En sonda söyleyeceğimizi başa alarak girelim söze: 2012 yılı
için en genel değerlendirme şu olsa gerek; “Çok tartıştık, çok atıştık, atıp
tuttuk. Az okuduk, az seyrettik, az dinledik…” Mutluluklar, memnuniyetsizlikler ve hayal kırıklıkları arasında yıla damgasını vuran film
şüphesiz Fetih 1453 oldu.
Muhafazakar Sanat ve tiyatro tartışmalarının gölgesinde
geçen koca yıl, sinema açısından çok umut verici olmasa da, umut kırıcı bir
tabloya sebep olmadı. 2012 sinema sektörü açısından geçen yıl ile benzerlik
gösterirken, Türk sinemasında gözle görülür bir üretim ve izleyici sayısında
düşüş vardı.
Önce sektörü rakamlarla inceleyelim.
Bu satırların yazıldığı ana kadar, son bir yıl içinde sinema
gişelerinde kesilen bilet sayısı 43 milyona yakındı. Biletlere ödenen para
miktarı ise 412 milyon TL civarındaydı. Aynı rakamlar geçen yıl için; 42 milyon
izleyici, 398 milyon TL hasılat şeklindeydi.
![]() |
| Ayrıntıları görmek için tablolara tıklayın. |
2012 yılında yerli ve yabancı olmak üzere toplam 282 yeni film
(gösterimi devam edenlerle beraber bu rakam 486 oldu) vizyona girdi. Geçen sene
gösterilen film sayısı toplam 291 idi.
Geçtiğimiz yıl, yerli/yabancı ayrımı olmaksızın, bir film
ortalama 142 bin kişi tarafından izlendi ve yine ortalama 1.4 milyon TL.
hasılat elde etti. Bu sene, film başına düşen seyirci sayısı çok az da olsa
düştü: 141 bin. Bir filmin ortalama kazancı ise 1.3 milyon TL’ye geriledi.
2012’de vizyon şansı bulan 282 filmin 240 tanesini iki büyük
firma dağıttı: Tiglon ve UIP. Tiglon, 173 film dağıtarak bu alandaki
liderliğini korurken, bu iki markanın toplamdan aldıkları pay yüzde 70’i geçti.
Kültür Bakanlığı yerli yapımlara bu sene toplam 13 milyon
TL’lik bir destekte bulundu. Belgesel ve kısa film, senaryo vs. gibi alanları da eklediğimizde, bu rakam 20 milyon TL'ye ulaştı. Vizyona giren 55 yerli filmin 14 tanesinde bakanlık desteği vardı. Bu 14 filmi toplam 879.796 kişi, 7.949.457 TL ödeyerek izledi.
Başarılı olanlar
Yılın en başarılı filmi şüphesiz Fetih 1453 oldu.
Yönetmenliğini Faruk Aksoy’un yaptığı film sadece 2012’nin değil, Türk sinema
tarihi için belki de bir zirve ve kırılma noktasıydı. Şubat ayında gösterime
giren Fetih, toplam 41 hafta vizyonda kaldı ve yaklaşık 6,5 milyon kişi
tarafından izlendi. Filmin hasılatı da kolay kolay kırılmayacak bir rekor
rakamı yakaladı: 60 milyon TL. Neredeyse bir yılda çekilen tüm yerli filmlerin
bütçesine denk bir meblağ bu.
Yılın sürpriz çıkışını ise, Kasım ayı başlarında Özcan Deniz yaptı. Neredeyse birebir bir uyarlama olan Evin Sensin, başarılı anlatımı ve Türk melodramları andıran yapısallığıyla izleyiciyi yakalamayı başardı. Evim Sensin’in iki aylık gişesi; 2.5 milyon seyirci ve 23 milyon TL hasılat oldu.
Yılın sürpriz çıkışını ise, Kasım ayı başlarında Özcan Deniz yaptı. Neredeyse birebir bir uyarlama olan Evin Sensin, başarılı anlatımı ve Türk melodramları andıran yapısallığıyla izleyiciyi yakalamayı başardı. Evim Sensin’in iki aylık gişesi; 2.5 milyon seyirci ve 23 milyon TL hasılat oldu.
Türk sinema izleyicisinin ağlatan/güldüren filmlere rağbet
gösterdiği öteden beri bilinir. Her ne kadar birbirine zıt gibi görünse de,
izleyicinin duygusal profili ‘acıklı’ ya da ‘komik’ filmlere uygundur. Fetih
1453 bu profilin dışına çıkarak da başka bir alanda başarıya daha imza atmış
oldu. Eyvah Eyvah, Recep İvedik serileri ile kemikleşen gişe/komedi filmi
formülü bu sene fazla işlemedi gibi. Her ne kadar gişede ilk 10’u zorlayan 3
film (Berlin Kaplanı, Sen Kimsin, Moskova’nın Şifresi Temel) komedi filmi olsa
da, Osman Sınav’ın Uzun Hikaye’si, Çanakkale 1915 farklı tatlar içeren filmler
olarak bu sene akıllarda kaldı.
Sevindirici bir başka tablo ise, ilk 10’u oluşturan filmlerin 7 tanesinin yerli yapım olmasıydı. Listeye girebilen sadece üç yabancı film oldu: Buz Devri 4, Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti (2) ve Kara Şövalye Yükseliyor. 2012’de gösterilen 227 yabancı filmden sadece ikisi 1 milyon izleyici barajını aşabildi. Bu arada yıl sonunda vizyona henüz giren Hobbit: Beklenmedik Yolculuk’un iki haftalık performansının hiç de fena olmadığını, önümüzdeki yıl bir milyon izleyici sayısını geçebileceğini de belirtelim.
Sevindirici bir başka tablo ise, ilk 10’u oluşturan filmlerin 7 tanesinin yerli yapım olmasıydı. Listeye girebilen sadece üç yabancı film oldu: Buz Devri 4, Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti (2) ve Kara Şövalye Yükseliyor. 2012’de gösterilen 227 yabancı filmden sadece ikisi 1 milyon izleyici barajını aşabildi. Bu arada yıl sonunda vizyona henüz giren Hobbit: Beklenmedik Yolculuk’un iki haftalık performansının hiç de fena olmadığını, önümüzdeki yıl bir milyon izleyici sayısını geçebileceğini de belirtelim.
Hayal kırıklıkları
Bir de tablonun alt kısmı var şüphesiz. Bazıları büyük
umutlarla çekilip gösterime konulan, bazıları zaten iddiasız olarak kaderine
razı olan filmler bunlar.
Örneğin 2012’nin en az izlenen filmi Nic Balthazar’ın
Hayatımın Kararı (Tot Altijd - Time of My Life) oldu. Film vizyonda kaldığı 4
haftada toplam 242 kişi tarafından seyredildi ve 2 bin TL hasılat yaptı.
Bu
filmi 264 izleyici sayısıyla (ilk üç günlük hasılat) Cherry’nin Hikayesi ve 290
kişiyle Gökten Bir Uydu Düştü izledi. Bunların hemen hepsi, birkaç kopya ile
aşağı-yukarı gişe yapmayacağı tahmin edilen filmlerdi.
Yılın hayal kırıklığı ise zannımca 126 salonda 19 hafta
gösterimde kalan ve sadece 45 bin kişinin izlediği Vikingler Efsanesi Thor
oldu.
Keza Star Wars: Bölüm I - Gizli Tehlike (3D) de gösterimde kaldığı 3 hafta boyunca 127 salonda
yalnızca 50 bin kişi tarafından izlenildi.
![]() |
| 4 haftada toplam 242 izleyici ile yılın en bahtsız yabancısı. |
Yerli filmlerden bazıları da maalesef hayal kırıklığı
yaşadı. Örneğin, -her ne kadar yerliliği tartışılsa da- ‘distopik’ bir film
olma iddiasıyla çekilen Canavarlar Sofrası, bir çok festivalden değişik ödüller
aldığı halde (Aralarında SİYAD’ın ödülü de var) vizyonda kaldığı 8 haftada
sadece 368 kişi tarafından izlendi.
Seyfettin Tokmak’ın Kırık Midyeler’i, Tamer
Garip’in Kod Adı Venüs’ü, Muzaffer Özdemir’in Yurt’u gişede umduğunu bulamayan
filmlerin başlıcalarıydı.
Kaos: Örümcek Ağı ve Açlığa Doymak filmleri de, hiç
de fena olmayan salon sayılarına rağmen arzu edilen gişe başarısını
yakalayamadılar.
