1970 TRT Roman
ödülünü kazanan ilk romanınız Tutunamayanlar'a karşı, eleştirmenlerimiz genellikle
yaklaşmaktan kaçınır bir tavır takındılar. Romanınızı ödüllendiren TRT seçici
kurul üyesi edebiyatçılarımız da bu suskunluğa katılır göründüler. Tavrı bütün
olarak nasıl yorumluyorsunuz?
Eleştirmenlerimizin, daha doğrusu uzun süredir yazmayanların
dışında olanların kafasında belirlenmiş, sınırları çizilmiş bir roman tanımı
var sanıyorum. Bu yüzden bir kitabı, bu ölçülere uyup uymamasına göre
değerlendiriyorlar. Belki de benim yazdığım bir bakıma karmaşık ve alışılmadık
sayfalar için henüz bir kalıp bulamadılar.
Oğuz Atay romanının
yapı, içerik ve anlatım çeşitliliği bakımından anlaşılandan farklılığı hemen
dikkati çekiyor. Anlatım özelliğindeki değişiklikler, sıçramalar ve hız, okurun
romana girmesini bir ölçüde güçleştirmiyor mu' Bu, okurla aranızda kurmak
istediğiniz bağ bakımından düşündürücü değil mi?
Ülkemizde okur sayısı oldukça düşük. Büyük kalabalıklarla
bağ kurduğu sanılan romanların bile aydınların dışında bir okuyucu kitlesi
bulduğunu sanmıyorum. Üstelik aydınlar bir de kendileri hakkında yazılanları
okumak zorunda. Bu bakımdan benim gibi yeni yazmaya başlayan birini arayıp
bulmak ve alıp okumak zahmetinin üstesinden gelmiş okuyucuların, ilk bakışta
yorucu görünen sayfalar arasında güçlük çekmeyeceğine güveniyorum. Okur yazarı
az olan ülkemizde bile, okuyucular böyle bir kitap yayımlandığını haber
alırlarsa, birçok yazarımızın aklından bile geçiremeyecekleri bir yetenekle
daha neler neler okuyabileceklerine inanıyorum. Okuyucuyu yeteneksiz sayarak,
yazmak istediklerini sadeleştirme çabasına girişenlerin de neden oturup
yazdıklarını anlamıyorum.
'Tutunamayanlar' ile
ne yapmak, neyi vermek istediniz?
'Tutunamayanlar' ile çok basit bir iş yapmak istedim: İnsanı
anlatmayı düşündüm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen
isyan edeceğini; peki herkes ne yapıyor' diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu
basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. Ben, kahramanlarının iplerini
istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların
yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim,
onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. Ya da insanlara, özellikle
tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük
meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu
sanıyorum.
Tutunamayanlar'dan
Selim Işık kimdir?
Selim Işık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. İntihar eden
bir arkadaşım Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. Belki ben
varım. (Bu cümleyi yazmayın) Adlarını saymanın sakıncalı olduğu birçok
arkadaşım var. Herkesin 'tutunan' olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı
seçen Selim Işık'la yakınlığı olmak birçok kimseye dokunur diye onların
adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü; Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı
sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine
de kimsenin yanaşamadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar' Bir arkadaşımın
dediğine göre ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum.
Henüz bir karşılık alamadım.
Ya Turgut Özben?
Turgut Özben'in durumu farklı bir bakıma. Turgut, bütün
çabasına rağmen tutunamıyor. Bu açıdan Selim kadar akıllı değil. Belki de
Turgut, bir kişinin, bir tutunamayanlar prensinin ortaya çıkarak hepsi adına
sonuna kadar dayanmasını istediği için kata, arabaya ve küçük burjuva
nimetlerine boş verip tutunamamayı seçiyor. Selim'le birlikte Selim öldükten
sonra yola çıkıyor. Son olarak bir trende görmüşler onu. Belki yolculuğu
bitmemiştir daha.
Bir de hikayeniz
yayımlandı. (Yeni Dergi, Eylül 1972 sayısında) Roman ve hikaye bağıntısı üstüne
düşündükleriniz' Bugün hala ayrı türler olarak tanımlanabilir mi?
Bugünlerde hikaye yazıyorum. Kısa yazmaktan başka bir
meselem yok; çünkü 60 sayfalık bir hikaye yazdım, bastırması güç oluyor
dergilerde. Romanda şiir, oyun, makale (hepsi uydurma elbette) gibi birçok
türden yararlanmıştım. Romanın bu bakımdan hikayeden farklı imkanları var
herhalde. İkinci romanım 'Tehlikeli Oyunlar' da özellikle oyun parçaları var.
Bunun dışında bu iki tür arasında farklar varsa onu eleştirmenler daha iyi
bilirler.
Yazarlarınızı açıklar
mısınız? Neden sevdiğinizi gerekçeleriyle.
Sevdiğim yazarların başında Kafka ve Dostoyevski'yi sayarsam
'Tutunamayanlar'ı okuyanlar için şaşırtıcı olmaz herhalde. İnsanı, bu arada
Selim Işık'ı yalnız bırakanların dünyasında böyle yazarlara da tutunamazsak
sonumuz ne olur' Gonçarov'un 'Oblomov'u bir zamanlar hepimizi çok sarsmıştı.
Stendhal, Laclos, George Eliot, Henry James, Melville, Nabokov gibi ustalardan
da etkilendiğimi sanıyorum. İnsan roman yazmak isteğine, bir yazarın dediği
gibi, başka romanlara heyecan duyarak kapılıyor. 'Hayatı roman' olanların
yazdığı pek görülmüyor.
(Pakize Kutlu, Oğuz Atay ile Konuşma, Yeni Ortam,
30.09.1972)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder