14 Mayıs 2012 Pazartesi

Senin baban kısırdı yavrum!




(Çok mühim uyarı: Bu yazı tahmin edemeyeceğiniz kadar ayrıntılı alıntı içermektedir. Filmi izledikten sonra okumanız sizin yararınızadır.)


Raşit Çelikezer’i Çocuklar Duymasın döneminden beri tanırım. Kısa bir süre bir proje üzerinde beraber çalışma imkanı olunca, onun derinlikli yönünü keşfetme fırsatım da oldu. Raşit, sıradan bir TV yönetmeninden çok fazlasıydı. Hem alaylı, hem mektepliydi bir kere. Dahası elim kalem tutuyordu ve hiç de fena olmayan şeyler yazıyordu. Sonradan onun yazdığı bir tiyatro oyununu izleyip böylesi bir yeteneğin haftalık sitcom sınırları içinde kaybolmasına epey üzülmüştüm.

Sonra Gökten Üç Elma Düştü geldi. Benim açımdan çok tatmin edici sonuç olmasa da Çelikezer sineması için hiç de fena olmayan bir başlangıçtı. Film, stilize diyalogları ile inandırıcılık yönünü zedelese ve yan öykülerin fazlasıyla sarkmasından dolayı ana hikayeyi eksiltse de iyi bir ilk filmdi.
İkinci filmi Can’ın yankısı önce uzaklardan geldi kulağımıza. Bağımsız film alanında dünyanın sayılı festivallerinden olan Sundance’ta Jüri Özel Ödülü alması heyecanlandırdı açıkçası.

Ve nihayet vizyona girdi film.

Hikayesiyle başlayalım:

Ayşe ile Cemal Anadolu'nun bir köşesinden birbirlerini severek kaçmış çifttir. Büyük şehirde her ikisi de çalışmakta, belki az para kazanmakta ama mutluluğun tadına varmaktadırlar. Tek hedefleri vardır; çocuk sahibi olmak. epey uğraştıktan sonra bir türlü bunu başaramayınca, doktora başvururlar. Doktor acı gerçeği söyler; Ayşe'de sorun yoktur, sorun Cemal'dedir. Teknik ayrıntı dışında meselenin ne olduğunu tam olarak anlayamayız ama gerçek şudur ki, Cemal'in çocuğu olması mümkün değildir.

Bu andan itibaren ailenin mutluluğunda çatırdamalar başlar. Evlatsızlık bir ağırlık gibi günden güne çöker bu ilişkinin üzerine. Cemal, bunu bir gurur meselesi yapar, artık her şey batmaktadır onlara. Ve kendilerince çözüm yolu bulurlar: evlat edinmek. Ayşe bu çözüme gönülsüzce razı olur. ne ki bunu da illegal yolla yaparlar. Ayşe bir kaç ay hamile rolü yapar ve bir süre sonra çocuğu alıp eve getirirler.

Hayat onlara bekledikleri mutluluğu yine vermez, çocuk , genç çifti birbirine yakınlaştıracağına aradaki uçurumu daha da derinleştirir. Bu can sıkıcı gelişme Ayşe'yi tamamen evlat fikrinden uzaklaştırır. Öyle ki gittikçe tiksinme boyutuna varan bir noktaya ulaşır. Can ismini verdikleri çocuklarının bakımını bir süre Cemal üstlenir. Lakin huzursuzluk ve mutsuzluk o kadar boğar ki Cemal'i, çareyi kayıplara karışmakta bulur. Ayşe koca şehirde kendinden olmayan ve istemediği bir oğlanla yapayalnız kalmıştır.



Umudunu yitirmeden hayata tutunmaya devam eder, vakta ki Cemal'den haber alır. Cemal kendine başka bir hayat kurmuş, zengin bir aileye iç güvey olarak gitmiştir. Lakin 'kısırlık' Cemal'in buradaki mutluluğunu da ufaktan gölgelemeye başlar.

Ben öykülemeyi düz yaptım ama film öyle değil. Raşit Çelikezer iyi bir sinemacı olduğunu algı değeri epey yüksek bir paralel anlatımla yapıyor. Filmin en önemli artısı belki de bu. İlk yarım saat boyunca öylesi  zamanda sıçrayışlar yapılıyor ve bu ustaca yapılıyor ki, hayran olmamak elde değil.