2012 Türk Sineması adına ‘tür’ler açısından umut veren bir
yıl oldu. Komedi ve dram ağırlıklı türlere, korkudan gerilime, aksiyondan
tarihi filmlere kadar geniş bir yelpazede yapımlar oldu.
![]() |
| Bir enteresan film: Canavarlar Sofrası. |
Bir diğer umut verici
gelişme ise, film bütçelerinin yükselmesiydi. Yine Fetih 1453’ün verdiği
cesaretle yapımcılar büyük prodüksiyona girmeye başladı. Çanakkale 1915 böyle
bir yapım oldu.
'Cep'ten izliyoruz!
Sinema salonlarımız hem teknik hem de yapısal olarak yavaş
yavaş değişimini tamamlamaya başladı. Yeni yapılan salonların neredeyse tamamı
'kompleks' olarak düşünülüyor. Yani en az 3-4 küçük salon inşa ediliyor, ki
genelde alış-veriş merkezleri yeni salonlar açıyorlar. Eskinin ferahfeza yüksek
tavanlı, binden fazla koltuklu, geniş perdeli salonlarının yerini, cep modeli
salonlar aldı.
Eskinin görkemli ve kalabalık seyircili film izleme alanları
artık -neredeyse- tarih oldu. Bir çok 'büyük' salon, bir kaç cep salonuna
dönüştürüldü bile. Elbette ekonomik açıdan bu anlaşılır bir şey. Zira, binlerce
koltuklu bir salonu, üç-beş seyirci için tutmaktansa, bir kaç yüz kişilik
üç-beş salonda daha başka filmler de oynatarak daha fazla seyirciyi hedeflemek
son derece mantıklı.
![]() |
| Atlas gibi sinemalar bölünerek küçülürken, Emek gibi tamamen kapatılan salonlar da oldu. |
Yeni salonların üstün yönleri de var tabi. Yüksek kalitede
ses ve görüntü sistemi, konforlu koltuklar ve iyi havalandırma. Ancak buna
rağmen, kimi klasik izleyicilerin bu yeni 'kibrit kutusu' modeli salonlara
intibak edemediğini de vurgulayalım.
Salon sayısında rekor
Sinema salon sayısı hakkında yıllık net bir bilgi yok elimizde.
Bilinen son rakam salon sayısının hızla 2 bine yaklaştığıydı. Öte yandan
ülkemizde sinema salon sayısı bulunmayan şehir sayısı da hızla azaldı. Son
olarak bu rakam 5'in altına düştü. Aslında salon ve koltuk sayısı üretilen ve
dağıtılan film sayısına göre yeterli gibi görünüyor. Sektörün öncelikle
meselesi sanırım 'doluluk' sıkıntısı.
Artan konfor ve gösterim sektörünün endüstriye dönüşmesi
ülkemizde bilet fiyatlarını da yükseltti. Bugün büyük şehirlerde ortalama bilet
fiyatı 10 Doları buluyor. Amerika'da da son on yılda neredeyse bir buçuk katına
çıkan bilet fiyatları şu an 8 dolar ortalamasıyla satılıyor. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde ise bu rakam 8
Avro civarında.
![]() |
| Yeni nesil sinema salonları bir yönüyle ürkütücü bir görselliğe sahip. |
Kaybettiklerimiz
Geldik 2012'nin en hüzünlü yönüne; kayıplar. Sinemada para
kaybetmek normaldir ve -enteresandır- pek çok yapımcı bunu dert bile etmez.
Milyonları batıran sinemacılar bile, oturup ağlamak yerine hemen yeni bir proje
ile tekrar heyecanlanıp mesleğine sarılabilir. Başka bir sektörde böyle bir şey
olur mu emin değilim.
Ama ölümlü dünya. Perdede ya da arkasında bize bambaşka
alemler sunan sektörün kahramanları da, sizin benim gibi fanidir, ölümlüdür.
2012 bu anlamda epey üzücü bir sene oldu. Türk ve dünya sinemasından epeyce
isim hayata veda etti. Tabii arkalarında yüzlerce güzel film bırakarak.
2012 yılında kaybettiklerimiz arasında beni en çok üzen
isimlerden biri şüphesiz meşhur Yeşil yol filminin bizi mest eden karakteri
John Coffey'i canlandıran Michael Clarke Duncan'ın ölümü oldu. Bu konudaki bir
değerlendirmeyi şurada yapmıştık.
