Nuri Bilge Ceylan sinemasına dair kitaplar dolusu
değerlendirme yazılabilir. Şüphesiz sayfaların çoğu övgü ve takdirle dolu
olacaktır. Az da olsa eleştiri alan yönleri de vardır mutlaka.
Ünlü yönetmen, bugüne kadar çektiği filmlerde en çok
‘sözsüzlük’ yönüyle eleştiri alırdı. “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmi ile
bırakınız sözsüz anlatımı, neredeyse gereğinden fazla konuşan, hatta ‘geveze’
denebilecek bir film yapan yönetmen, son filmi Kış Uykusu’nda neredeyse tüm
filmografisindeki yapımların toplamı kadar söze müracaat ediyor.
Sanatçı ile sanatı
arasındaki inşa süreci başlamadan galiba iki tür ilişki oluyor. Ya üreteceği
eser zihninin bir yerinde tohumlanıyor ve zamanla büyüyüp, kendi sitoplazmasını
çatlatarak dışarı taşıyor. Bu süreç kimi zaman öyle kısa da sürmüyor, on yıllar
boyu süren projeler biliyoruz. Ya da aniden, sanatçıya has bir ilhamla
kurgusuz, disiplinsiz, plansız üretiliyor.
Kış Uykusu,
Cannes’da ödül alırken, bir sinema bilgesinin sadece bu festivaldeki
serencamına bakarak sanatını nasıl ilerlettiğini görmenin mümkün olduğunu fark
ettim. İlk kısa filmi Koza’dan itibaren Nuri Bilge Ceylan sineması uluslararası
takdiri hep gördü ve fark edildi. Kış Uykusu, bir yönetmen sinemasının vardığı
noktaydı.
Nuri Bilge Ceylan
sineması hakkında geniş ve genel birtakım değerlendirmede bulunmadan, Kış
Uykusu’nu tek başına ele almak çok fazla anlam ifade etmeyecek sanırım, ancak
nihayetinde vizyona giren ödüllü bir film söz konusu. NBC’nin tüm filmlerini
ele aldığımızda Uzak ve Üç Maymun’un birer mihenk taşı olduğunu söyleyebiliriz.
Bir zamanlar Anadolu’da ise yönetmenin sinemasının tam karşılığında bir yerde
durur. Görselliği, diyaloğu, ritmi ve karakter inşasında tam kendi kıvamında ve
tadında bir iş vardır Bir Zamanlar Anadolu’da (BZA) filminde. Ceylan, herkesin
beğendiği ama bir sinema filmi için doz aşımı sayılabilecek görsellik ile
insan/öykü arasında balansı tutturduğu BZA, Kış Uykusu’nun ayak sesleriydi
şüphesiz.
Elbette Kış Uykusu
için de söylenecek çok şey ve izaha muhtaç kimi meseleler var, lakin şurası
kesin: Yerelden yola çıkarak evrenseli yakalayan bir sanatçıya sahibiz. Bu
nedenle Kış Uykusu’nun hikâyesinden ziyade karakterleri ve mekânı önem
kazanıyor.
Yıllarca tiyatro
yaptıktan sonra kızı yaşındaki eşi ve ablasıyla bir taşra izbesinde otel
işleten Aydın’ın küçük ama engebeli dünyasında gezdiriyor bizi 3 saati aşkın
olan film. Ceylan, bu kez görüntünün şehvetine kapılıp kalmıyor ve filminin
odağına insanı yerleştirmeyi başarıyor; insanı ve en temel, kadim insani
meseleleri. Bin kere aynı yere baksak da, biz sıradan fâniler ile bu tür
sanatçıların gördüğü şey aynı değil. Bunu da Nuri bilge Ceylan’ın her
kadrajında görmek mümkün. Kış Uykusu’nun etkin ve farklı gücü öncelikle buradan
geliyor. Filmin daha ilk karesinden itibaren oluşturulan resimler daha önce
görmediğimiz şekilde etkileyici ve filmin önemli unsurlarından. Gerek haricî
planlar, gerekse otelin tüm kapalı bölümleri ayrı bir görselliğe sahip. Bu
etkileyicilikte mekân tasarımı, ışığın büyüleyici kullanımı ve zaviye
tercihleri de önemli.
5-10 yıl önce
çekmiş olsa, aynı kadrajı ve kahramanları çok suskun görecektik belki,
dolayısıyla filmin ikinci önemli yanı da burada ortaya çıkıyor: Kış Uykusu
karakterler ve bu karakterlerin çatışması üzerinden ilerleyen bir film. NBC
sinemasının daimî unsurlarından biri olan eril hâkim karakter ve çevresiyle
olan ilişkisizliği Kış Uykusu’nda da aynen devam ediyor. Aydın karakteri
ismiyle müsemma bir marazi arketip. Bununla beraber yine daha önceki
filmlerinde olmadığı kadar (Bir Zamanlar Anadolu’da müstesna) defolu yan
karakter var filmde. Bir tür marazi tipler alegorisi gibi. Filmin ön plandaki
tüm oyuncuların üstlendikleri tiplemelerin hakkını vermesi, Kış Uykusu’nun
handikap gibi görünen uzun süresini tolere ediyor.
Ve şüphesiz iki
ana akım sanat dalının; resim ile edebiyatın pek az filme nasip olan bir uyumlu
birlikteliği söz konusu Kış Uykusu’nda. Aslında çok riskli bir beraberliği
titiz diyalog ve –az da olsa- müzikle mezcetmeyi başarıyor Ceylan.
Ezcümle; mikro
ölçekli bir sınıf çatışmasını, aile ilişkileri bağlamına ustalıkla oturtan Kış
Uykusu, sözün merak edici etkileyiciliği ve görselin şiirselliğiyle birkaç
saatliğine resimli bir roman dünyasına taşıyor izleyiciyi. Süresinin ürkütücü
uzunluğuna kanmayıp kurgulanan bu usta işi dünyayı görmek lazım.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder