19 Nisan 2010 Pazartesi

Kosmos: Bir gün şehre bir deli gelir!

Anadolu’nun en beylik klişelerindendir: Delilik ile velilik arasında ince bir çizgi vardır. Abdallık ile aptallığın arasında olduğu gibi! Vaktiyle haber amaçlı ziyaret ettiğimiz bir deli; “Allah bir takım armağanlar verdikçe akıldan alır karşılığında’ demişti. Bir tür denge meselesiymiş. Hani bir takım ihsanların ağırlığını çekemezmiş akıl! Öyle dediydi deli…

A Ay (1998) ile keşfettiğim, Kaç Para Kaç’ını (1999) beğendiğim, Korkuyorum Annesi’ne (2004) epey güldüğüm, Beş Vakit’ine hasta olduğum, Hayat Var’ını (2008) tutmadığım yazar yönetmen Reha Erdem son filmi Kosmos’da Stephen King’in o meşhur The Green Mile – Yeşil Yolu’ndaki John Coffey tiplemesine benzer bir meczup-veli karışımı kahramanın peşine düşürüyor bizi. Ve bir Reha Erdem filmindeki her şey olması gereken yerde Kosmos’da. Tablo gibi resimler, iyi ve doğal oyunculuk, sıra dışı masalsı anlatım ve dozunda müzik. Bir tek ses kullanımı konusunda –sanırım- farklı düşünüyoruz sevgili Erdem ile. Eğer hayatı filmlerindeki gibi algılıyorsa epey acı çeken bir yönetmen olmalı Reha Erdem. Zira seslerin kaotik birlikteliği çoğu zaman dehşetengiz bir kakofoni olarak yansıyor bana. Derinlemesine analiz etmeden önce hikayeyi size aktarayım izninizle: Orhan Pamuk romanındaki gibi bembeyaz bir kış günü Kars’ın dağlarından deli gibi koşturan tuhaf bir adam iner dere kenarına. Ayakkabısının içinden çıkardığı paradan anlarız ki, çok tekin bir adam değildir. Hırlı mıdır, hırsız mıdır tam anlayamadan biz, derede cansız bir şekilde kapılıp giden bir çocuğu kurtarır bu adam. İsminin Battal olduğunu söyler sonra kahvedekilere. En az kendisi kadar tekinsiz bir tip olan, kurtardığı çocuğun ablası ismini ‘Neptün’ olarak söyleyince o da ‘Ben de Kosmos’um’ deyiverir. Fonda askeri tatbikat gürültülerinin olduğu küçük çaplı bu Anadolu kentinde o andan itibaren tuhaf şeyler yaşanmaya başlar. Bir yandan mucizeler yaşanırken, diğer yandan adi suçlarda da patlama yaşanır. Kimdir peki bu Kosmos, melek midir yoksa şeytani bir dolandırıcı mı?

Hemen ifade edeyim; sakın afişine aldanıp da uzak doğu, Kaplan ve Ejderha tarzı bir film zannetmeyiniz. Mekan tasarımı, karakterleri, olay örgüsü ile hasından bir yerli film. Erdem’in tercih ettiği parçalı anlatım tarzı zaman zaman zorlasa da izleyiciyi bolca merak unsuru içeren, çoğu zaman masal tadı barındırıyor Kosmos. Filmin giriş sekansını izlerken aklıma Neil Jordan’ın o şahane filmi ‘We’re No Angels-Biz Melek değiliz’ geldi. Hani iki adi mahkum sınırdan geçmek isterken, kasabalılar onları değerli iki din adamı zannediyor ve istenmeden yaşanan mucizelere tanık oluyorlardı!Ancak film ilerledikçe bambaşka bir formata büründü öykü. Yine Hollywood’dan örneklemek gerekirse Nora Ephron’un Michael filmine benzer bir tema oluşmaya başladı. John Travolta’nın Sermet Yeşil’den farkı kanatlarıydı!


Kosmos başlangıcı ve bitimiyle neredeyse dört başı mamur bir Türk filmi. Son dönemde dramaturgisi bu kadar sağlam yerli filme rastlamak çok zor açıkçası. Ancak bambaşka alanda bir takım sıkıntılar taşıyor Erdem’in filmi. Bunların başında hikayenin ruhu geliyor. Şükür ki, iğreti ve sentetik köylü tiplemelerini Faruk Kenç döneminde bıraktık. Dolayısıyla Kosmos’daki tiplemeler, mekanlar, diksiyonlar, aksiyonlar alabildiğince yerel. Lakin diyaloglarla ilgili çok ciddi bir sıkıntı gördüm şahsen. Belli ki yönetmen başta başkarakteri olmak üzere, önemli karakterlerin repliklerine iyice kafa yormuş, epey araştırmış. Ancak çoğu kez rahatsızlık veren bir yapaylık sızdırıyordu diyaloglar. O kadar ki bir ara Recep İvedik’in nenesine söylediği, ‘Ekinler boy vermeden kör buzağı topallamazmış’ türü bir boşluk hissine kapıldım şahsen. ‘Sağ köpek ölü aslandan iyidir’ filan türü metinler belli ki bir derinliğin derdiyle eklemlenmiş senaryoya ama öylesine sallanıyor havada.

Bununla beraber sağlam bir Kars peyniri gibi ‘Makta’ndan bakınca epey oylum ve katman da içeriyor Kosmos. Keşke biraz daha derinlikli metin çalışması ve terminoloji araştırmasına girişseymiş yönetmen. Zira ‘Şifacılık’ gibi kültürlere ve inançlara göre değişkenlik arz eden hassas bir alanda at oynatmak kolay değil. Meslenin zahir/batın ilişkisine batı kültürel kodlarıyla bakmak ayrı bir şeydir, doğu erdemiyle bakıp, hikmet peşinde olmak apayrı. O kadar ki, film ortalarında bir yerde Doğu hikayesi olmaktan çıkıp ciddi ciddi Western tadı vermeye başlıyor.

Bir de hikayenin bazı yönleriyle ziyadesiyle eklektik olması rahatsız edici… Toparlarsak; Kosmos, Türk sinemasında kolay yakalanmayacak bir iksiri başarıyla tutturuyor ve evrensel bir sinema diliyle seyircisine yansıtıyor. Vizyona giren diğer yerli yapımları görüp kırılan umutlarımız bir nebze olsun şifa buluyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder