![]() |
| Pht: Miha Pavlin |
Soğumuştu mevsim ardından bakarken. Soğuktu dilsiz duvarlar, içine kirli su birikmiş kaldırımlar. Bulut perdelemişti mavi gökyüzünü.
Ketumdu üstelik semalar. Vermedi ödünç bir damla yaş bile. Islak kaldırımlarda yankılandı ayak seslerin.
Ve gittin...
Yitirdim güneşimi, serin bir koyuluğa dönüştü gümüşten kumsallar. Eteklerine tutunmuştu yeşil yapraklar, ağaçları çıplak kaldı yüreğimin.
Gittin bereketini yitirdi, kurudu topraklar. Yer değiştirdi mevsimler, umutsuzca kanat çırptı börtü böcek. Gelmedi beklenen bahar...
Kışı başlattı gidişin. O kış ki, mutlak bir memnuniyetsizliği müjdeledi şeytani bir hazla insanlara.
Çünkü gitmiştin...
Yarım kalmıştı masal. Boğucu bir nem tıkamaktaydı genizlerimizi. Bir masal kahramanı gibi dalgalandırarak denizleri, silkeleyerek derin maviliği gitmiştin çünkü. Okyanuslar takıldı gözbebeklerime. Her gün bir damla alıp, her gün, her gece birer birer damlatıp. Keder damıtarak baktım uzaklara.
Ayrılığın soğuk yalnızlığı yapışıp kaldı sana hoşçakal diyen ellerimde. Gittin, evlerin camları keder buharından oluşan şekillerle kirli artık. Bacalarından kurum fışkıran kem ruhların ışıldayan gözleri karartıyor şehirleri.
Bu şehirler ki, senin gülüşünle aydınlanırdı. Şen şakrak türkülerin yankılanırdı taş duvarlarda. Sıkılı değildi yumrukları insanların. İçini titrettiğin gülüşlerini kimseden esirgemeyen sen, ardında somurtkan bakışlar bırakmıştın.
Mahzun bir yetime dönüştü Atlantis'in çocukları. Mahzun, boynu bükük ve sahipsiz... Hatırlar mısın; okşardık başlarını her önlerine eğişlerinde yanaklarını onların? Şimdi o çocuklar, çakır gözlerini her sabah ufuklara dikip, yolunu gözlüyorlar. Gördükleri her serapta sen varsın bu çölden şehirde!
Ve ben yüreğimin iç acılarının toplamını kaldıramayacak kadar bir sıkletin altında iki büklüm, ayrılıkların iç açısıyla bakıyorum denizlere.
Denizler... Hatırladın mı, kıyısında ıslıklar çala çala yürüdüğümüz o kayalıkları? Geleceğe dair hayaller kurardık hani gümüş rengi kumsalında. Sen ipince parmağınla şekiller çizerdin ve ben hayret ederdim bu kadar büyük olabilecek hayallere. Parmakların kadar uzundu görebildiğin gelecek.
Ama... Ama benden gizlemiştin gidişini. Belki de korkutmak, buruk bırakmak istememiştin yüreğimi. Şimdi senin uzağa bakışın kadar yakına bakıyor gözlerim. Bir güneş batışına bile tahammül edemiyorum bazen sensiz.
Uzadıkça sensizlik, keskin bir öfke kaplıyor içimi. Kızıyorum her şeye. Önce bulutlara haykırıyorum öfkemi. Ardından yere çeviriyorum kızgın bakışlarımı. Şarkılara, şiirlere, şairlere öfkeleniyorum sonra.
Nasıl da kandırmışlar beni bunca yıldır. Nasıl da, aldanmışım kafiyelerin arasına gizlenen hayallere!
Bir tükenişe dönüştü beklemelerim sonra. Buzdan bir camın çatlayışı gibi çatlaklar belirdi ümitlerimde. Dokunmayı bırak, bakınca bile büyüyen kanı çekilmiş kılcal damarlar gibi sardı her yanımı çatlaklar.
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten. Yoruldum sensiz rüzgara savurmaktan eteğinden aldığım yaprakları. Biliyorum bilsen halimi, duysan sesimi kandıracaksın beni. Kumsal bulamasan bile boşluğa çizeceksin yine pembe panjurlu hayaller. Sonra 'bak' diyeceksin, 'Burası sofa.. Bu merdivenlerden çıkacak yetimler. Sonra şu odadan geçerek açılan geniş terastan yıldızlara dokunacaklar.'
Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin... Üzerinde senden kokular kalan aynaya her bakışımda gerçeği fısıldıyor bana yansımalar.
Çünkü gitmiştin...
Puslu bir zemheri soğuğu vardı havada.
Kış sonuydu gittiğinde, şimdi yaz başı.
Bu kadar tirat yaktıktan sonra ardından, halâ merhamet etmeyecek misin?
Ne yani, bir daha dönmeyecek misin?

...Gelmeseniz de bari diyorum geleceğinize dair umudu yollasanız. Ben o zaman sonsuza kadar beklemeye razı olurdum sizi.
YanıtlaSilGözünüzden kan damladığını görenler olmuş! Gözyaşınızın kuruduğunu söylemişsiniz. Yorulduğunuzu ve çok fazla üzüldüğünüzü de... Keşke, keşke elimde olsaydı da tüm yorgunluğunuzu, tüm üzüntünüzü kendi omuzlarıma alabilseydim. Belki o zaman yeniden tomurcuklanırdı ümitler ve siz gelirdiniz.
