31 Aralık 2012 Pazartesi

2012; sinemanın Fetih yılı!


En sonda söyleyeceğimizi başa alarak girelim söze: 2012 yılı için en genel değerlendirme şu olsa gerek; “Çok tartıştık, çok atıştık, atıp tuttuk. Az okuduk, az seyrettik, az dinledik…” Mutluluklar, memnuniyetsizlikler ve hayal kırıklıkları arasında yıla damgasını vuran film şüphesiz Fetih 1453 oldu.

Muhafazakar Sanat ve tiyatro tartışmalarının gölgesinde geçen koca yıl, sinema açısından çok umut verici olmasa da, umut kırıcı bir tabloya sebep olmadı. 2012 sinema sektörü açısından geçen yıl ile benzerlik gösterirken, Türk sinemasında gözle görülür bir üretim ve izleyici sayısında düşüş vardı.

Önce sektörü rakamlarla inceleyelim.

Bu satırların yazıldığı ana kadar, son bir yıl içinde sinema gişelerinde kesilen bilet sayısı 43 milyona yakındı. Biletlere ödenen para miktarı ise 412 milyon TL civarındaydı. Aynı rakamlar geçen yıl için; 42 milyon izleyici, 398 milyon TL hasılat şeklindeydi.


Ayrıntıları görmek için tablolara tıklayın.
Türk sineması açısından gözle görülür gerileme ise rakamlara şöyle yansıdı; 2011 yılında toplam 75 film vizyona girdi, 21 milyon seyirci 180 milyon TL ödeyerek bu filmleri izledi. Bu sene üretilen film sayısı 55’de kaldı. 18 milyonun biraz üzerinde seyirci, gişelere yaklaşık 162 milyon TL’lik hasılat bıraktı. Yüzde oranı olarak, yerli yapımlar yabancılara karşı biraz geriledi ve satılan biletlerin yüzde 47’si yerli filmlerindi. Ki bu rakamlarda Fetih 1453 filminin katkısı azımsanmayacak boyutta oldu.

2012 yılında yerli ve yabancı olmak üzere toplam 282 yeni film (gösterimi devam edenlerle beraber bu rakam 486 oldu) vizyona girdi. Geçen sene gösterilen film sayısı toplam 291 idi.



Geçtiğimiz yıl, yerli/yabancı ayrımı olmaksızın, bir film ortalama 142 bin kişi tarafından izlendi ve yine ortalama 1.4 milyon TL. hasılat elde etti. Bu sene, film başına düşen seyirci sayısı çok az da olsa düştü: 141 bin. Bir filmin ortalama kazancı ise 1.3 milyon TL’ye geriledi.

2012’de vizyon şansı bulan 282 filmin 240 tanesini iki büyük firma dağıttı: Tiglon ve UIP. Tiglon, 173 film dağıtarak bu alandaki liderliğini korurken, bu iki markanın toplamdan aldıkları pay yüzde 70’i geçti.



Kültür Bakanlığı yerli yapımlara bu sene toplam 13 milyon TL’lik bir destekte bulundu.  Belgesel ve kısa film, senaryo vs. gibi alanları da eklediğimizde, bu rakam 20 milyon TL'ye ulaştı. Vizyona giren 55 yerli filmin 14 tanesinde bakanlık desteği vardı. Bu 14 filmi toplam 879.796 kişi, 7.949.457 TL ödeyerek izledi.

Başarılı olanlar

Yılın en başarılı filmi şüphesiz Fetih 1453 oldu. Yönetmenliğini Faruk Aksoy’un yaptığı film sadece 2012’nin değil, Türk sinema tarihi için belki de bir zirve ve kırılma noktasıydı. Şubat ayında gösterime giren Fetih, toplam 41 hafta vizyonda kaldı ve yaklaşık 6,5 milyon kişi tarafından izlendi. Filmin hasılatı da kolay kolay kırılmayacak bir rekor rakamı yakaladı: 60 milyon TL. Neredeyse bir yılda çekilen tüm yerli filmlerin bütçesine denk bir meblağ bu.


Yılın sürpriz çıkışını ise, Kasım ayı başlarında Özcan Deniz yaptı. Neredeyse birebir bir uyarlama olan Evin Sensin, başarılı anlatımı ve Türk melodramları andıran yapısallığıyla izleyiciyi yakalamayı başardı. Evim Sensin’in iki aylık gişesi; 2.5 milyon seyirci ve 23 milyon TL hasılat oldu.

Türk sinema izleyicisinin ağlatan/güldüren filmlere rağbet gösterdiği öteden beri bilinir. Her ne kadar birbirine zıt gibi görünse de, izleyicinin duygusal profili ‘acıklı’ ya da ‘komik’ filmlere uygundur. Fetih 1453 bu profilin dışına çıkarak da başka bir alanda başarıya daha imza atmış oldu. Eyvah Eyvah, Recep İvedik serileri ile kemikleşen gişe/komedi filmi formülü bu sene fazla işlemedi gibi. Her ne kadar gişede ilk 10’u zorlayan 3 film (Berlin Kaplanı, Sen Kimsin, Moskova’nın Şifresi Temel) komedi filmi olsa da, Osman Sınav’ın Uzun Hikaye’si, Çanakkale 1915 farklı tatlar içeren filmler olarak bu sene akıllarda kaldı.


Sevindirici bir başka tablo ise, ilk 10’u oluşturan filmlerin 7 tanesinin yerli yapım olmasıydı. Listeye girebilen sadece üç yabancı film oldu: Buz Devri 4, Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti (2) ve Kara Şövalye Yükseliyor. 2012’de gösterilen 227 yabancı filmden sadece ikisi 1 milyon izleyici barajını aşabildi. Bu arada yıl sonunda vizyona henüz giren Hobbit: Beklenmedik Yolculuk’un iki haftalık performansının hiç de fena olmadığını, önümüzdeki yıl bir milyon izleyici sayısını geçebileceğini de belirtelim.

Hayal kırıklıkları

Bir de tablonun alt kısmı var şüphesiz. Bazıları büyük umutlarla çekilip gösterime konulan, bazıları zaten iddiasız olarak kaderine razı olan filmler bunlar. 

Örneğin 2012’nin en az izlenen filmi Nic Balthazar’ın Hayatımın Kararı (Tot Altijd - Time of My Life) oldu. Film vizyonda kaldığı 4 haftada toplam 242 kişi tarafından seyredildi ve 2 bin TL hasılat yaptı. 

Bu filmi 264 izleyici sayısıyla (ilk üç günlük hasılat) Cherry’nin Hikayesi ve 290 kişiyle Gökten Bir Uydu Düştü izledi. Bunların hemen hepsi, birkaç kopya ile aşağı-yukarı gişe yapmayacağı tahmin edilen filmlerdi.

Yılın hayal kırıklığı ise zannımca 126 salonda 19 hafta gösterimde kalan ve sadece 45 bin kişinin izlediği Vikingler Efsanesi Thor oldu. 

Keza Star Wars: Bölüm I - Gizli Tehlike (3D) de gösterimde kaldığı 3 hafta boyunca 127 salonda yalnızca 50 bin kişi tarafından izlenildi.


4 haftada toplam 242 izleyici ile yılın en bahtsız yabancısı.
Yerli filmlerden bazıları da maalesef hayal kırıklığı yaşadı. Örneğin, -her ne kadar yerliliği tartışılsa da- ‘distopik’ bir film olma iddiasıyla çekilen Canavarlar Sofrası, bir çok festivalden değişik ödüller aldığı halde (Aralarında SİYAD’ın ödülü de var) vizyonda kaldığı 8 haftada sadece 368 kişi tarafından izlendi. 

Seyfettin Tokmak’ın Kırık Midyeler’i, Tamer Garip’in Kod Adı Venüs’ü, Muzaffer Özdemir’in Yurt’u gişede umduğunu bulamayan filmlerin başlıcalarıydı. 

Kaos: Örümcek Ağı ve Açlığa Doymak filmleri de, hiç de fena olmayan salon sayılarına rağmen arzu edilen gişe başarısını yakalayamadılar.


Bir enteresan film: Canavarlar Sofrası.
2012 Türk Sineması adına ‘tür’ler açısından umut veren bir yıl oldu. Komedi ve dram ağırlıklı türlere, korkudan gerilime, aksiyondan tarihi filmlere kadar geniş bir yelpazede yapımlar oldu. 

Bir diğer umut verici gelişme ise, film bütçelerinin yükselmesiydi. Yine Fetih 1453’ün verdiği cesaretle yapımcılar büyük prodüksiyona girmeye başladı. Çanakkale 1915 böyle bir yapım oldu.

'Cep'ten izliyoruz!

Sinema salonlarımız hem teknik hem de yapısal olarak yavaş yavaş değişimini tamamlamaya başladı. Yeni yapılan salonların neredeyse tamamı 'kompleks' olarak düşünülüyor. Yani en az 3-4 küçük salon inşa ediliyor, ki genelde alış-veriş merkezleri yeni salonlar açıyorlar. Eskinin ferahfeza yüksek tavanlı, binden fazla koltuklu, geniş perdeli salonlarının yerini, cep modeli salonlar aldı.

Eskinin görkemli ve kalabalık seyircili film izleme alanları artık -neredeyse- tarih oldu. Bir çok 'büyük' salon, bir kaç cep salonuna dönüştürüldü bile. Elbette ekonomik açıdan bu anlaşılır bir şey. Zira, binlerce koltuklu bir salonu, üç-beş seyirci için tutmaktansa, bir kaç yüz kişilik üç-beş salonda daha başka filmler de oynatarak daha fazla seyirciyi hedeflemek son derece mantıklı.


Atlas gibi sinemalar bölünerek küçülürken, Emek gibi tamamen kapatılan salonlar da oldu. 
Gelin görün ki, sizi bilmem ama ben yeni sinema komplekslerini ürkütücü buluyorum. Tamam; ses yalıtımı, konfor için dört bir taraf yumuşak izolasyon maddeleri, renkli halılarla filan donatılıyor ama öylesine bir baskılı kasvet var ki, bazen film izleme zevkimi elimden aldığı oluyor. Hele bazı büyük sinema alanları var ki, salondan ziyade Mısır Piramitleri gibi bir havası var.

Yeni salonların üstün yönleri de var tabi. Yüksek kalitede ses ve görüntü sistemi, konforlu koltuklar ve iyi havalandırma. Ancak buna rağmen, kimi klasik izleyicilerin bu yeni 'kibrit kutusu' modeli salonlara intibak edemediğini de vurgulayalım.

Salon sayısında rekor

Sinema salon sayısı hakkında yıllık net bir bilgi yok elimizde. Bilinen son rakam salon sayısının hızla 2 bine yaklaştığıydı. Öte yandan ülkemizde sinema salon sayısı bulunmayan şehir sayısı da hızla azaldı. Son olarak bu rakam 5'in altına düştü. Aslında salon ve koltuk sayısı üretilen ve dağıtılan film sayısına göre yeterli gibi görünüyor. Sektörün öncelikle meselesi sanırım 'doluluk' sıkıntısı.

Artan konfor ve gösterim sektörünün endüstriye dönüşmesi ülkemizde bilet fiyatlarını da yükseltti. Bugün büyük şehirlerde ortalama bilet fiyatı 10 Doları buluyor. Amerika'da da son on yılda neredeyse bir buçuk katına çıkan bilet fiyatları şu an 8 dolar ortalamasıyla satılıyor.  Gelişmiş Avrupa ülkelerinde ise bu rakam 8 Avro civarında.


Yeni nesil sinema salonları bir yönüyle ürkütücü bir görselliğe sahip. 
Bir örnekle bahsi kapatalım; 1910 yılında Amerika'daki sinema salon sayısı yaklaşık 13 bin idi. Bugün ise Fransa : 5.500, Almanya: 4.950, İspanya: 4.200, İngiltere: 3.800, İtalya: 3.750, Rusya : 2.500 ve Türkiye: 1.900 sinema salonuna sahip. ABD'de ise yaklaşık 40 bin salon var.

Kaybettiklerimiz

Geldik 2012'nin en hüzünlü yönüne; kayıplar. Sinemada para kaybetmek normaldir ve -enteresandır- pek çok yapımcı bunu dert bile etmez. Milyonları batıran sinemacılar bile, oturup ağlamak yerine hemen yeni bir proje ile tekrar heyecanlanıp mesleğine sarılabilir. Başka bir sektörde böyle bir şey olur mu emin değilim.

Ama ölümlü dünya. Perdede ya da arkasında bize bambaşka alemler sunan sektörün kahramanları da, sizin benim gibi fanidir, ölümlüdür. 2012 bu anlamda epey üzücü bir sene oldu. Türk ve dünya sinemasından epeyce isim hayata veda etti. Tabii arkalarında yüzlerce güzel film bırakarak.

2012 yılında kaybettiklerimiz arasında beni en çok üzen isimlerden biri şüphesiz meşhur Yeşil yol filminin bizi mest eden karakteri John Coffey'i canlandıran Michael Clarke Duncan'ın ölümü oldu. Bu konudaki bir değerlendirmeyi şurada yapmıştık.