![]() |
| Yeşil Yol'un John Coffey'i M.C. Duncan ölümüyle üzdü. |
Yardımcı rollerin tonton dedesi Ernest Borgnine de 2012
yılında sinemanın kaybettiği değerlerden biri oldu. Borgnine, 95 yıllık hayatına
204 film ve dizi sığdıran verimli oyunculardan biriydi. Akılda kalan rolü ise,
ahir ömründe oynadığı, Sean Penn'in 11 Eylül felaketini anlatan kısa filmi
oldu.
Larry Hagman ismi ilk etapta çok şey hatırlatmasa da 'Ceyar'
yani 'JR' ülkemizde en iyi bilinen dizi karakterlerinden biriydi. Ve neredeyse
rahmetli Erol Taş kadar nefret edilen
bir 'kötü'ydü! Hagman da, Kasım ayında 86 yaşında hayata gözlerin
kapadı.
2012 Şubat'ında ölen Ben Gazzara, yeni nesil tarafından pek
bilinmeyen bir sinemacıydı ama dünya sinema tarihinde yer alacak önemli
isimlerden biriydi. Gazzara, oyunculuğun yanında yazardı, yönetmendi ve
müzisyendi. 59 yapımı Anatomy of a Murder unutulmaz filmlerindendir. Aktör, son
dönemlerde Big Lebowski'de oynamıştı.
Ülkemizde çok duyulmadı ama 2012'nin en hazin ölümlerinden
biri de ünlü aktör Sylvester Stallone'nun oğlu Sage Stallone'nun ölümüydü.
Sinemaya Rocky 5 filmiyle giriş yapan oğul Stallone, Haziran ayında ölü
bulundu. Resmi olarak açıklanmasa da, Sage Stallone'un aşırı dozda uyuşturucu
aldığı için öldüğü konuşuldu.
![]() |
| Rocky JR, Sage Stallone de genç yaşta hayata veda eden sanatçılardan. |
Türe ilgisi olsun olmasın herkesin bildiği bir isimdi Syvia
Kristel. Açıkçası erotik film sektörünün perişan ettiği bir hayat yaşadı
Hollandalı oyuncu. Emanuella film serisi, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de
bir dönemi etkiledi. 60 yaşında yokluklar içinde, perişan halde ölen bu kadın,
geriye bıraktığı kitapta sektörü ve hayatı iç yakıcı bir gerçeklikte anlattı.
Konuyla ilgili yazıyı şuradan okuyabilirsiniz.
Hepsini tek tek buraya almak mümkün değil elbette. Ama
sinema sektörü, bilinen-bilinmeyen 3 binden fazla ismini toprağa verdi 2012'de.
Bunlardan Türk sinemaseverlerinin en çok bildiği isim
şüphesiz Yunan sinemasının sembol ismi Theodoros Angelopoulos'tu. Kanaat-i
acizanemce, Tarkovsky ve Kieslowsky ile beraber özellikle 20. Yüzyıl'ın son
demlerine damga vurmayı başarmış üç isimden biriydi Theodoros Angelopoulos.
Filmlerinde sıklıkla mitolojik göndermeler ve bireysel öykülerden yola
çıkılarak, tarihsel bağlamın da altı çizilen toplumsal olayları ustalıkla
anlatırdı. Bir de, müzikleri tabii. Angelopoulos filmlerinin müzikleri kolay
unutulacak türden değildi. Usta sinemacıyı geçen ocak ayında, 76 yaşında
kaybettik. Ölümü de çok trajikti. Son filmi Öteki Deniz-The Other Sea 'nin çekimleri
esnasında, Pire-Drapetsona otoyolunda, hızla çarpan bir motosiklet yüzünden
yaşama veda etti.
Sinemamızın hüzün
yılı
![]() |
| Yönetmenler Çağı'nın efsane isimlerin Metin Erksan'ı da yitirdik. |
Türk sineması adına da hüzün yaşandı 2012'de. Bunlardan
hemen hatırlananı şüphesiz usta yönetmen Metin Erksan'ın vefatı oldu. Rahmetli
ile ilgili ayrıntılı yazıyı şurada bulmak mümkün. Erksan'ın rahmetli
oluşundan bir hafta filan sonra da, Türk sineması 'ses'ini yitirdi. Usta
tiyatrocu ve seslendirme sanatçısı Müşfik Kenter de gidenler kervanına katıldı.