Dönmeyin ne olur yüzünüzü bizden. İnşallah yenidenler yeniden olacak ve nasıl olsa elbet bir gün, güneş yeniden doğacak!// İnşallah muhteşem bir dönüş olacak ve bayram yerine dönecek her yer. Allah Onu başımızdan eksik etmesin, hayırlı, uzun ömürler versin ve müjdelenen baharı kendileriyle birlikte karşılayalım inşallah...
inş.
YanıtlaSilBu akşam saklı bahçemin yağmurlarında ıslanmak istedim. Süzüldüm sessizce odamın duvarından. Yine daha önce geçtiğim yerlerden geçtim. Ağaçların aralarında dolaştım,dolaştım dolaştım...
YanıtlaSilBellerine dolandım,etraflarında dans ettim bir şarkı mırıldanarak.Bu sefer şemsiyem ağaç yapraklarıydı...
Yağmuru anlatan masallar dinledim ağaçlardan,yine kendimi bulduğum masallar...
Anlattılar,anlattılar her biri ayrı ayrı;
"Sen geleceğe ağlıyorsun, ben gidişine.Hani, güneş batınca büker ya boynunu çiçekler, gittiğinden beri bükük boynum…
Yağmurun hamurunda hüzün var, sadece değdiği şeyi ıslatmıyor, nemlendiriyor kalpleri.
Ve fısıltıyla konuşuyor yağmur. Neler anlattığını yokluğunda anlayabiliyoruz ancak. Yağmur yüklü bulutları kıskanır sıradan sevdalı bulutlar. Çünkü biri derdini döker üzerimize, diğeri ketum.
Kimi dilini çözüyor bulutların, kimi için anlamsız bir ıslaklık.
Yağmur, her yağışı ayrı bir bestesidir bulutların.
Gökyaşı yağmur, gözyaşı gibi… İ
çini döküyor bulutlar, ki onları yalnız sevdalılar anlar!"
"Üşüdüğümde atıyorum bir kaç tebessümünü hayalime, ortalık kalorifer dairesi.
Ne zaman yağmur yağsa, hayalinle başım derde giriyor..."
"Gittiğinden beri ipini çözdü yağmur, olur olmaz geziniyor saçaklarında şehrin"
"Niye tek kişilik olur şemsiyeler?...
Mecnun'un en mutlu anını tasarlarız sonra.Çöl müdür sevgili,tepesinde yıldızların sönükleştiği leyla mı?..."
"Kaç kez geldim aynı köşeye, belki yine seni görebilirim diye!
Ah be güzelim, kaç uykudan geç kalmışlık hissiyle fırladığımı bir bilsen!
Kaç yağmuru indirdik bulutlardan bilmezsin. O eser, ben gürlerdim…
Bir kez çıktın ya karşıma oradan!...
Bir kentte hasret varsa yağar yağmur. Yağmur yoksa yeterince kederlenemezsin. Sen de bil istersen.
Saçları bir kez bile yağmurda ıslanmayana, ‘hasret çekti’ mi derim ben!
Ve biliyor musun? Yalnızlıktan şikayet etmemeyi öğrendim ama seni de çok özledim...
Sensizlik her şeye anlam yüklüyor nedense. En saçma şeylerde bile sana giden bir yol buluyorum bir şekilde. En kötü şarkılar bile sana çıkıyor, en sıradan cümleler seni anlatıyor, en basit filmler bile seni hatırlatıyor. Yağmuru zaten sorma…
Ah Süreyya! Dokunduğun an kendi içine kapanan böceklere döndürdü beni bu sevda."
Arada Süreyya ile karşılaşıyoruz böyle.Birbirimize bakıyoruz,aynaya bakar gibi...
"Ne kadar hızlı gidersen git,hayalim yakalar seni.
Özlesem yağar mısın?
Kar gibi…"
"Yazdığın mektupların,adresi yoksa üstünde,yalnızsın…
Yağmur,sadece senin için yağıyorsa,yalnızsın…
Tek kişilikse şemsiyen,anladın,sen,yalnızsın…"
"Yağmur gevezedir, kar suskun.Küskünlüktür kar, yağmur hüzün.
Gizleyemez duygularını yağmur, vakur bir sessizlik vardır yağan karda.
Bilir misin; iki yağmur arasına girer mutlaka kar...
Yağmur anlatıcıdır, kar dinleyici. Bir bilge sessizliğiyle çöker pencerelere.
Yağmur anlayışlıdır, gizler gözyaşlarını. Karda iz bırakır hüzünler.
Yağmur ilk özlenilendir, kar ilk gizlenilen…
Yağmur dışa vurur, kar içine atar söylenmesi gerekenleri."
"(…)"
"Ketumdu üstelik semalar. Vermedi ödünç bir damla yaş bile...
Sen ipince parmağınla şekiller çizerdin ve ben hayret ederdim bu kadar büyük olabilecek hayallere.
Parmakların kadar uzundu görebildiğin gelecek...
Şimdi senin uzağa bakışın kadar yakına bakıyor gözlerim...
Uzadıkça sensizlik, keskin bir öfke kaplıyor içimi. Kızıyorum her şeye. Önce bulutlara haykırıyorum öfkemi...
Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten. Biliyorum bilsen halimi, duysan sesimi kandıracaksın beni. Kumsal bulamasan bile boşluğa çizeceksin yine pembe panjurlu hayaller...
Bu kadar tirat yaktıktan sonra ardından, halâ merhamet etmeyecek misin?
Ne yani, bir daha dönmeyecek misin?"
(...)
Dinledim,dinledim,dinledim...
Her birinin yağmurunda ayrı ıslandım...