Lakin seyirci film dilini anladıktan ve anlatımdaki gizem çözüldükten sonra Can bambaşka bir yöne doğru kırıyor rotayı.

O ana kadar modern bir masal olmaya aday film, bir anda en ağdalı Yeşilçam melodramlarına taş çıkarırcasına bir kimliğe bürünüyor. Türk sinemasının en klişe trük ve gelişmelerini kullanmaktan çekinmiyor.

Senaryo bir yerden sonra o kadar delik deşik oluyor ki, film adeta kevgire dönüyor. Yönetmen, belki de bundan dolayı artık inandırıcılık, mantık gibi meseleleri dert etmiyor ve 'yerseniz'e getiriyor işi.

Açıkçası o kadar güzel başlayan bir senaryo nasıl o kadar kötü bitiyor inanmak güç.

Raşit Çelikezer gibi dramanın ruhuna hakim bir kalem üstadının nasıl böylesi bir kötü evrilmeye razı olduğunu anlamak da çok zor.

Sıkıntı sadece senaryoda değil ne yazık ki...

Hayatın gerçekliğine de uymayan pek çok yönü var hikayenin. Bir kere Cemal'in hayat seyri mantıktan uzak olması bir yana, oldukça zorlayıcı ve hayatın matematiğine aykırı. Yaş, sınıf atlama tutarsızlıklarını bir kenara bırakıyorum daha.



Halbuki çok basit bir takdim/tehir ile bu sıkıntılı durum çözülebilirmiş. Cemal'in ikinci hayatını öne, ilk hayatını sona alsa yönetmen hikaye çok daha mantıklı bir platforma oturabilirmiş.

Bütün bunlar bir tarafa bence Can'ın en büyük sıkıntısı mantığında. Raşit Çelikezer 'kısır olmak' ile 'İktidarsız olmak' gibi iki bambaşka meseleyi aynı olarak algılıyor ve algılatıyor. Tamam, belki toplumun bir kesiminde böyle bir alı olabilir ama bizzat çiftlerin gerçeğin böyle olmadığını bilmesi gerekmez mi? Kaldı ki, kısırlığın erkek olmamak gibi algılanma klişesi -sorarım size- Yeşilçam kaç yüz kere işlenmiştir?

Üvey baba, para çalınması, karının züppe arkadaşlar ile eğlenmesi, sert kayınpeder, müşfik yaşlı amca klişeleri bırakınız izleyiciyi etkilemeyi filmden adeta uzaklaştırıyor.

Çocuk karakteri de sorunlu kanaatimce. Çocuk gibi sempatik bir objenin izleyici ile direkt temas kurması bir türlü sağlanamıyor. Bunda aynı park sahnelerinin sayısız tekrarı, çocuk ile ilgili neredeyse hiç bir hikaye olmaması ve suskunluğu çekim yerine itme argümanı olarak kullanması etkendir sanırım.

Üstelik koskocaman bir 'Bu çocuğu niye parka bırakır ki?' sorusu ortalık yerde dururken, madem bırakılacak evin hemen önündeki parka değil de rıhtımdaki parka bırakılma nedeni havada kalırken park ve müşfik emekli adam figürü de hiç bir katkı sağlamıyor filme.



Hele ki finale doğru.

Ayşe'yi reddeden komşular onu neden boykot ediyorlar mesela? Var mı bir mantığı? Diyelim ki ondan, gerçeği kendilerinden gizledi diye nefret ettiler, peki bu işin esas müsebbibi Cemal'i niye sahipleniyorlar ki?

Serdar Orçin'in oyunculuğunu şahsen çok takdir ederim. Lakin bu kadar abartılı oyun inandırıcılığı epey zedelemiş. Ayşe'yi oynayan Selen Uçer oldukça iyi. Yan karakterlerin neredeyse tamamı karton.

Son tahlilde Can, belki bir TV dizisi olarak çekilse izleyicinin ilgisini görebilir ama bir sinema filmi olarak ne yazık ki 'olmamış' bir çalışma. Sundance'tan ödül alması ise bambaşka bir muamma.

Farkındayım bu yazdıklarım biraz sert gelmiş olabilir ama göreceksiniz Raşit Çelikezer bundan sonraki filmlerle ne demek istediğimi daha iyi anlatacak bizlere.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder