isterse acele yazılmış. yalapşap. Kaderi ne ise o vuku buluyor. Bu anlamda Ben Sonra Ağlarım biraz bahtsız bir kitap diyebilirim. Baskıdan çıkalı iki aya yakın bir süre olmasına rağmen, bir türlü dağıtıma giremedi. Aslında yazarıyla çok ilgili olmayan bu sıkıntılı durum, kaderiyle ilgiliydi. 


Buna rağmen bir heyecan var tabi... 


Blog okurlarına hem gecikmeden özür babında, hem de kitabı yazarken ki hislerim bilinsin diye kitabın önsözünden bir kolaj aktarıyorum. en altta da kitabın satışının yapıldığı bazı linkler bulacaksınız. 


Mecburi hikayeler!

Bu kitap hiç bir zaman olmayacaktı!


Eğer Türk sinemasının olmayan endüstrisi, hiç bir zaman ayağa kalkamayan sanat anlayışı, yetişmeyen sanatçısı, kırık dökük teknik altyapısı değişebilseydi...


Bu hikayeleri bir arada okuma imkanı bulamayacaktınız; Kalem ve düşünce erbaplarının cesaret verici görüşleri ve şevk veren destekleri olmasaydı.


Elinizde tuttuğunuz kitabın içindeki hikayelerin çoğu film (en azından kısa film) olmak üzere tasarlandı, kaleme alındı. Hatta bir çoğu sinopsis aşamasından bile geçip tredman, story-boardı çıkarılmış film malzemesi oldu.


...


Henüz 5 yaşında komşu evin avlusunda kurulan projeksiyon makinesini kurcalayan bir sinema meraklısı olarak, karşılaştığım her olayı, tanık olduğum her vakıayı film düzleminde hafızama kodlar hale geldim. Hafızamı film şeridi, gözlerimi kamera vizörü gibi -çoğu zaman bilinç dışı olarak- kullandım.
...


Edebiyat ile sinema arasında çok önemli iki fark var bence:
İlki yazar ile yönetmen arasındaki fark...


Biri yaratıcının bahşettiği yeteneği son derece lineer bir araç kullanarak muhatabına aktarıyor. Birikim ile yeteneği mezcederek kalemle şekil verip okuruna havale ediyor gerisini. Okur, kendi muhayyilesi nispetinde zevk alıyor, anlam üretiyor. Diğeri, yani yönetmen ise, yetenek ve birikimi ne olursa olsun bir çok bağlayıcı sebep ile kuşatılmış durumda. 
...


Okumaya başladığınız bu kitap kesinlikle iddialı bir çalışma değil. Hele hele
yazarının ‘hikayeci’ titri almak gibi bir düşüncesi hiç yok. Belki bir paylaşma arzusu var denilebilir. Sıra dışı olayları, anlaşılmaz derinleşmeleri, içe doğru konkavlaşmayı paylaşım.



Kitabı bulabileceğiniz bazı linkler:

http://www.karakutuyayinlari.com/kitap-ben-sonra-aglarim.htm

http://www.idefix.com/kitap/ben-sonra-aglarim-m-nedim-hazar/tanim.asp?sid=XOS8VRE0MS6AP2NHRPVY

http://www.okuoku.com/tr/ben-sonra-aglarim-butun-hikayeler-m-nedim-hazar-pid168822.html

http://www.limonkitap.com/kitap/ben-sonra-aglarim-butun-hikayeler-p518156.html

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=595312

Griftar olmuşum bunca nisyana




Yorum yazan güzel yazmış; kentin süslü duvarlarına atılan sert bir tokattır bozlak! 

Şükrediyorum, o halde varım!

Pht: Kamyar Adl



Darb-ı meselin öyküsü meşhurdur:

Allah ondan razı olsun, İbrahim Ethem,

Bir dervişe rast gelir,

Sorar halini hatırını;

‘Bulursak şükrederiz, bulamazsak sabrederiz’ der derviş.

‘Onu köpekler de yapıyor’ der gönül sultanı.

Esas marifet;

‘Bulunca dağıtıp, bulamayınca şükretmekte!’

Abartılır Descartes,

İş mi yani; var olmak için düşünmek!

Mağfiret şükretmekte.

Ki varlığı bilelim!

Dönüşüm



Anladım ki, sadece bir dili yok yağan karın.

Yağmurun tek lisana hapsolmadığı gibi.

Herkes için ayrı anlam ifade ediyor usul usul indikçe.

Ve bizler onu izlerken aramıza soluğumuzun buharlarını koyarak.

Terli camları aşıp,

Elimizden tutuyor kar tanesi.

Alıp farklı farklı diyarlara götürüyor ayrı ayrı.

İşte bir kız çocuğu…

İlk baharı görmüş kelebek gibi mutlu karda.

Koşuyor, zıplıyor çığlık çığlığa.

Bembeyaz bir hüzün sarkarken saçaklardan,

Çocukça masumiyetin beyazlığında çırpıyor şen şakrak kollarını.

Kozasından çıkıyor;

Kelebek oluyor çırpındıkça.

Eskiz


Bir kalemtraş gibi hayalin.

Düşündükçe kısalıyor kalemim.

Önümde sayfaları açık kirli bir defter.

Söyleyip de yazamadıklarımı,

Yazıp da söyleyemediklerimle

alt alta koyuyorum.

Fazla silgin var mıydı?

Kırılgan

Pht: Jean Haynes

Rüzgarın insafına kalmış pencere pervazı gibi göğüs kafesim.

Ve hayalin uzaktan lodos gibi vuruyor bedenimi.

Ne ki;

Kırıldı kırılacak.

Camdandır kalbim.