Yeşil Yol'un John Coffey'i M.C. Duncan ölümüyle üzdü. 
En şaşırtıcı ölüm haberi ise Ağustos ayında geldi. Top Gun, The Fan, Man On Fire, True Romance, Crimson Tide, The Enemy at the State gibi unutulmaz filmlerin yönetmeni Tony Scott, Vincent Thomas köprüsünden atlayarak intihar etti. Sosyal medyada, ünlü Scott kardeşlerin küçüğü olan Tony'nin kanser olduğuna ilişkin dedikodular dolaşsa da eşi kesin bir dille yalanladı bunu. Ve bıraktığı intihar mektubunda şöyle yazıyordu: "Hayatta her mutluluğu ve üzüntüyü yaşadım. Parayla satın alınabilecek 100 hayalimi de gerçekleştirdim. Yıllardır, köprüden intihar eden birinin nasıl bir duygu yaşadığını merak ediyordum. Şimdi bu son hayalimi de gerçekleştirmek üzereyim." Bize ise hayretler içinde 'Allah kimseyi şaşırtmasın' cümlesini demekten başka bir şey kalmadı...

Yardımcı rollerin tonton dedesi Ernest Borgnine de 2012 yılında sinemanın kaybettiği değerlerden biri oldu. Borgnine, 95 yıllık hayatına 204 film ve dizi sığdıran verimli oyunculardan biriydi. Akılda kalan rolü ise, ahir ömründe oynadığı, Sean Penn'in 11 Eylül felaketini anlatan kısa filmi oldu.

Larry Hagman ismi ilk etapta çok şey hatırlatmasa da 'Ceyar' yani 'JR' ülkemizde en iyi bilinen dizi karakterlerinden biriydi. Ve neredeyse rahmetli Erol Taş kadar nefret edilen  bir 'kötü'ydü! Hagman da, Kasım ayında 86 yaşında hayata gözlerin kapadı.

2012 Şubat'ında ölen Ben Gazzara, yeni nesil tarafından pek bilinmeyen bir sinemacıydı ama dünya sinema tarihinde yer alacak önemli isimlerden biriydi. Gazzara, oyunculuğun yanında yazardı, yönetmendi ve müzisyendi. 59 yapımı Anatomy of a Murder unutulmaz filmlerindendir. Aktör, son dönemlerde Big Lebowski'de oynamıştı.


Rocky JR, Sage Stallone de genç yaşta hayata veda eden sanatçılardan. 
Ülkemizde çok duyulmadı ama 2012'nin en hazin ölümlerinden biri de ünlü aktör Sylvester Stallone'nun oğlu Sage Stallone'nun ölümüydü. Sinemaya Rocky 5 filmiyle giriş yapan oğul Stallone, Haziran ayında ölü bulundu. Resmi olarak açıklanmasa da, Sage Stallone'un aşırı dozda uyuşturucu aldığı için öldüğü konuşuldu. 

Türe ilgisi olsun olmasın herkesin bildiği bir isimdi Syvia Kristel. Açıkçası erotik film sektörünün perişan ettiği bir hayat yaşadı Hollandalı oyuncu. Emanuella film serisi, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir dönemi etkiledi. 60 yaşında yokluklar içinde, perişan halde ölen bu kadın, geriye bıraktığı kitapta sektörü ve hayatı iç yakıcı bir gerçeklikte anlattı. Konuyla ilgili yazıyı şuradan okuyabilirsiniz.

Hepsini tek tek buraya almak mümkün değil elbette. Ama sinema sektörü, bilinen-bilinmeyen 3 binden fazla ismini toprağa verdi 2012'de.

Bunlardan Türk sinemaseverlerinin en çok bildiği isim şüphesiz Yunan sinemasının sembol ismi Theodoros Angelopoulos'tu. Kanaat-i acizanemce, Tarkovsky ve Kieslowsky ile beraber özellikle 20. Yüzyıl'ın son demlerine damga vurmayı başarmış üç isimden biriydi Theodoros Angelopoulos. Filmlerinde sıklıkla mitolojik göndermeler ve bireysel öykülerden yola çıkılarak, tarihsel bağlamın da altı çizilen toplumsal olayları ustalıkla anlatırdı. Bir de, müzikleri tabii. Angelopoulos filmlerinin müzikleri kolay unutulacak türden değildi. Usta sinemacıyı geçen ocak ayında, 76 yaşında kaybettik. Ölümü de çok trajikti. Son filmi Öteki Deniz-The Other Sea 'nin çekimleri esnasında, Pire-Drapetsona otoyolunda, hızla çarpan bir motosiklet yüzünden yaşama veda etti.


