Su kesiksiz hareket, zikir, ahenk, şırıltı;Akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı.
Kainatta ne varsa, suda yaşadı önce;
Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.
Necip Fazıl
Güneş Sistemi’ndeki diğer 63 gök cisminden hiçbirinde yaşamın temel şartı olan su bulunmuyor. Bilinen tüm sıvılar ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+ 4 °C’ye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir.
Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde ve denizlerde hiçbir yaşam kalmayacaktı. Bu bilgiler Japon bilim adamı Prof. Dr. Masaru Emoto’nun içinde 70’ten fazla kristal resmi bulunan ‘Message from water’ adlı eserini gördükten sonra daha da anlam kazanıyor. Prof. Emoto’nun suyun biyo–fizikî özelliklerini araştırarak ortaya koyduğu gerçekler insanın tüylerini diken diken ediyor: ‘Su cansız bir madde değil; canlı ve duyguları algılayan kristallerden oluşmaktadır. Su çevresinden pozitif ve negatif bilgileri alır ve ona göre tepki verir.’

Emoto, üç yıl kadar önce mikroskopla yaptığı araştırmalarda, donmuş su kristallerinin dış tesirler karşısında çok değişik şekillerde reaksiyon gösterdiğini keşfetmiş. Bu araştırmalara göre su kristalleri, dış çevre tesirlerinin yanı sıra, müzik, söz ve kavramlara da tepki veriyor. Prof. Emoto, öncelikle su kristallerinin nasıl farklı şekillerde davrandığını, büyüleyici bir yapı göstermesine karşılık, temiz dağ suyunun berrak ve düzgün kristal yapıları ihtiva ettiğini görüyor. Ayrıca, çocukları, su ile konuşturarak su kristallerinin verdiği tepkileri gözler önüne sermiş.
Sonuç insanı hayrete düşürecek kadar çarpıcı: Su, ne kadar sevgi, duygu ve âhenk dolu söz ve musikî ile karşılaşırsa; altıgen kristal yapısı da o kadar güzel ve düzgün olmaktadır. Meselâ çekilen fotoğrafların birinde suyun yanında “şeytan” dendiğinde, kristaller kaotik bir biçime girerken, diğerinde de güzel sözlerle dua edildiğinde, suda, berrak ve estetik yapısı ile mükemmel bir altıgen ortaya çıkıyor. Kitabına koyduğu fotoğraflarla birlikte insan derin bir tefekkür seansına giriyor adeta. (Resimleri buradan görebilirsiniz.)
Suyun bu özelliğini fark ettikten sonra insanın önüne inanılmaz bir deney düzlemi açılıyor. Emoto da öyle yapmış. Hemen musluk suyuyla, kaynak sularını karşılaştırmış. Tahmin edebileceğiniz gibi, özellikle büyük kentlerdeki (Londra, Paris, Frankfurt, Tokyo) su kristalleri deforme olmuş ve daha koyu renge sahip bozuk şekillere sahipken, kaynak suyu kristalleri çok daha enfes ve beyaz şekle sahipler.

Müziğin insan psikolojisi üzerindeki etkisini biliyoruz. Bu konuda kıymetli sanat–bilim adamı R. Oruç Güvenç Hoca’nın çalışmaları da hemen akla geliyor. Güvenç ve ekibi, özellikle ruhsal sıkıntı çeken hastaları tedavi ederken müzik eşliğinde ne kullanıyorlar dersiniz? Elbette ki su! Bir yandan tınısı insanın içlerine nüfuz eden melodiler yükselirken, diğer yandan ekipten iki kişi bakraçlara doldurdukları suları taslarla alıp tekrar döküyorlar.
Emoto buna benzer bir deney yapmış. İki müzik hoparlörü arasına birkaç saatliğine su koyarak suyun donduktan sonraki kristal formlarını fotoğraflamış. Aynı tip su kristallerine önce Beethoven’ın pastoral müziğini dinleten Emoto, su kristalinin çok güzel şekillendiğini, heavy metal müzik dinletilen su kristalinin ise tamamen şekilsiz ve dağınık olduğunu fotoğraflarla tespit etmiş.
Anne karnında suyun içinde 9 ay bekleyen, vücudunun büyük bir kısmı sudan ibaret olan insanoğlu, dörtte üçü sularla kaplı bir gezegende sadece kendisinin bilinçli olduğunu sanıyor. Oysa su kristallerinin bile kalbi var, kulağı var, hafızası var. The Abbys filmini anımsayın lütfen. Okyanusun binlerce metre altındaki o müthiş medeniyet fantasyasını! Sadece kendimiz ya da çocuklarımıza değil; eşyalarımıza, yiyecek, içeceklerimize bile çirkin görüntü, ses izletmememiz, dinletmememiz gerektiğini anlıyoruz. Bu kadar bilgiyi edindikten sonra gel de, Washington’daki sular ile Bağdat’taki su/yağmur/kar arasındaki bahtsız karşılaştırmayı yapma!

Dr. Masaru Emoto - What If? The Movie - Click here for the most popular videos
Büyüleyici ve esrarengiz.İlk bakışta çicek şekli verilerek işlenmiş pırlantalara benziyorlar.Görüntüleri bir yana,seslere tepki vererek o şekillere bürünmeleri son derce etkileyici.Bundan yola çıkarak;insan vücudunun da büyük bir oranla sudan teşkil olduğunu düşünerek,belki şöyle uçuk bir yorum yapılabilir.Durum buysa,yani su,çevredeki seslerden etkilenerek şekil alıyorsa(her ne kadar burada dondurulmuş sudan bahsediliyorsa da) insan vücudundaki su da bulunulan ortamlardaki seslerden etkilenip insan karakterini oluşturmada büyük bir etkiye sahip demektir.Buna paralel olarak daha da uçuk bir şey geliyor akla.Mesela psikopat bir katilin vücundaki dış etkenlerle(bozulmuş??)olan su bilimsel yollarla vücuttan çekilse ve yerine saf ya da hani güzel sesler dinletilmiş su enjekte edilse katil,kötülükten eser kalmamış bir hale gelirmi acaba.Kimbilir..Leyla D.
YanıtlaSil