1 Ekim 2010 Cuma

The Good Heart: Hayat bir Hindistan cevizidir!


Modernizmin tarihi biraz da yalnızlaşma tarihidir. Mimari yapıdan sosyal alanlara kadar her şey insanın yalnızlığa doğru yol aldığının delilleri ile dolu. Evleri dilim dilim odalara bölüyoruz misal. Herkesin bir odası olsun istiyoruz yalnız kalacak. Ve hayatı o kadar çok gereksizliklerle tıka basa dolduruyoruz ki, kalabalıklar içinde bile yapayalnız kalıveriyoruz. Toplu taşıma araçlarına bir bakın isterseniz, kitle halinde yol alan onlarca yalnız insana şahit olacaksınız!

İzlanda kökenli Fransız yönetmen Dogu Kari’nin son filmi ‘İyi Yürek – The Good Heart’ bu büyük, modern kazana daldırıyor kepçesini ve yalnızlaşan insanoğluna dair iki şahane örneği önümüze servis yapıyor. Filmin orta yerinde şöyle bir şey söyletiyor kahramanlarına: “Hayat bir Hindistan cevizidir! Dışı sert. Doğru alet edevatın yoksa ya da nasıl kıracağını bilmiyorsan işe yaramaz bir şeymiş gibi görünebilir. Ancak nasıl kıracağını bilirsen, içindeki tatlı sıvıya ulaşabilirsin. Ancak esas olay hindistancevizini kendine saklaman değil, önce nasıl açacağını öğrenip sonra da Hindistan cevizi olmayan biriyle paylaşmalısın. Böylelikle mutluluğun ne olduğu daha iyi anlayabilirsin.”

Dogu Kari, çok yönlü bir yönetmen. Filmlerinde kostüm tasarımından, mekan tasarımına, müzik temasından, makyaja kadar bir çok şeyi kendisi üstleniyor. Ancak en önemli özelliği hayatı algılayış ritmi ve perspektifi. Filmlerine hakim olan ‘kapalı mekan’ havası onun ‘Sit-com’ merakından kaynaklanıyor. Öte yandan sanat filmi derinliği ve dinginliği de var. Parisli yönetmen iki türün kendince önemli özelliklerini mezcettiğini düşünüyor.

İyi Yürek’in konusuna gelince: Hayata doğru ve hayattan doğru diyebileceğimiz iki insanı çakıştırıyor yönetmen. Bunlardan biri genç Lucas. Ki bu rolü futbolcu Lionel Messi’ye acayip derecede benzeyen Paul Dano oynuyor. Lucas hayattan bıkmış, ölmek isteyen bir sokak adamı. Ancak içinde inanılmaz bir merhamet ve iyilik hissi var. Ne ki zaman zaman karamsarlık ağır basıyor ve intihar ediyor Lucas. Bileği kesik şekilde hastanede gözünü açtığında şu soruyu soruyor: ‘Öldüm mü?’

Diğer kahramanımız Jacques ise tam bir mendebur ihtiyar. Diksiyonu, jest ve mimikleri ile Brian Cox öyle bir usta oyunculuk gösteriyor ki, insan hayranlıkla izliyor. Bu huysuz ihtiyar, köhne bir bar işletiyor ve köpeği ile beraber yaşıyor. Bilumum kötü alışkanlığa sahip; berbat beslenme, sigara, alkol… Ve Geçirdiği beşinci kalp krizi neticesinde Lucas’ın yanındaki yatağa savuruyor onu kader. O kadar huysuz ki, hastane kadrosu bile Jacques’e ‘Ölmedin gitti’ diyebiliyor. Bu enteresan tesadüf/tevafuk iki yalnız kahramanın kaderini birleştiriyor. Lucas, asabi ihtiyarın yanında işe başlıyor ve onunla yaşıyor. Hayat, paylaşınca bir an için yoluna bile giriyor gibi görünüyor. Ne var ki, aynı hayat ne yazık ki düz bir çizgiden oluşmuyor. Bir gün barın kapısından ıslak, gözleri yaşlı ve sarhoş bir hostes kız giriyor: April. Bu hüzünlü kadın, Jacques ve Lucas’ın arasına giriyor adeta. Kurulan tüm dostluklar, yapılan iyilikler birden bire tehlikeli sulara doğru yüzüyor. Ve şaşırtıcı bir final ile yönetmen, bizi tekrar yalnızlığın rıhtımında kendi başımıza bırakıyor.

İyi Yürek her şeyden önce çok sağlam bir yazılı metne sırtını dayıyor. En küçük bir israfın olmadığı diyaloglar ve gereksiz, abartılı Holywood klişeleri yok filmde. Sonra ritim ve atmosfer… Son derece sahici ve gerçekliğe uygun. Filmin en güçlü yönü ise oyunculukları. Usta oyuncu Cox’a genç oyuncular layıkıyla eşlik ediyorlar. The Good Heart-İyi Yürek belki hayata dair çok fazla çözümleme sunmuyor, belki yönetmenin böyle bir kaygısı da yok ama, en azından yalnızlığa dair gerçeğe şahitlik eden bir kamera var. Her ne kadar ağır akıyor gibi dursa da dramatik aksiyonu son derece sağlam bir film İyi Yürek. Her ne kadar finalde bize tersten tokat atsa da… Film boyunca gizliden gizliye gıdıkladığı içimizdeki Polyannayı bir anda yüz üstü bırakıveriyor yönetmen. 


The Good Heart - Bande-Annonce / Trailer [VO]
Yükleyen Lyricis. - TV dizilerini ve programlarını online izleyin.

4 yorum:

  1. .............

    YanıtlaSil
  2. “Hayat bir Hindistan cevizidir! Dışı sert. Doğru alet edevatın yoksa ya da nasıl kıracağını bilmiyorsan işe yaramaz bir şeymiş gibi görünebilir. Ancak nasıl kıracağını bilirsen, içindeki tatlı sıvıya ulaşabilirsin. Ancak esas olay hindistancevizini kendine saklaman değil, önce nasıl açacağını öğrenip sonra da Hindistan cevizi olmayan biriyle paylaşmalısın. Böylelikle mutluluğun ne olduğu daha iyi anlayabilirsin.”

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Bilirsiniz, bir Afrika hikayesi (atasözünden mi geliyordu?): Beyaz adam yük taşıyan Afrikalıya neden durduğunu sorar. Cevap 'geride kalan ruhumu bekliyorum' olur.
    Dünyaya, çevremize açık olduğumuz oranda kaydettiklerimizi değerlendirip özümsememiz için kendi başımıza kalmaya ihtiyacımız var. Aynen rüyalarımızda yaptığımız gibi. Tasnif ve yoruma zaman bulamadan sürekli kayıtta olmak ya da uykusuzluk, ikisi de adamı deliliğe götürür. Mesele bu içe dönüşü tadında bırakmakta bence...

    YanıtlaSil