Müşfik Hoca ile ilgili yazıyı da şuradan okuyabilirsiniz.
Yeşilçam'ın altın döneminin jönlerinden olan Ekrem Bora da
Türk sinemasının acı kayıplarından biriydi. Nev-i şahsına münhasır fiziği ve
güçlü oyunculuğu ile sinemamızın unutulmaz isimlerindendi Bora. Gökhan Özcan'ın, Bora ile ilgili yazısını okumanızı salık veririm.
Mayıs ayında ise Türk sineması adına ümit veren bir ismi
yitirdik: Seyfi Teoman. Henüz 35 yaşında, bir motosiklet kazasıyla aramızdan
ayrılan Teoman, Tatil Kitabı ve Bizim Büyük Çaresizliğimiz isimli filmlerin
yönetmeni, bu sene vizyona giren Tepenin Ardı filminin yapımcısıydı.
Leman Çıdamlı, Mücap Ofluoğlu, 2012'de kaybettiğimiz tiyatro
kökenli sinemacılardandı.
![]() | |
| 69. Venedik Film Festivali'nde, "Geleceğin Aslanı" ödülünü alan Küf. |
Ödül durumları
2012 Türk sineması için uluslararası alanda da epey
bereketli oldu. Pek çok film, prestijli festivallerde yarıştı, bazıları ödüle
kucaklaştı. Yurt dışındaki festivallerden gelen ödüller ise, hem cesaret verdi
hem de Türk sinemasının tanıtımına ciddi katkı sağladı.
İsmail Güneş'in son filmi ''Ateşin Düştüğü Yer'' Montreal
Film Festivali'nde en iyi film ve FIPRESCI (Uluslararası Sinema Yazarları
Örgütü) ödüllerini kazandı. Film Oscar'da ülkemizi temsil etti ancak, maalesef
finale kalan filmlerden olamadı.
Ali Aydın ilk filmi ''Küf''le 69. Venedik film festivalinde
''Geleceğin Aslanı'' ödülüne layık görüldü.
Yönetmen Emin Alper'in ilk filmi ''Tepenin Ardı'', Berlin
Film Festivali Caligari Ödülü, Altın Lale ve Saraybosna Film Festivali Jüri
Özel Ödülü'nden sonra Asya-Pasifik Film Ödülleri'nde de En İyi Film ödülüne
layık görüldü. Daha önce Nuri Bilge Ceylan'ın ''Üç Maymun'' ve ''Bir Zamanlar
Anadolu'da'' filmleriyle iki kez En İyi Yönetmen Ödülü'nü kazandığı festivalde,
ilk kez bir Türk filmi en büyük ödülü kazandı.
Festivalde senarist ve yönetmen Reis Çelik ise çocuk
gelinleri anlattığı ''Lal Gece'' ile En İyi Senaryo ödülüne layık görüldü.
Çelik'in yine aynı filmi Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde en iyi
Asya-Ortadoğu Filmi ödülünü layık görüldü.
Yeşim Ustaoğlu'nun ''Araf'' filminde oynayan Neslihan Atagül
Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde ''En İyi Kadın Oyuncu'' seçildi. Araf,
Uluslararası Abu Dabi Film Festivali'nde de 2012 Black Pearl (Siyah İnci) ''En
İyi Film'' ödülünü aldı.
65. Cannes Film Festivali'nde, kısa metrajlı filmler
kategorisinde yarışan Rezan Yeşilbaş'ın ''Sessiz'' adlı filmi Altın Palmiye
Ödülü'ne layık görüldü.
Yerli festivaller ile ilgili bir değerlendirmede bulunmak
istemiyorum açıkçası. Maalesef ülkemizde düzenlenen üç büyük festival (Antalya,
Adana ve İstanbul) büyük tartışmalarla gerçekleşti. En iç yakanı ise İstanbul
Film Festivali'nde yönetmen Zeki Demirkubuz'un Yeraltı filmine yapılanlardı. Tuhaf bir şekilde, maddi karşılığı olmayan dallarda ödül alan film, önemli
ödüllerde dikkate alınmadı. Ödül almak için sahneye gelen Demirkubuz'un
söyledikleri ise manidardı; "Sizi anlıyorum!"














Fetih 1543 filmini Amerikada bir salonda toplam 6 kişi ile izlemiştik. Hepsi de Türktü :)
YanıtlaSil