Yönetmenler Çağı'nın efsane isimlerin Metin Erksan'ı da yitirdik. 
Sinemamızın hüzün yılı

Türk sineması adına da hüzün yaşandı 2012'de. Bunlardan hemen hatırlananı şüphesiz usta yönetmen Metin Erksan'ın vefatı oldu. Rahmetli ile ilgili ayrıntılı yazıyı şurada bulmak mümkün. Erksan'ın rahmetli oluşundan bir hafta filan sonra da, Türk sineması 'ses'ini yitirdi. Usta tiyatrocu ve seslendirme sanatçısı Müşfik Kenter de gidenler kervanına katıldı. Müşfik Hoca ile ilgili yazıyı da şuradan okuyabilirsiniz.

Yeşilçam'ın altın döneminin jönlerinden olan Ekrem Bora da Türk sinemasının acı kayıplarından biriydi. Nev-i şahsına münhasır fiziği ve güçlü oyunculuğu ile sinemamızın unutulmaz isimlerindendi Bora. Gökhan Özcan'ın, Bora ile ilgili yazısını okumanızı salık veririm.

Mayıs ayında ise Türk sineması adına ümit veren bir ismi yitirdik: Seyfi Teoman. Henüz 35 yaşında, bir motosiklet kazasıyla aramızdan ayrılan Teoman, Tatil Kitabı ve Bizim Büyük Çaresizliğimiz isimli filmlerin yönetmeni, bu sene vizyona giren Tepenin Ardı filminin yapımcısıydı.

Leman Çıdamlı, Mücap Ofluoğlu, 2012'de kaybettiğimiz tiyatro kökenli sinemacılardandı.


69. Venedik Film Festivali'nde, "Geleceğin Aslanı" ödülünü alan Küf. 
Ödül durumları

2012 Türk sineması için uluslararası alanda da epey bereketli oldu. Pek çok film, prestijli festivallerde yarıştı, bazıları ödüle kucaklaştı. Yurt dışındaki festivallerden gelen ödüller ise, hem cesaret verdi hem de Türk sinemasının tanıtımına ciddi katkı sağladı.

İsmail Güneş'in son filmi ''Ateşin Düştüğü Yer'' Montreal Film Festivali'nde en iyi film ve FIPRESCI (Uluslararası Sinema Yazarları Örgütü) ödüllerini kazandı. Film Oscar'da ülkemizi temsil etti ancak, maalesef finale kalan filmlerden olamadı.
Ali Aydın ilk filmi ''Küf''le 69. Venedik film festivalinde ''Geleceğin Aslanı'' ödülüne layık görüldü.

Yönetmen Emin Alper'in ilk filmi ''Tepenin Ardı'', Berlin Film Festivali Caligari Ödülü, Altın Lale ve Saraybosna Film Festivali Jüri Özel Ödülü'nden sonra Asya-Pasifik Film Ödülleri'nde de En İyi Film ödülüne layık görüldü. Daha önce Nuri Bilge Ceylan'ın ''Üç Maymun'' ve ''Bir Zamanlar Anadolu'da'' filmleriyle iki kez En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandığı festivalde, ilk kez bir Türk filmi en büyük ödülü kazandı.

Festivalde senarist ve yönetmen Reis Çelik ise çocuk gelinleri anlattığı ''Lal Gece'' ile En İyi Senaryo ödülüne layık görüldü. Çelik'in yine aynı filmi Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde en iyi Asya-Ortadoğu Filmi ödülünü layık görüldü.

Yeşim Ustaoğlu'nun ''Araf'' filminde oynayan Neslihan Atagül Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde ''En İyi Kadın Oyuncu'' seçildi. Araf, Uluslararası Abu Dabi Film Festivali'nde de 2012 Black Pearl (Siyah İnci) ''En İyi Film'' ödülünü aldı.

65. Cannes Film Festivali'nde, kısa metrajlı filmler kategorisinde yarışan Rezan Yeşilbaş'ın ''Sessiz'' adlı filmi Altın Palmiye Ödülü'ne layık görüldü.

Yerli festivaller ile ilgili bir değerlendirmede bulunmak istemiyorum açıkçası. Maalesef ülkemizde düzenlenen üç büyük festival (Antalya, Adana ve İstanbul) büyük tartışmalarla gerçekleşti. En iç yakanı ise İstanbul Film Festivali'nde yönetmen Zeki Demirkubuz'un Yeraltı filmine yapılanlardı. Tuhaf bir şekilde, maddi karşılığı olmayan dallarda ödül alan film, önemli ödüllerde dikkate alınmadı. Ödül almak için sahneye gelen Demirkubuz'un söyledikleri ise manidardı; "Sizi anlıyorum!"

1 yorum:

  1. Fetih 1543 filmini Amerikada bir salonda toplam 6 kişi ile izlemiştik. Hepsi de Türktü :)

    YanıtlaSil