Dediğim gibi, gayrı meşruluğu hafifletmek değil amacım, lakin yazarın tuttuğu noktalardan biriin doğru olduğuna inanmıştım o gün…
Yazının konusuyla çok ilgili değil ama Necmettin Erbakan’ın cezasının tamamlanmasından sonra tekrar siyasete döndüğünü öğrendik bugünlerde.
Rahmetli Ecevit’in son demlerinde de yazmıştım; ne büyük bir tirajedidir bir insan için bu durum! Ömrünü siysetin, sert, katı ve soğuk ortamlarında tüketeceksin ve tıpkı atların ayakta ölmesi gibi ölüme dahi siyasi kostümlerinle gideceksin.

Bana göre çok hazindi bu tablo…
Allah selamet versin Süleyman Demirel’i de nerede görsem aynı hisse kapılırım…
Yaşı bilmem kaç olmuş, hala kravat, hala takım elbise, hala asık bir yüz ifadesi, hala siyaset, hala memleketi kurtarma histerisi…
Sayın Hoca’da da farklı bir durum yok. Neredeyse iki büklüm olmuş bir sırt, perişan bir yorgunluk hali ama hala memleketin kurtarılmaya ihtiyacını olduğunu ima etmeler filan…

‘Yahu bırakınız biraz da başkaları memleketi kurtarsın’ diye geçiriyor insan içinden. Siz sırtınızın kamburunu bir ağaca yaslayınız, paçalarınızı kıvırıp ayaklarınızı serin bir suya daldırınız, sarkık gıdılarınızı sıkmaktan morartan gömleğinizin en üst düğmelerini açınız, kravatınızı çıkarıp ceket cebinize tıkınız, gömleğinizin eteğini pantolonunuzdan çıkarıp dışarı sarkıtınız…
Siyasetin büyüsü müdür yoksa laneti midir bilemem ama, ideolojisi, görüşü ne olursa olsun, siyaset düzleminin hangi cenahında olursa olsun, politika yapma hırsı hep aynı oluyor sanırım. Siyasi hırs ve beklenti baz alındığında, sayın Erbakan ile Sayın Demirel’in milim farkı kalmıyor. Rahmetli Ecevit ile rahmetli Türkeş’in de bir farkı olmadığ gibi.

Nietzsche, devleti tarif ederken enteresan ve ürkütücü bir cümle kullanır: “Soğuk demirlerin en soğuğuna devlet denir.”
Bu tarif bağlamında baktığımızda biz türklerin devletin hasına sahip olduğunu düşünmemiz abartı olmayacaktır.
Ama bir de başkaları var tabi…
1999 yılında Danimarka’ya gitmiştim. Yanımda benimle beraber gezen oralı bir dostum, biraz ileride; yolda bisiketiyle giden bir adamı gösterdi, “Başbakanımız” dedi. Şaka yapıyor sanmıştım. Gerçekten de öyleymiş, başbakan bisiklet ile işe gidiyormuş!
Monica Skandalı sonrasında, görev süresini tamamlayan Bill Clinton’un Beyaz Saray’dan ayrılırken bir klip çektiğini biliyor muydunuz? Bildiğiniz film klibi. Üstelik mizah dozu epey yüksek. Clinton o filminde Beyaz Saray’da çamaşır yıkıyor ve bisiklekte koridorlarda geziyordu!
Recep Tayyip Erdoğan da benzeri hislerle bir ata binmeyi denemiş, düşme sonrasında yapılan insafsız eleştiriler ile şimdi o tür bir şeye tevessül dahi etmiyor. Yani kimse bisiklete binmeyecek bunu biliyoruz!Hadi diyelim siyasi liderler kontrol edemez bir şekilde hayatlarını bu soğuk demirlerin en soğuna fena halde bağlıyor ve kolay kolay kopamıyorlar. Peki bunu dengeleyecek unsurlar yok mu?
Bakalım…Kal Penn ismini duydunuz mu hiç?
Kendisi bir artist, oyuncu yani. Öyle ahım şahım filmleri yok. Hindistan kökenli, iyi eğitimli ve daha çok Amerikan dizilerinde oynayan bir oyuncu. En son House M.D. dizisinde Dr. Lawrence Kutner rolüyle izliyorduk onu…
Popüler dizinin 5. Sezonunda 20. Bölüme gelinmişti ki, ani bir şekilde Dr. Kutner intihar etti! İzleyiciye ilk başta anlamsız ve şaşırtıcı gelen bu gelişmenin ardında çok enteresan bir gerçek yatıyordu. Kal Penn, yeni başkan Obama’ya yardım etmek üzere Beyaz Saray’a transfer olmuştu. Başkan Obama, kadrosunu kurarken sadece siyasetçilerden, diplomatlardan yardım almamıştı. NBA liginde ter döken basketçilerden oyunculara kadar son derece zengin bir kadro kurmuştu. Kal Penn’in bu transferini anlayışla karşılayan House M.D. ekibi, yaratıcı zekasını mükemmel kullanmış ve önemli bir karakterin ani ayrılışını müthiş bir intihar mı-cinayet mi? Düğümü ile reytinge çevirmeyi başarmıştı!
Yanlış anlaşılmasın, devlet erkanının zaman zaman sanatçıları, bilim adamlarını davet edip onlarla vakit geçirmeleri elbette küçümsenecek bir şey değil. Ama bulundukları mekana, her gün soludukları ortama sürekli katkı sağlayacak sanatçı ve renkli simaları dahil etmeleri, ilk başta çizdiğim o koyu, katı, soğuk ve bunaltıcı tabloyu en azından yumuşatacaktır.
Biliyorum; Ne Demirel, ne Erbakan, ne Erdoğan, ne Gül, ne Bahçeli, ne de Baykal bu saatten sonra şort ya da çizgili pijama giyip, mesire yerde tek kale maç yapacak durumda değil.
Ama küçük bir fırça darbesi yeter o kasvetli ortamlarını renklendirmeye…

Demirel,Erbakan,Baykal.Gölge etmesinler başka ihsan istemeyiz...Leyla D.
YanıtlaSilDoğru ya bir de Bahçeli vardı.İnsanların belli bir yaştan sonra araba kullanmaları bile tehlikeliyken,bu zatı muhteremler memleketin direksiyonunu çevirme derdindeler hala.Berber berber değil ama başımız Allah'a emanet..
YanıtlaSilLeyla D.